19 Mayıs 2017 Cuma

Ezgi'nin Hamilelik Günlüğü - 35. Hafta

Mutlu günler BYBO ahalisi; 

İki haftadır bahsettiğim bacağımın ağrısı iyice arttığı için baston almak durumunda kaldık. Yürüyüşüm bir nebze de olsa daha az acılı hale geldi, fakat yatmak hala işkence. Dönemiyorum, yatamıyorum, pozisyon alamıyorum. Tam hazır hale geliyorum, çişim geliyor! Çok keyiflendiğimi söyleyemeyeceğim o anlarda. Bir yandan az kaldı diye seviniyorum diğer yandan bu ağrı ile doğum konusu canımı sıkıyor. Geçecek gibi değil şimdilik, artma henüz yok ama azalmanın da olmadığı kesin. Karar vermek için 2 3 haftamız var sanırım, bu süreçte hiç geçmezse doğal doğuma elveda diyoruz, belki epidural ile normal doğum mümkün olur. Hayırlısı artık. 

Bu haftaki doktor ziyaretimde bebenin durumuna, suyuna, pozisyonuna baktık. Kafası aşağıda, pozisyonunu almış. Suyu, kilosu normal. Boyuna son iki aydır hiç değinmiyor biz de sormuyoruz. Keza yüzünü de bizimki bir kere gösterdi şimdiye kadar, onun için de uğraşmayalım demiştik. Neyse ki doktorum da ultrasonda çok uzun zaman geçirmiyor. Bakılacaklara bakıp çıkıyoruz, nasılsa doğunca görürüz boyunu, posunu. Geçtiğimiz Pazar günü benim ve eşimin arkadaşlarıyla bir kahvaltı organize ettik. Organizasyon fikri biricik arkadaşım Seda'dan çıktı. Temiz havada sohbet muhabbet modunda tam da benim istediğim gibi toplanma oldu. İrili ufaklı bebeğe hediyeler geldi, bir de üstüne program anneler gününe denk gelince tadından yenmedi. Bebekten sonra (en azından) yakın zaman içinde o kadar kalabalık grup halinde bir araya gelemeyeceğimizi düşündüğümüzden bana da eşime de bu top-lanma iyi geldi. Özellikle bacağımdan dolayı evde kısılmış gibi hissettiğim şu dönemde benim için ayrıca iç açıcı oldu, o kısmı da belirtmeden geçemeyeceğim. Bebek sahibi olmayı planlamaya başladığımız andan itibaren bu alana yönelik okumalar yaptığımı daha önceden belirtmiştim. Yaptığım okumaların başında da doğumun nasıl olması gerektiğine dair kitaplar, makaleler, BYBO yazıları yer almıştı. Tüm öğrendiklerimden kendime bir doğum planı çıkarmış, hazır da tutmuştum. Gerçekçi istekleri yazdım plana temelde; ışıkların kısılması, sezaryende bebeğin kendi kendine çıkışına müsade edilmesi, odanın ısıtılması gibi büyük ihtimalle yapılamayacak istekleri çok ele almadım. Benim için daha kritik konulara değindim. Okuduklarımdan yola çıkarak hazırladığım doğum planımı büyük ihtimalle kullanamayacak olsam bile belki yararlanmak isteyen olur diye paylaşıyorum (eğer bir hata, yanlış bilgi var ise düzeltirseniz sevinirim)


"Doğal doğumun süreçleri açılmanın ne olduğu, sancıların nasıl başlayacağı ve devam edeceği konusunda bilgi sahibiyim.Sizlerin de yardımıyla mümkün olduğunca müdahalesiz bir doğum gerçekleştirmek istiyor ve doktorumun karar vereceği tıbbi bir gereksinim olmadığı sürece aşağıdaki tercihlerimi hastane personeli olarak göz önünde bulundurmanızı rica ediyorum. Anne Adayı ile ilgili; Hastaneye girişimde "prosedür" amaçlı damar yolu açılmamasını, acil bir durumda gerekirse açılmasını, Odada mahremiyete özen gösterilmesini, Doldurulması gereken evrakların önceden verilip, tarafımca doldurmasını eğer bu durum ger-çekleşmezse o esnada resmi işler için rahatsız edilmemeyi, sezaryen ihtimaline karşı, uzun sürme ihtimali olan saatler boyu yiyip içmeme müdahale edilmemesini, acil bir durumda gerekli işlemlerin yapılmasını, Uzun süreler NST'ye bağlı bırakılmamayı, hareket özgürlüğümün sağlanmasını (yürüyüş, banyo, pilates topu üzerinde hareketler), lavman yapılmamasını, Herhangi bir tıbbi zorunluluk hali dışında sadece süreci hızlandırmak ya da kolaylaştırmak amaçlı suni sancı verilmemesini, Ben talep etmediğim sürece epidural verilmemesini, su kesesi patlatma, suni sancı verme, epiyoztomi uygulamalarının gereklilik hallerinde uygulanmasını, bekleme gibi bir seçenek olduğu sürece daima ilk olarak beklenilmenin seçilmesini, sezaryen gerekmesi durumunda; epidural anestezi ile sezaryen yapılmasını, bebek ile ilgili; Doğum gerçekleştiği an bebeğin göğsüme konulmasını, acil bir durum olmadığı sürece ilk kontrol-lerin tentene temas esnasında yapılmasını ("Doğal doğumcu" denilen doktorların genelde bu işlemi yaptığını biliyorum ama benim için mümkün olacak mı emin değilim), sezaryen doğum olma durumunda da tentene temasın es geçilmemesini (bunun yabancı kaynak-larda mümkün olduğunu okudum ama Türkiye'de yapan var mı bilmiyorum), kordon akışının sonlanana kadar kesilmemesini, İlk 30 dakika içinde emzirme konusunda teşvik amaçlı yönlendirilmelerde bulunulmasını, ilk gün yıkanmamasını istediğimi belirtirim". 

Bu yazdıklarımdan tamamen alakasız bir şekilde doğum olabileceğini biliyorum, hatta büyük ihtimalle öyle olacak, saplantılı bir şekilde böyle olmazsa kahrolurum modunda değilim. Fakat kendim ve bebeğim için en doğru olduğunu düşündüklerimi isteyip, onlar için çaba sarf etmem ger-ektiğine inanıyorum. Tabii ki burada ana olay benim ve bebenin sağlığı. Sağlıkla o hastaneden çıkmamız ilk hedefim, kimse tentene temas yapmadı diye hastalanmıyordur ya da hayatı kurtaran sezaryen oldu diye kahrolmuyordur veyahut sezaryen oldu diye "eksik anne" olmuyordur! Fakat en idealini isteyip ne çıkarsa bahtıma modunda da sakınca görmüyorum. İlk dakikalarda emzirme ko-nusu ayrı. Bu konuda (o aşamada) ne kadar baskıcı olabilirsem olmak istiyorum. Özellikle o mev-zusuda eşimi de yeterince bilgilendirdim, o da benimle aynı doğrultuda gidecektir. Yine de mümkün olmazsa dediğim gibi bebeğimin doğduğu günü kendime zehir etmem, o saatten sonra neyi nasıl yapmalıyım, o duruma odaklanarak ilerlerim. Baktım baş edemiyorum, sizlere gelirim ne yapayım diye. Yeter ki bebe de ben de sağlıkla hastaneden çıkıp, evimize gelebilelim. 

Bu hafta düzenlenecek olacak BYBO buluşmasına gidemeyecek olduğum için gerçekten çok üzüldüğümü buradan da belirtmek isterim. Bacağım resmen bana kelek yaptı! Bir sonrakinde kucağımda bebemle gitmek nasip olur umarım diyelim. Evet, bu hafta da içimi dökmeyi bitirdiğime göre yeni haftada görüşmek üzere. 

Sevgiler,
Ezgi

18 Mayıs 2017 Perşembe

Ortak Velayet Nedir?

Ne zamandır yazmak istediğim fakat fırsat bulamadığım bir mesele vardı. Boşananlar ve yeniden boşanmak isteyenler için "Ortak velayet" nedir? 

Adı üstünde, ortak velayet, eşlerin, daha doğrusu ebeveynlerin müşterek çocuk ile ilgili her konuda birlikte karar verebilmeleri ve çocuğun giderlerine birlikte katılmalarıdır. Hayatımıza nasıl girdi derseniz, anlatayım, biraz şaşıracaksınız belki. Medeni Kanun'da boşanma durumunda, çocuğun üstün yararı gözetilerek velayetin eşlerden yalnızca birine verilmesi, velayet verilmeyen ebeveyn ile de kişisel ilişki kurulması düzenlenmiş idi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Aihs) bildiğiniz üzere tarafız, dolayısıyla ek protokolleri hakkında da aynı usulle onaylama/uygun bulma yapıldığında bu protokoller de bizim için bağlayıcı. Anayasa m. 90 der ki, usulüne uygun onaylanan uluslararası antlaşmalar kanun hükmündedir. Yani devlet, iç hukukunda da onayladığı antlaşma maddelerini uygular. (Ayrıntı için tıklayınız.) İşte bahsedilen düzenlemeyi içeren Aihs Ek 7 nolu protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun 25/03/2016 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giriyor, yani o tarihten bu yana ortak velayet hükmü verilebileceği söz konusu oluyor. (Bkz link). 


Protokol metni şöyle: Aihs Ek Protokol 7, Madde 5: 

"Eşler evlilikte, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesi durumunda, kendi aralarında ve çocukları ile ilişkilerinde medeni haklar ve sorumluluklardan eşit şekilde yararlanırlar. Bu Madde devletlerin çocuklar yararına gereken tedbirleri almalarını engellemez." Hiç o zamana kadar bu kararı veren cesur hakimler veya ortak velayet talep eden uygulayıcı/yol açıcı avukatlar oldu mu bilmiyorum ancak, bu değişiklik Hakim Ömer Uğur Gençcan'ın facebook hesabından geçtiğimiz aylarda duyuruluyor. (Bu zat kim derseniz, boşanma, velayet ve (mal rejimi hariç) aile hukuku davalarının görüldüğü Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin başkanıdır.) Derken böylece, ebeveynlerin türlü yüzlerini gösterdikleri velayet meselesine yeni bir soluk gelmiş oluyor. Yerel mahkeme hakimleri, 'nasılsa kararım bozulmaz, başkan da ortak velayeti destekliyor' güvencesi ile ortak velayete hükmetmeye, avukatlar da bu sıkıcı hayatlarında yeni bir çığır açıldığı için hevesle ortak velayet talep etmeye başlıyor. Verilen ve onanan kararlar var. Fakat bu işin de artıları eksileri var. Velayeti ısrarla isteyen ancak çocuğun fiilen annesi ile yaşaması gerektiğini düşünen 'baba'lar var. Bu örneklerde çocuğun nüfus cüzdanını çıkarmak, bir okula kaydettirmek, hastanede acil ve gerekli bir durumda bir izne olur vermek anne için imkansız oluyor. Veya, kadın, gerçekte olmasa bile 'can güvenliği tehdidi' gerekçesi yaratıp şehir değişikliği yapabiliyor, çocuğu babanın hiç haberi olmayan bir şehre yerleştirebiliyor, hiç istemediği bir okula kaydettirebiliyor. Ortak velayetle bu sorunlar aşılabilir diye düşünüyorum. Fakat, 'velayet bende de olsun ve ben rıza göstermeden anne kafasına göre hiçbir şey yapamasın'cı 'baba'lara karşı bu ortak velayet işi nasıl uygulanır, kötüye kullanılır mı, sanki annenin de 'tapusu' babadaymış gibi bir düşünce yaratır mı bizim eeaarkeklerde, bunu zamanla göreceğiz. 

Ortak velayet talep etmediğiniz sürece mahkemece kendiliğinden karar verilmez. Yani siz ya da karşı taraf istemedikçe ortak velayet davada gündeme gelmez. Ortak velayet üzerinde her iki taraf da anlaşmalıdır ki karar bu yönde verilebilsin. Ortak velayet değerlendirilirken de çocuğun yüksek menfaatine bakılır. İlla siz istiyorsunuz diye, mahkeme ortak velayete hükmetmeyebilir. Çocuk için daha faydalı buluyorsa sadece babaya veya sadece anneye verebilir velayeti. Bu kurum, sadece yeni gerçekleşecek boşanma davalarında uygulanmayacak. Daha önce boşanmış iseniz, velayetin yeniden düzenlenmesi ve ortak velayet talepli bir dava açabilirsiniz. Kanaatime göre, anlaşmalı boşanmalarda, eğer gerçekten anlaşmalı boşanma ise, ('amaan boşanayım da lanet olsun, gerisine sonra bakarız' psikolojisiyle istemediğiniz bir protokolü imzalama durumu yoksa yani) bir araya gelip görüşebilecek şekilde ayrılıyorsanız, ortak velayeti gündeme getirebilirsiniz. Çocuk diğer ebeveynle yaşıyorsa, velayetin de onda kalacağı ihtimal dahilinde ise ve giderleri de karşılayabilecek durumda iseniz, istenebilir. Onun dışında, özellikle kadınlar açısından,uygulamada çok yaygınlaşmadığından temkinli olmak gerekir, diye düşünüyorum. Yani iş yine ebeveynlere düşüyor. 

Düzenleme ne getirirse getirsin, avukatınız ne talep ederse etsin, mahkeme neye hükmederse hükmetsin, vatandaşın anladığı ve uyguladığı önemli oluyor. Boşanan ve ilişkisi sona eren karı-kocadır, eşlerdir. Ebeveynler değil. Bu düşünce ile çocuk için her zaman bir araya gelme (mezuniyet, düğün, hastalık vb) zorunluluğu / ihtimali de göz önünde bulundurularak hareket edilmeli, çocuklar, eşler arasındaki kavgaya, evliliği bitiren olaylarda yaşanan hırslara kurban edilmemelidir.

Av. Hande Burma

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Çamaşır Makinesi Bakımı ve Onarımı

Mütemadiyen "çamaşır makinem koku yapıyor" şeklinde post açılıyor BYBO'da. Bu konuda birkaç şey söylemek istiyorum. 

Makinenizde koku yapan şey küf ve mantarlar. Küf ve mantarlar yaşayan organizmalardır ve her canlı gibi uygun ortam bulunca ürerler. Bu canlılar için uygun ortam besin+su+sıcaklıktır. Makinenizin içinde su ve ısı her daim mevcut zaten. Geriye kalıyor besin, onu da her çamaşırla birlikte siz atıyorsunuz. Çamaşırlarınızın iç yüzeyine yapışan deri döküntüleri makinenizdeki mikroorganizmalara besin oluyor. Şöyle düşünün: Bulaşıkları elde yıkayacaksınız. Hiç akıtmadan leğene doldurdunuz, yıkadınız. Leğenin içi yemek artıkları ve deterjanlı su ile doldu. Leğendeki suyu boşaltıp, yıkamadan ve kurutmadan dolaba kaldırdınız. O leğen kokar arkadaşlar. Yıkama esnasında deterjan kullanmış olsanız bile, yemek artıkları leğenin yüzeyine yapışır. Her yıkamada leğeniniz biraz daha kirlenir. O yüzden her bulaşıktan sonra bulaşık leğenini de yıkayıp kurumaya bırakırız. İşte çamaşır makinenize olan da bu. Çamaşır makinenizi temiz kullanmadığınız ve her yıkamada bakımını yapmadığınız sürece makineniz kokar. Çünkü deterjanlar mikrop ve bakterileri öldürse de mantar ve küfü öldürmez. Banyonuzdaki derz aralarını deterjan ve çamaşır suyuyla temizleyemiyorsunuz, hatırlayın. 

Peki ne yapmalı? 

1-) Öncelikle makineye giren besin miktarını azaltın. Yani tabakları bulaşık leğenine koymadan yemek artıklarını sıyırmak gibi. Deneme amaçlı olarak, yere siyah bir örtü örtün. Çamaşırları ters çevirip silkeleyin. Özellikle yetişkin erkek çoraplarını. İşte o gördüğünüz deri döküntüleri hep besin. Deterjan ve sıcak suyla eriyip macun kıvamına gelecek ve makinenizin her yerine sıvanacak. Mantar ve küf üretecek. O yüzden; çamaşırları makineye atmadan önce ters çevirip silkeleyin. (Bunu küvetin içine yaparsanız daha pratik olur. Her seferinde siyah örtüye gerek yok. Neden bahsettiğimi görün diye söyledim.) 

2-) Makinenizin kapağını ve çekmecesini her daim açık tutun ki kuruyabilsin. Makinenin içi öyle 1-2 saatte kurumaz. Yıkadığınız şişelerin içi ne kadar sürede kuruyor onu düşünün. Hatta banyonuzun kapısı da mümkün olduğunca açık kalsın. Ortam nemliyse makinenin içi, kapaklar açık kalsa da kurumaz. 
3-) Bence en önemlisi bu kısım. Makineyi kirlettikten sonra temizlemeye uğraşmak yerine her yıkamada temiz kalmasını sağlamak daha kolay ve verimli. Sonuçta makine kirliyse çamaşırlar da kirli demektir. Benim tavsiyem deterjanlara ve hatta çamaşır suyuna güvenmeyin. Yumuşatıcıdan ise kesinlikle uzak durun. Ne demiştik; deterjan ve çamaşır suyu, mantar ve küfü önlemez. Bu konuda işinize yarayacak en sağlıklı ve etkili malzeme sirke. Her yıkamada yumuşatıcı yerine kullanacağınız sirke hem makinenizi hem de çamaşırlarınızı arındırır. 

a-) Deterjan yerine çamaşır sodası ve sabun tozu kullanın. Soda suyun sertliğini alır, sabun tozunun etkisini arttırır. Bu açıdan önemli. Granül sabun yerine toz sabun toz sabun tercih edin. Granül sabunlar düşük ısılarda erimiyor. Yüksek ısıda ise çok köpürdüğünden taşma yapıyor. Ben Hacı Şakirin granül sabununu saydığım sebeplerden sevmedim. Dalan Roxy bu açıdan çok daha iyi. 

b-) Yumuşatıcı yerine sirke kullanın. Sirke hem çamaşırlardaki hem de makinedeki sabun artığını temizler, dolayısıyla çamaşırlarınız yumuşak olur. Daha önce de söylediğim gibi; mantar ve küf üzerinde etkili olan da sirkedir. Her yıkamada kullandığınız taktirde makinenizin düzenli temizliğini de yapmış olursunuz. 

c-) Makinesi eski olanlar için bu iş kolay. Ama yeni nesil tasarruflu makinesi olanlar sabun tozu, sirke kullanımında zorlanacaklar. Çünkü tasarruflu makineler az su kullanıyor. Bu da yeterli yıkama ve durulama yapamadıkları anlamına geliyor. Şöyle düşünün; sabun deterjandan çok daha kolay arınır. Sabun arınmıyorsa deterjan hiç arınmıyor demektir. Bu durumda tasarruflu makinesi olanların deterjanı mutlaka ve mutlaka bırakması gerekir. 

d-) Soda, sabun tozu, sirke üçlüsünden ne miktarda kullanacağınız; makinenize, suyun sertliğine, sıcaklığına, çamaşırın cinsine ve miktarına göre değişir. Ben kosla ölçeğiyle birer ölçek soda ve sabun tozu, iki küçük fincan sirke kullanıyorum.Sodayı ve sabun tozunu kazana, sirkeyi çekmeceye koyuyorum. Sadece iç çamaşırları 60'ta yıkıyorum. Gerisi en fazla 40'ta. Deterjandan çok daha iyi sonuç alıyorum. Siz de yukarıda saydığım kriterler göre kendi oranlarınızı deneme yanılma yöntemiyle bulacaksınız. Suyunuz sertse sodayı arttırın. Sentetik malzemelerde ve sıcak sularda sabun tozunu daha az kullanın. Sabun kalıntısı kalıyorsa sirkeyi arttırın gibi. e-)Tasarruflu makineniz varsa çift durulama yaptırın. Sirkeyi ikinci durulamada kullanın. Gerekirse çamaşır miktarını azaltarak yıkama ve durulama esnasında makineye su ekleyin. Bu dediğimi; deterjan kullanıyorsanız mutlaka yapın. Çünkü DURULANMIYOR. 

4-) Ve en sonuncusu. Arkadaşlar; çamaşır makinesi dediğiniz dönme hareketi yapan kettledan ibaret. Dönme hareketi çitilemeye karşılık gelir. Gerisi de zaten sıcak su ve temizlik malzemesi. Yani o ekstra özelliklerin tamamı pazarlama taktiği. Makinenizde yorgan yıkama programı, bebek programı, spor kıyafeti programı, elmas kazan teknolojisi falan olmasa da olur. Bunların tamamı fiyatı üçe beşe katlar ve tamamı gereksizdir. Elektrik tasarrufunu devir sayısını düşürerek yapıyorsa almayın. Su tasarrufu adı altında yeterli su kullanmıyorsa almayın. Unutmayın; sabun arınmıyorsa deterjan hiç arınmaz. Her yıkamada ekstra durulama yapmak zorundasınız. E o zaman nerde kaldı tasarruf. Su sıcaklığını ve programı ayrı ayrı seçebildiğiniz basit bir makine işinizi görür. Çamaşır makinesi 3-5 bin lira verilecek bir alet değildir. 

5-) Bir de unutmadan; metal yorgunluğu denen birşey var. Beyaz eşya için 10 yıl civarı. Makinenizden ömür boyu sizinle kalmasını beklemeyin yani. Onun da emekli olmaya hakkı var. Gerçi benimki 15 yıllık ama olsun. Siz bana bakmayın.

Eylem Çambel Atalar

12 Mayıs 2017 Cuma

Ezgi'nin Hamilelik Günlüğü - 34. Hafta

Ülkede çocuklar ölüyor. Çocuklar uyurken, panzer evin duvarına çarpıyor, duvar yıkılıyor. İki kardeş oracıkta can veriyor. Ana akım medyada haberi bir iki satırla geçiştirdiklerini görüyoruz, alternatif medya bunu siyasi boyutları ile ele alıyor. Fakat ben sadece ölen iki çocuğu ve anneyi düşünüyorum. İçim acıyor, ruhum sıkılıyor. Kendime kızıyorum, çevreme kızıyorum. Anneyi düşünüyorum, kahroluyorum. İki küçük çocuğu düşünüyorum. Hayatın acımasızlığını, doğduğun yer, kültür yüzünden çekebilecekle-rini, çektiklerini. Sonra oğlumu düşünüyorum. Bilerek, isteyerek dünyaya getirmeye çalıştığım oğlumu. Kendimden de eşimden de anlık soğuyorum. Bu coğrafyaya birini daha getirdiğim için kızıyorum. Fakat sonra içimde bir tekme hissediyorum, sanırım poposu. Karnıma dayanıyor, yeniden umutlanıyorum. Güzel günler gelmek zorunda diyorum, onlar için. Masum çocuklar için... Sonra uyumaya çalışıyorum, bir gece daha böyle bitiyor. 

Bu hafta ilk kez nst'ye girdim, bir sıkıntı çıkmadı. Bu süreçten itibaren kontrollerim bir hafta NST, bir hafta doktor ziyareti şeklinde gidecekmiş. Eğer tahmine uygun giderse herşey 5 - 6 sefer sürecek bu işlemler en fazla. Geçen hafta bahsettiğim bacak ağrım dayanılmaz bir hal aldı desem abartı olmayacak. Adım atamıyorum, bacağım kilitleniyor gibi oluyor. Hatta evdeki ofis sandalyesi ile tuvalete sürükleyerek götürüyorum kendimi. Duvarlara tutunarak ev içinde adım atıyorum şimdi ama daha ötesi yok. Yürüyüş, esneme olayları bitti. Yemek idareten yapar hale geldim. Doktor geçen hafta normal derken, bu haftaki ilerleme karşısında bu kadar kötü olmamalıydı diyerek ortopediye sevk etti. Orada bir sıkıntı çıkmadı. Haftaya genel cerrahiye gideceğim, kasık fıtığı ihtimalinden dolayı. Siyatikle alakası yok sadece kasık bölgesinde olan bir ağrı. Eğer bebek sinirlere baskı yapıyorsa, ağrının bebeğin büyümesi ve iyice aşağı doğru inecek olmasından dolayı artması bekleniyor. Bu durumda da normal doğum ne kadar mümkün olur kestiremiyoruz ne ben ne de doktor. Yürümek, bacakları açmak, eğilmek gibi işlemlerin tamamı şu an bu kadar acı verici boyutta iken o zaman nasıl olur bilmiyorum. Kafamdaki en kötü senaryo epidural ile normal doğum, doktorun en kötü senaryosu ise sezaryen. Bakalım bu ağrı geçecek mi? Yoksa doğuma kadar popom efsanevi boyutlara çıkana kadar yatıyor muyum? 38. haftaya kadar bekleyelim dedik bugün. Nasip, kısmet moduna girdim iyice. 

Bundan 3 sene önce ablam ilk doğumunu yaptığı zaman eşi beni aramış, ablamın doğuma girdiğini haber vermişti. Ben 40 dakika sonra hastaneye vardığımda ablamı odaya getiriyorlardı bile. Doğum başlamış, gelişmiş ve bitmişti. Yeğenim olduğu için aşırı mutluluk hissederken bir yandan da ablama karşı kızgınlık içindeydim. Nasıl bana daha erken haber vermezdi! Filmlerden bildiğim kadarı ile sancı başlayacak ve ablam doğuracaktı. Süreç zaten kısacık iken beni nasıl dışarıda tutardı! Hatta o güne kadar lohusa nedir bilmediğimden büyük bencillik içinde ablama sitem dolu bir iki laf söylemekten de kendimi almamıştım. Onun ise (neyse ki) gözü yeni doğan kızından başkasını görmüyordu. O günden bugüne geldik ve ne kadar büyük bir haksızlık yaptığımı fark ediyorum. Şu an herşeyin yolunda gittiği varsayımı ile doğumum başlasa karanlık bir odada tek başıma kalmak isteyecek kadar yalnızlığı tercih edeceğim kesin. 10 - 15 saat sürecek ortalama bir sancı ortamında hele ki inleme, bağırma gibi içgüdülerle hareket edilecek bir zaman diliminde yalnızlığı seçmek en doğru olan gözüküyor (en azından benim için). Yeterli imkanım olsa evde bile doğurmayı hastane ortamına açık ara tercih ederdim. Odamda sakin kimsecikler yokken, gerektiğinde ebenin desteği ile... Tabii ki bu durum benim için hayal ama diğer seçeneği sağlamak mümkün. 


Annelere bu fikrimi söylediğimde tahmin edersiniz ki hoş karşılanmadı. Annem zaten ablamın iki doğumda da hastaneye gitmediği için benimkine kesin gelecek gözü ile bakıyor. Kayınvalidem ise tek çocuğunun ilk bebesinin doğumuna şahit olmak istiyor. İkisine de hak veri-yorum, ama doğum benim. O süreç tamamen bana ait. Biz kapıda bekleriz gibilerinden tezlerle karşıma geliyorlar, ama onlar kapıda iken orada kalmayacaklarına eminim. Son zamanlara doğru özellikle en ufak bir durumda üzerimde gerginlik oluşturma ihtimalleri olduğu için ikisine de doğuma girerken haber verileceğini bir kere daha vurguladım. Hiç sallamadılar fakat alternatifleri de yok şu durumda. Belki doğum başladığı an kararım değişecek ve herkesi yanımda isteyeceğim bilmiyorum ama şimdilik ne kadar az kişi o kadar rahat doğum diye düşünüyorum. Epidural alırsam ya da sezaryen olursa böyle düşünmem gibi geliyor, hastaneye hazırlanıp gidip, acılar içinde kıvranmadan ilacı alıp ameliyathaneye doğru çıkınca yanında en sevdiklerini isteyebilir insan. Fakat şimdilik ablam Almanya'dan sadece doğum için Türkiye'ye gelecek bile olsa o da son saatler de yanıma katılacak gibi gözüküyor. Neyse ki o benim yaptığım bencilliği yapamayacak. Doğumdan sonra bana çok yardımcı olacağı kesin ama ilk zamanlar beni benimle bırakalım modundayım. Haziran başında geliyorlar ailecek. 38. haftamdan 40. haftanın ilk gününe kadar buradalar. Umuyoruz doğum o zamanlarda gerçekleşir. Gerçi ben geçtiğimiz Eylül ayında tam 22 gün ablamın yanında kaldım 40.haftasının sonuna kadar. NST'de hiç sancı çıkmayınca doğuma daha birkaç gün var diyerek buradaki işleri halletmek için gece eve geldim. Geldiğim gece sancısı başladı ve ertesi sabah yine Almanya'ya gitmek durumunda kaldım. Hastaneye vardığımda ikinci bebe sonrası yine ablamı odaya getirirlerken karşılaştık. Bakalım bizdeki durum ne olacak, hevesle bekliyorum. 

Bu haftalık haberler böyle. Yürüyüş en azından ev içinde rahat adım atabildiğim bir hafta beni beklesin diyorum. 


Sevgiler,


Ezgi

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım