31 Aralık 2012 Pazartesi

Arzu'nun Hamilelik Günlüğü- 21. Hafta


Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 5. Haftası burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 6 ve 7. Haftası burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 8 ve 9. Haftası burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 10, 11 ve 12. Haftaları 
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 13 ve 14. Haftaları burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 15 ve 16. Haftaları burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 17 ve 18. Haftaları burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 19 ve 20. Haftaları burada

Merhaba,

Hamileliğin bu haftaları pek keyifliymiş. İçimde bebeğim var kıpır kıpır. Sabahları, akşamları bayağı jimnastik yapıyor minik adam. Çok hoşuma gidiyor, ben de hemen onun farkında olduğumu bilmesi için karnımı okşayarak, konuşarak bebeğime karşılık veriyorum.

Sabahları uyanınca ve akşamları yatmadan önce Nerolinn’den aldığım hamile yağı ile masaj yapıyorum ve bebeğimle sohbet ediyorum. Rahmimin huzurlu karanlığında mutlulukla büyümesi için destek oluyorum. Onu çok sevdiğimizi, doğum gününü dört gözle beklediğimizi ama daha büyümesi için bayağı zamanı olduğunu, sabırlı olmamızı, hazır olduğunda onu sevgiyle kucağımıza alacağımızı anlatıyorum. Bebeğimle geçirdiğim bu birebir zamanları çok meditatif buluyorum. Kocamla birlikte olduğumuz tüm zamanlarda, o da bize katılıyor, şarkı söylüyor, karnımı okşuyor, hareketlerini hissetmeye çalışıyor. Aralarında çok güçlü bir bağ var.



Bu hafta DO-UM’dan Nur Sakallı ile tanıştım. Istanbul’un bu kadar büyük olması bazen bende sıkıntı yaratıyor ama o gün hava o kadar güzeldi ki hiç şikayet edemedim. DO-UM, Emirgan’da ve ben Bostancı’da oturuyorum. Deniz otobüsü ile kolayca gittim ve sahilde bir saat kadar yürüdüm bebeğimle. Bol oksijen, deniz havası, balıkçılar, tekneler, sandallar, martılar... Çok sevindik dünyanın bize verdiği bütün bu nimetler için.

Nur’la buluşmam çok iyi geldi. Yanında kendinizi huzurlu hissettiğiniz dünya tatlısı bir kadın. Bu ay doğum kurslarına gideceğim ama maalesef Nur, izdivaç teklifimi kabul edemeyebileceğini zira uzun nişanlılık dönemimizin sonuna gelen bebeğimizin doğumgününde bir seyahatte olmayı planladığını söyledi. Yani henüz kesin bir şey demedi ama eğer kendisi doulam olamazsa, birini tavsiye edecek. Bakalım...

Peki Doula ne yapar? İşte DO-UM’un sitesinden yanıtlar:

Bence doğum destekçisinin en temel görevi doğum yapan kadının ihtiyaç duyduğu kutsal ve mahrem alanı korumaya yardımcı olmaktır. Daha profesyonel anlamda doğum destekçisi anneye doğumdan önce, doğum sırasında ve hemen ardından fiziksel, duygusal ve bilgisel destek sağlayan bu konuda eğitimli profesyonellere denir. Yurtdışında yapılan araştırmalar doğum destekçilerinin katıldığı doğumların daha kısa ve daha az komplikasyonla gerçekleştiğini ve bu şekilde dünyaya gelen bebeklerin daha sağlıklı olduklarını ve daha iyi emebildiklerini gösteriyor.

Doğumunuza katılan bir doğum destekçisi neler yapar? 
  • Doğumunuzla ilgili planlarınızı yaparken sizi seçenekleriniz hakkında bilgilendirir ve seçimlerinizi destekler.
  • Doğumunuzun başından sonuna kadar sizinle birlikte olur (İş tanımı gereğince doktorunuz veya ebeniz bunu yapamaz. Zaten muhtemelen istemezsiniz de :))
  • Genel hastane prosedürlerini anlamanıza ve bilinçli kararlar vermenize yardımcı olur.
  • Doğumun çeşitli süreçlerinde evde ve hastanede sizi fiziksel olarak rahatlatır.  Mesela, özel masajlar yaparak, sizin için en rahat ve faydalı pozisyonlara girmenize yardımcı olarak, sizi duşa sokarak vs.
  • Etrafınızdakilerle iletişiminizde  bir aracı olarak rol alıp, ihtiyacınız olan sükuneti korumanıza yardımcı olur.
  • Bu yoğun deneyim içerisinde sukunetini koruyarak kendinize olan güveninizi artırır, herşey yolunda giderken herşeyin yolunda gittiğini farketmenizi sağlar.
  • Eşinize destek olup, onun istediği oranda doğum deneyiminize katılmasına yardımcı olur.
  • Ve saymakla bitmeyecek daha birçok farklı destek sağlayarak o gün sizin anneniz olur...
Doğum destekçisi bir sağlık çalışanı, bir ebe veya bir hemşire değildir.  Türkiye’de bu konuda bir kavram karmaşası da yaşanıyor maalesef. Doğum destekçisi elbette doğum fizyolojisi hakkında bilgilidir; bu konuda eğitim almıştır ve birçok doğuma katılmıştır. Ancak doğum destekçisi asla annenin sağğından sorumlu değildir; bu konuda sorumluluk almamalıdır.  Bu görev annenin doktoruna veya – ülkemizde nadiren – ebesine aittir.  Elbette bir ebe veya doktor da doğum destekçisi olabilir ama bunun için özel bir eğitim görmelidir. Her ebe veya doktor doğum destekçisi olamaz.

Doğum destekçiniz eşiniz veya bir yakınınız da olabilir.  Doğumunuzda yanınızda kimin olacağını seçerken kimin daha sakin kalabileceğini sorabilirsiniz kendinize.  Sizce o gün kimin gözlerinde acıma veya üzüntü değil de ¨Herşey yolunda gidiyor. Çok iyi başediyorsun.¨ mesajını göreceksiniz?

Eğer doğumunuzda profesyonel bir doğum destekçisi istiyorsanız bu kişiyi çok özenle seçmenizi öneririm.  Doğum ortamınızın nasıl olacağını o gün orada bulunan kişiler çok etkiliyor.
Profesyonel doğum destekçisi elbette bu konuda eğitimli olmalıdır.  Ama bütün bunlardan belki de daha önemlisi doğum destekçisinin nasıl birisi olduğudur.  Dr. Michel Odent’in de dediği gibi ¨Eğitimle doğum destekçisi olunmaz, doğum destekçisi sadece olunur.¨

Nasıl biridir bu doğum destekçisi?
  • Kadının bedenine ve doğumun mahremiyetine saygılıdır.
  • Meditatiftir, anda olmak konusunda rahattır ve tüm varlığını doğumunuza getirebilir.
  • Objektiftir ve sizin seçimlerinize saygılıdır; kendi tercihlerinin sizin doğumunuzu etkilemesine izin vermez.
  • Kendi enerjisinin ve doğum ortamına olan etkisinin farkındadır.
  • Kendi içsel çalışmalarını yapmıştır ve doğumunuza getirdiği ‘bagajın’ farkındadır.
  • Yargılamaz.
  • Hassastır.
  • Sakindir.
  • Ve herşeyden önemlisi sizin yanında kendinizi rahat hissettiğiniz biridir.
Gelecek hafta görüşmek üzere...

Arzu

30 Aralık 2012 Pazar

BYBO Çayı

Uzun zamandır evimizde kahve ve siyah çay içilmiyor. Önce yeşil çaya, sonra kendim hazırlayıp demlediğim bitki çaylarına transfer ettik. Aylar süren deneme yanılmalardan sonra nihayet özlediğimiz lezzete kavuştuk. Misafirlerimize de aynı karışımdan yaptığım çaydan ikram ediyoruz, bugüne kadar 2. bardağı istemeyen olmadı. Demek ki doğru yoldayız. İşte ot/çay karışımım: 
  • Rooibos
  • Kekik
  • Adaçayı
  • Yeşil çay
  • Tarçın
  • Karanfil
  • Hatmi çiçeği
  • Kuş üzümü
  • Biberiye
  • Meyan kökü
  • Kuşburnu
  • Kara hindiba
  • Zencefil
  • Nane
Bazen zerdeçal da oluyor bu karışımda ama zerdeçalı çayda tercih etmeyenler çoğunlukta olduğu için ben yalnız içeceğim zaman ekliyorum. Normal siyah çayı demler gibi demleyin ama demlik boşaldıkça üzerine kaynar su eklemeyi ihmal etmeyin. Alışkın olduğumuz çayların aksine bir demlemelik değil bu çay. Ne kadar uzun süre demlenirse o kadar lezzetli oluyor.

Otların oranına kendiniz, ağız tadınıza göre karar verin ama toz zencefil 1 çay kaşığını geçmesin aksi halde acı oluyor. Bir de rooibos'u diğerlerinden daha fazla eklemenizi tavsiye ederim. Arınma diyetinde olanlar için mükemmel bir çaydır bu! Şeker eklemenizi tavsiye etmediğimi söylememe gerek yok umarım:) Bal veya stevia ile tatlandırabilirsiniz. Ama çayı yaptığınızda şekere ihtiyaç duymayacağınıza emin olabilirsiniz. 

Dikkat etmeniz gereken bir nokta otları suyla beraber kaynatmamak/ pişirmemektir. Normal siyah çey demler gibi demlemelisiniz.

Adaçayı için Not: Tüm diğer otlarda olduğu gibi adaçayının da aşırısına kaçmamakta yarar var. Aksi halde hem bunun hem de her türlü başka otun zehir haline dönüşmesi gayet mümkün. Adaçayının içeriğinde thujone denen bir madde var. Aşırı miktarda tüketilmesi durumunda hamilelerde düşüğe varan kasılmalara neden olabilir. O yüzden hamilelere ve emziren annelere tavsiye edilmez. Bir de diğer otların mesela aromaterapide kullanılan yağları çıkarılır, masajda da kullanılır. Adaçayının yağı thujeno konsantrasyonuna neden olması yüzünden önerilmez. Adaçayı terapötik etkileri dolayısıyla üzerine bol bol çalışma yapılan ender otlardan. Hakkında diğerlerine kıyasla fazla şey biliyoruz. O yüzden bunun diğerlerinden daha zararlı/yararlı ya da diğerlerinin daha az yararlı/zararlı olduğu sonucu çıkmasın. Ve silikon meselesine dönmesin bu da :) 

Afiyet olsun!



28 Aralık 2012 Cuma

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü- Bölüm 5

Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 1. bölümü burada
Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 2. bölümü burada
Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 3. Bölümü burada
Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 4. Bölümü burada

Herkese Merhaba! 

Öncelikle, geçen haftaki yazıma göstermiş olduğunuz ilgiden ötürü hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Birçok kişi gerek buraya, gerekse diğer sosyal paylaşım ağlarına (örnek 1 ve örnek 2) konuyla ilgili hislerini ve düşüncelerini yazdı. Bazılarınıza cevap verirken, bazılarınıza veremeyişimin sebebi; herkesin, doğal olarak herkesten farklı düşünmesi ve olayları tabii ki farklı farklı algılaması. Bu durumda da, herkese cevap yetiştirmek istemedim. Fakat, bana dolaylı veya direkt, bütün yazdıklarınızı -hepsine katılamasam da- özen ve saygıyla okudum; her biri için tekrar teşekkür ederim. Kendi hikâyemi aktarma sebebim; sizlerde acıma duygusu oluşturmak değil, aksine; çocuk yapmadan önce biraz daha geniş boyutlu düşünebilmemize olanak sağlamak içindir. Hep savunduğum gibi; "Geçmişi değiştiremiyorsak, bari geleceği güzel şekillendirmeyi deneyelim." 

İçinde bulunduğumuz hafta Noel haftasıydı. Bu yüzdendir ki; pek telâşlı, pek koşturmacalı bir o kadar da heyecanlıydı. Haftanın süprizi ise, hiç beklemediğim bir şekilde sevgilimden geldi. Ben ona hediye etmek için el emeği, göz nuru bir bere örerken, o da gizli gizli bana bir hediye hazırlamış; ruhum duymadı! Noel Gecesi, sevgilim gözlerimin içine bakıp gülümseyerek verdi hediyesini. Ben açıkçası bana çikolata hediye ediyor sanmıştım. Oysa ki paketi büyük bir iştahla yırtarken "What to Expect When You`re Expecting" kitabıyla karşılaştım. Çenem, bildiğiniz o çizgi filmlerdeki gibi bir karış aşağı düşüp neredeyse dizlerime çarptı! Gerçekten hiç beklemiyordum; nasıl sevindim anlatamam...

Noel kutlamasını falan unutup hemen kitaba daldım. Zaten okumak istiyordum, fakat henüz benim için erken olduğunu düşünüyordum. Ama kitabın ilk bölümünün hamilelik hazırlığıyla ilgili olduğunu görünce daha da bir sevindim. İlk aşamada "Anneler için Hamileliğe Hazırlık" başlığı altında bir çok küçük başlık verilmiş ve bunların kısa açıklamaları yapılmış. (Bu arada, elimdeki kitap Almanca olduğu için buraya yazacaklarım tamamen Deryaca bir tercümedir. Kitabın Türkçesine sahip olup da "Ama burada başka türlü yazmışlar." demeyin sonra). 


  • Hamilelik öncesi muayenesi olun. Ayrıntılı bir muayene, doktorunuzun hamilelik öncesi sağlık sorunlarınız olup olmadığını kontrol edip ona göre önlemler almasını sağlar.
Bunu zaten ilk adım olarak yapmıştım.
Yeni bir doktor arama maceramdan zaten geçtiğimiz haftalarda ayrıntılı bir şekilde bahsetmiştim.
  • Dişçiden randevu alın. Dişçi randevusu, kadın doktoru randevusu kadar önemlidir. Ağız ve diş sağlığınızın hamileliğinizi etkilediği gibi, hamileliğiniz de ağız ve diş sağlığınızı etkiler. Bu yüzden önceden gidip muayene olmakta; gerekliyse tedavi ve bakım yaptırmanızda fayda var.
Bunu da yaklaşık bir ay kadar önce halletmiştim. Dişçiye gittiğimde, bir kaç ay içinde bir bebek planladığımı özellikle söyledim ki ona göre muayene etsin. Neyse ki herşey yolundaymış. Fakat ekstra olarak sakat olan çenem için 10 kerelik fizyoterapi reçetesi yazdı. Bu zamana kadar altı kere gittim, şimdiden çok da faydasını gördüm. Keşke bu daha önce aklıma gelseymiş.
  • Ailenizdeki hastalık geçmişini kontrol edin. Özellikle Down Sendromu, Tay-Sachs Hastalığı, Orak Hücre Anemisi, Talasemi, Hemofili, Kistik Fibrozis, Musküler Distofi ya da Frajil X Sendromu gibi hastalıkların ailenizde olup olmadığını kontrol ettirin.
Bu, melez olduğum ve baba tarafıyla bugüne kadar hiç bağlantım olmamış olduğundan benim için malesef pek mümkün görünmüyor. Sahip olduğum tüm bilgiler sadece anne tarafından.
  • (Eğer varsa) Önceki hamileliklerinize bir göz atın. Daha önceki hamileliklerinizde komplikasyonlar yaşamış iseniz, doktorunuza bundan bahsedin ki gerekli önemleri alabilsin. Mümkünse genetik bir muayene yaptırın. Ailede yatan genetik hastalıkların tanımı için doktorunuzdan genetik muayene talep edebilirsiniz.
Bu seçenek hiç aklıma gelmemişti. Sanırım benim durumumda en iyisi bunu doktoruma sormak olacak.
  • Muayene olun. Yukarıda sıralananları yaptırırken diğer sağlık testlerini de kan vererek aynı anda yaptırabilirsiniz. Böylece vücudunuzda herşeyin yolunda olup olmadığını daha ayrıntılı bir şekilde öğrenebilirsiniz.
Bu aklımda, en kısa zamanda yaptıracağım.
  • Tedaviye başlayın. Test sonuçlarınız yolunda çıkmazsa, hamile kalmadan hemen gerekli tedaviye başlayın. Aşılarınızı yenileyin. Eğer son 10 yıl içinde Tetanoz-Difteri aşısını yenilememişseniz, yenileyin. Eğer kızamık geçirmemişseniz ya da herhangi bir test sonucunda bağışıklık sisteminizin yeteri kadar kuvvetli olmadığı anlaşılırsa, bunun önlemini alacak aşılarınızı yaptırın.
İlk muayenemde doktor kızamık geçirip geçirmediğimi ve kızamık aşısı olup olmadığımı sormuştu. Küçükken karma aşı olduğumu ve bütün çocukluk hastalıklarını geçirdiğimi söylemiştim. Fakat tetanoz ve difteri aşısından bahsetmedi. Bir dahaki ziyaretimde sorayım madem.
  • Kronik hastalıklarınızı kontrol altına alın. Eğer herhangi bir kronik hastalığınlız varsa, bunu doktorunuzla mutlaka paylaşın ve bunun hamilelik için bir sorun olup olmayacağını öğrenin. Hamile kalmadan önce hastalığı kontrol altına alın.
Ah şu migren, ah...! 

  • Doğum kontrolünü bırakın. Eğer doğum kontrol hapı kullanıyorsanız, doktorunuza hamilelik planınızdan bahsedin ve hapı bırakın. Birçok doktor, hapı - ya da diğer hormonal doğum kontrol yöntemlerini- bıraktıktan sonra, hamile kalmak için en az iki ay beklenmesini tavsiye ediyorlar. Bunun nedeni, vücudun tekrar kendi doğal ritmine dönmesi ve yumurtlamanın düzenlenmesi.
  • Yediklerinize dikkat edin. Sağlıklı beslenmeye başlamak için asla erken değildir, o yüzden hamile kalmayı beklemeden; hemen şimdi sağlıklı beslenmeye başlayın. Hazırlık döneminde vücudunuza takviye edeceğiniz en önemli besinlerden biri folik asittir. Bunun yanında, mineral ve vitamin bakımından zengin yiyecekleri sofranızdan eksik etmeyin.
Evet, Noel dolayısıyla ipin ucunu 3,5 kilo kadar kaçırmışım! Noel ertesi itibariyle hemen sağlıklı beslenme ve spor programıma acil bir dönüş yaptım.
  • Vitamin takviyesi alın. Doktorunuzun da tavsiyesiyle, hamile kalmadan en az iki ay önce folik asit ve vitamin takviyelerine başlayın.
  • Kilonuzu kontrol altına alın. Fazla kilolu olmak kadar, gereğindan az kiloda olmak da doğurganlığınızı etkiler. Bu yüzden dengeli ve sağlıklı bir beslenme programıyla hamile kalmadan önce ideal kilonuza ulaşmaya çalışın. Fakat bunu yaparken şok diyetler uygulamaktan kaçının, gerekirse hamilelik planınızı bir kaç ay erteleyin.
Bu kilolar zaten hep dert, hep dert! Yazmak kadar kolay değil yapmak, ama yapacağız; çare yok. Bundan sonra çikolataymış, kekmiş, patlamış mısırmış yasak! Onların yerine gelsin bol tahıllı ekmekler, salatalar, sebzeler. Tabii regl zamanlarındaki tatlı krizine nasıl bir çözüm bulmak lazım; orasını yıllardır hâlâ çözemedim. Varsa bir önerisi olan, beri gelsin.
  • Forma girin, ama bunun için kendinizi strese sokmayın; rahat olun. 
Sanırım ben biraz fazla rahatım. Azıcık strese girsem kimseye bir zararı dokunmaz!
  • İlaç dolabınızı gözden geçirin. Hepsi olmasa da bazı ilaçlar hamilelik dönemi için tehlike oluşturur ve bu süre içinde kullanılmaları tavsiye edilmez. Eğer düzenli ilaç alıyorsanız, bu ilaçları hamilelikte zararlı olmayanlarla değiştirip değiştiremeyeceğinizi mutlaka doktorunuza sorun.
  • Daha az kahve için. Bir çok araştırmacı, günlük iki fincan kahvenin (ya da aynı oranda kafeinli içeceklerin) hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde zararlı olmadığını belirtmiş. Kafein alımınızı bu sınırlarda tutun, yapamıyorsanız tamamiyle kesin.
Ben zaten iki bardaktan fazla içmiyorum. Yerine göre bakacağız artık. Tamamen kesmesem de daha da azaltmayı düşünüyorum; ne olur, ne olmaz.
  • Alkol alımını sınırlayın. Her ne kadar bir bardak, hamilelik öncesinde çok zararlı olmasa da; alkol, doğurganlığınızı etkiler. Ayrıca alkol aldığınız dönemlerde farkında olmadan hamile kalmış olma olasılığınız da var. Bu yüzden, hamileliğe hazırlık döneminde, alkolü tamamen kesin.
Zaten içmem; migreni azdırıyor. 
  • Uyuşturucuya "hayır" deyin. Marihuana, Kokain, Crack, Eroin ve diğer uyuşturucuları kullanmayı hemen bırakın.
Bence bunun için illâ hamilelik dönemini beklemeye gerek yok; hayatın her döneminde hayır! 
Çoktan bıraktım; kendimle gurur duyuyorum. Ama söylemeden edemeyeceğim; sokakta pusetlerin dibinde, hele hele karnı burnunda hamile olup da sigara içenleri gördükçe kalbime bir hançer saplanıyormuş gibi oluyor! Yapmayın yahu! 

  • Gereksiz röntgenden kaçının. Eğer sağlık durumunuzdan dolayı mutlaka röntgen filmi çektirmek zorundaysanız; üreme organlarının ışınlardan olabildiğince korunması ve ışın dalgalarının mümkün mertebe azaltılması gerekir. Bu yüzden olası hamilelik durumunuzdan, röntgeni çekecek olan kişiyi mutlaka haberdar edin.
  • Finans durumunuza göz atın. Bir bebek, size tahmin ettiğinizden daha pahalıya patlayabilir. O yüzden, hamile kalmadan önce partnerinizle oturup konu hakkında açıkça konuşun, gerekiyorsa ilgili makamlardan, sizi bu konuda bilgilendirecek kişilerden yardım isteyin.
  • Sabırlı olun. Bebeğiniz, planladığınız tarihte gelmeyebilir. Ümitsizliğe düşmeden, sabırla denemeye devam edin.
Sadece Mayıs`ta deneyeceğimizi göz önüne alırsak, bu ihtimalin çok farkındayız; evet. İlk seferde, herşey yolunda gitse bile hamile kalma oranı sadece %25.
  • Rahatlayın. Bu, belki de yapmanız gereken en önemli şeylerden biri; gevşeyin, rahat olun. Sinir ve stres doğurganlığınızı en çok etkileyen baş etkenlerdir. Meditasyon teknikleriyle günün stresinden uzaklaşmaya çalışın.
Daha önce de farketmiş ve değinmiş olduğum gibi, hamileliğe hazırlanmak uzun bir süreç. Adım adım yapılması ve dikkat edilmesi gereken bir sürü şey var. Yukarıdakileri sıralarken, bazılarını yapmış ve yapıyor olduğumu görüp sevindim; bazılarını da yapmam gerektiğini farkedip dikkat kesildim. Umarım size de bir faydası olmuştur. Bitirmeden önce iki sorum olacak: 
  1. Siz hamileliğe nasıl hazırlandınız, hamile kalmadan önce nelere dikkat ettiniz? 
  2. Kitabı elime aldıktan sonra internette araştırdım ve aynı yazarın "What to Expect Before You`re Expecting" adında bir kitabı daha olduğunu gördüm. Aranızda okuyan var mı? Tavsiye eder misiniz? Acaba elimdeki kitabın tamamını okumadan (malum, kitap hamilelikle ilgili ve ben henüz hamile değilim) acaba o kitabı mı okusam? 
Bir sonraki yazıya kadar esen kalın. 

Sevgiyle, 
Derya

24 Aralık 2012 Pazartesi

Arzu'nun Hamilelik Günlüğü- 19 ve 20. Haftalar

Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 5. Haftası burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 6 ve 7. Haftası burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 8 ve 9. Haftası burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 10, 11 ve 12. Haftaları 
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 13 ve 14. Haftaları burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 15 ve 16. Haftaları burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 17 ve 18. Haftaları burada

Merhaba,

Geçen hafta doula ve ebe aradığımdan bahsetmiştim. Doktorumdan ve hastaneden çok uzakta yaşıyorum. Çok acil bir durum olur mu? Olursa hastaneye nasıl yetişiriz? Ya vardığımızda çok geç olursa? Herşey normal gelişse de ikinci safha için aklımdaki diğer korku: hastaneye nasıl gideceğim? Arabada doğurmak gibi bir endişem yok sadece evimin rahatından ve güveninden uzakta arabayla yer değiştirip, hastaneye gidersem doğumum kesintiye uğrar mı? Hastanede, ağrıyla başedemezsem, ilaç/ağrı kesici/epidural ister miyim? Hastanede, benim anlayamadığım nedenlerden ötürü bana veya bebeğime istemediğim müdahalede bulunurlar mı? Doğumda benim isteklerime saygılı olacaklar mı? Sırt üstü yatmadan, ayakta, uygun tekniklerle, doğum destekçimle birlikte kendi başıma doğurabilecek miyim?

Ebe veya doula için önümde üç seçenek var gözüküyor:

1- DO-UM: Nur Sakallı. Umarım, Mayıs ayında müsait olur ve onunla birlikte doğurabilirim. Henüz Nur’la konuşma fırsatım olmadı çünkü yurtdışında.

2- Hamile Okulu: Ebe Asude Oflaz: Asude hanımla randevulaştık. Ben Bostancı’dan Akatlar’a gittim. Hamile kaldığımdan beri Istanbul’da toplu taşımayı pek kullanmamaya gayret ediyorum ama o gün vapur, deniz otobüsü, dolmuş, metro, otobüs,taksi hepsine bindim. Neyse ki güneşli bir gündü. Asude hanım’ın ofisini çok güç buldum. Yani, Istanbul’da Açelya Sok. No:49 taksi şöförlerine pek bir şey ifade etmiyor maalesef. 

- Abla sen nereyi arıyorsun?
- eeee ebemi!
(diyemedim tabii)
- doktor randevum var da...


Neyse, bulduk ama üzerinde tabela vs hiçbir şey yok. Tereddütlüyüm. Kapıyı çaldım. Kimse yok. Kapıyı tekrar çaldım. Kimse yok. Asude hanım’ın cep telefonunu aradım, cevap yok. Ofis numarasını aradım, bir kadın çıktı ve bana bağırdı: “Yeter artık, bu numarada ebe falan yok, herkes beni arıyor!” Web sitesindeki telefon numarası yanlışmış. Asude hanım’ı tekrar aradım, yine cevap yok. Ofis numarasını yanlış mı yazdım acaba diye kontrol ettim, hayır doğru yazmışım, yine aradım, kadın bana yine bağırdı. Yani, ebe yok. Cep telefonu yanıt vermiyor. Ofis telefonu yanlış. Ofisin önünde olduğumu düşünüyorum ama emin değilim. Kapıyı kimse açmıyor. Bostancı’dan kalkıp bunlar için Akatlar’a gelmişim. Karnım burnumda, çişim var, eve dönmem lazım. Sinirim de burnumda!

Neyse, eve döndüm. Tam 4 saat sürdü, gidip gelmem. Tam evde tuvalete koşarken Asude hanım aradı.

- Arzu hanım, Asude ben!
- Evet?
- Nasılsınız?
- Bomba! Siz?
- Ben bir annenin yanındayım
- Evet?
- Onun için aradım
- Asude hanım, ben geldim sizi bekledim ve döndüm
- Aaa sekreter haber vermedi?
- Hangi sekreter??
- Ofise gitmediniz mi siz?
- Valla, ofis olduğunu düşündüğüm bir adrese gittim. Kapı açılmadı.
- Aaaa yok muymuş sekreter?
- Yokmuş. Ofis telefonunuzu da yanlış yazmışsınız web sitenize...
- Yok canım, olmaz öyle şey!
- Arayın bence bir kere, çıkan kadına da durumu açıklayın
- Sekreter niye kapıyı açmamış ki?
- Valla, doğru soru: ¨sekreter nerdeymiş?¨ olmalı. Bir de nezaket icabı en azından, randevumuza icabet edemeyeceğinizi bu sekreter bana bildirseydi de bu kadar yolu gelmeseydim ve size bu kadar kızgın olmasaydım!
- Aaaay çok ayıp oldu!
- Oldu valla
- Hiç istemezdim
- Tabii, kimse istemezdi ama oldu işte!

Asude hanımla olan ilişikim de bu şekilde sonlandı. Kendisine olan güvenim sarsıldığı için tekrar buluşmak istemiyorum.

3- Hakan Çoker: Çok emin değilim. Henüz irtibata geçmedim. Bakalım. Bu konuda daha çalışmam gerek.

20. Hafta

Bu haftanın en heyecanlı haberi, karnımda hissettiklerim aslında gaz değilmiş!

Bebeğin hareketleri artık bayağı belirli. Tuhaf bir duygu. Bazen kaşınma gibi, bazen seyirme gibi, bazen sağımda, bazen solumda, bazen içimi gıdıklıyor.
Kocam henüz dışarıdan hissedemediği için biraz kıskanıyorJ Deniz kenarında balık çağırır gibi çağırıyor karnımı okşayarakÇok da güzel bir duygu, gerçekten içimde, benim büyüttüğüm bir can var.

Yavaş yavaş gün içinde, farklı zamanlarda ama sürekli bebeğimin hareketlerini hissediyorum. Hissetmediğimde huzursuzlanıyorum. Ayurvedik beslenme kursuna gittiğimde şöyle bir şey öğrenmiştim: Doğumdan sonra bedeninizde kocaman bir boşluk oluşur ve bu ciddi dengesizlikler oluşturur. O zaman anlamamıştım pek, yani fiziksel bir şey diye düşünmüştüm. İçimdeki o kadar sıvı, fazla kan, bebek, rahim vs küçülecek,çıkacak ve boşluk oluşacak. Evet, bu fiziksel tarafı doğru ama bir de bebeğin artık içimde olmayacağı o zamandaki boşluğu anladım ve tekrar hamile kalmayı neden isteyebileceğimi de anladım.

Doğum Kursu / Ebe / Doula arayışım hala sürüyor. Hakan Çoker’in Doğum Akademisi’nde her Çarşamba ücretsiz ebe-gebe toplantısı var. Toplantıya gittim ve Ebe Serpil Varlık ile tanıştım. Bir çok değerli bilgi öğrendim ve daha once vermiş olduğum şu karar pekişti:

-Doğum başladığında ilk safhayı evde bir destekçiyle geçir. İkinci safhaya geçtiğinde hastanede ol.

-Öncesinde doktorunla çok gerçekçi konuşmalar ve anlaşmalar yap. Neleri istemediğini, neleri yapmak istediğini söyle. Bir doğum destekçin olacağını ona söyle. Onunla işbirliği yapmasını istediğini söyle.

Hakan Çoker’in doğum kurslarını biraz ticari buluyorum, 20 çift geliyor, biraz da kalabalık bence.

DO-UM’un kurslarına gitmeye karar vereceğim gibi geliyor bana... Sadece 5 çift oluyor çünkü. Ve Nur Sakallı da doulam olursa, ohh çifte kaymaklıJ  Hem yoga ile aşinalar, hem de bu işi ilk başlatan onlar.

Gelecek hafta görüşmek üzere!

Arzu

22 Aralık 2012 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü- Bölüm 4

Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 1. bölümü burada
Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 2. bölümü burada
Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 3. Bölümü burada

Geçen haftaki doktor arama maceramdan sonra bugün, neden çocuk yapma konusunda bu kadar hazırlığa ihtiyaç duyduğuma değinmek istiyorum. 

Şurada da belirttiğim gibi ben melezim, bununla birlikte anne-babasız bir ortamda büyüdüm. Çok gençlermiş evlendiklerinde, düşünmeden beni dünyaya getirivermişler...

Aşk evliliği yapmışlar yapmasına ama, kendileri çocukmuş daha. "Çocuk yapmak" sanki bir kuralmış gibi, illâ olması gerekiyormuş gibi davranmışlar;  ikinci adımı düşünmeden... Sonrasında ne olmuş; bana bakamayıp ben daha bir buçuk yaşlarındayken anneannemle dedemin yanına, İzmir`e göndermişler. Altı buçuk sene önce, Almanya`ya taşınana kadar o evde, anneannemle birlikte yaşadım.

Ben üç yaşındayken boşanmışlar; babam başka şehire gitmiş, annem babaocağına dönmüş. Ama hastaymış, böbrek yetmezliği varmış. Önce diyaliz, sonrasında böbrek nakli. Kendimi bildim bileli hep hastaydı. Bana hamileyken doktorlar uyarmışlar; "Bu gebelik tehlikeli, alalım." demişler. Dinlememiş onları.  Ama doktorların dediği çıkmış ve hamileliğinin sekizinci ayında gebelik zehirlenmesi geçirmiş. Bu, her ikimizin de hayatını tehlikeye attığı için, doktorlar beni apar topar sezaryenle dünyaya getirmişler.


Annem hep hasta olduğu için, bana anneannem baktı. Anneme kızan babam, beni ben daha 4 yaşındayken annemden kaçırıp, tanımadığım başka bir ailenin yanına verdi. Kendisi de bakmadı yani. 11 ay boyunca orada burada, başkalarının yanında kalmışım. Beni anneme geri verdiğinde tanımamışım annemi. Öyle böyle derken seneler hep annemin anneannemle ve dayılarımla olan bitmez tükenmez kavgalarıyla geçti. Ben, öylece ortada, Afrikalı bir adamdan ve hasta bir anneden olma bir çocuk olarak gezdim hep. Yine de yaratılış olarak mutlu bir çocuktum; kimselere sorun çıkarmazdım. Gerçi, öyle büyütüldüm: "Annen, baban bizi yeteri kadar üzdü; sen sakın ha problem çıkarma!" dendi hep ve ben hep sustum.
16 yaşına geldiğimde, ilk gençlik heyecanları, anneme en çok ihtiyacım olduğu dönemlerde o, evdeki kavgalardan uzaklaşmak için internette hiç tanımadığı, Almanya`da yaşayan bir adamla evlenmeye karar verdi. Gelip bana sorduğunda, ben hiç kendimi düşünmeden; "Mutlu olacaksan git annecim." dedim, dün gibi gözümün önünde. Hastaydı, mutsuzdu; mutlu olsundu. Ve beni bırakıp gitti.  Tamamen savunmasız, korunmasız kalmıştım. Allah razı olsun, bana baktılar ama dayılarım ve anneannem üzerimde anlamsız, insanı yok eden baskılar kurdular hep. Bütün gençlik yıllarım karanlıklara gömülmekle ve anne özlemiyle geçti. Annem gittikten sonra üzüntüden saçlarım döküldü, psikolojim bozuldu.

Babam, annem gidince yeniden ortaya çıktı. Fakat, bana destek olmak yerine beni kullanmayı tercih etti. Kendisi Afrikalı olduğu için Türk Vatandaşı değil. Ben Güzel Sanatlar`da öğrenciyken, kendine bir takı dükkânı açtı. Oranın kirasını ve telefonunu, ayrıca kendi evinin telefonunu üzerime yaptı. Onun ipiyle kuyuya inilmezdi, herkesi dolandırırdı o. Fakat babamdı, bana bir şey yapmazdı. Beni tehdit etti, "Bir daha bana baba diyemezsin." dedi. Annem de gitmişti, bir babam kalmıştı. Kaybetmek istememiştim. İstemeye istemeye imza attım bütün kontratlara. Sonunda bütün borçları üzerime bırakıp ortadan kayboldu. Ben 22 yaşında bir üniversite öğrencisiydim, hiç param yoktu. Dersteyken, beni icra avukatları arıyor ve eğer gittikçe katlanan borçları ödemezsem beni hapse atmakla tehtit ediyorlardı. Birincilikle girdiğim, çocukluk hayalim olan güzel sanatları daha fazla yapamaz olmuştum. Sürekli ağlıyor, dalıp dalıp gidiyordum. Aile denilebilecek kim varsa çevremde, yardım isteyemiyordum. Çünkü ben sorun çıkarmamalıydım. Bütün kapılar kapalıydı. Bir sabah uyandığımda çenemi açamadım; bir buçuk sene kilitli ve deliler gibi bir çeneyle dolaştım; hâlâ sakattır çenem. Buna rağmen stresin ve üzüntünün bana neler yaptığını kimse görmüyor, kimse yardım elini uzatmıyordu. Ben zaman geçtikçe, daha da derin bir bunalıma sürükleniyordum. Hayatımda ilk ve en çok güvenmem gereken insanlar, bana durmadan en çok zarar verenler olmuştu.

Borçlar bir şekilde ödendi, babam sınır dışı edildi, ailedeki baskılarsa hep devam etti. Bir süre sonra, artık Türkiye`de yapamayacağımı anlayan annem, beni birden bire Almanya`ya aldı.  Ben, o zamanlar çok büyük bir depresyondaydım.  Öyle ki, neredeyse çevremde olup biten hiç bir şeyi algılayamayacak durumdaydım. Almanya`ya geldiğimde de daha iyi bir atmosferle karşılaşmadım. Annem, mutsuz evliliğinin acısını benden çıkarıyordu. Fakat, yine de benden destek alıp boşanma davası açtı. İkimiz birden bir savaşın içine girdik, ben daha kendi savaşımdan çıkamamışken. Bu arada, hayatımızda ilk defa yalnız kalıyorduk. Birbirimizi tanımaya başladığımızda anladım ki, o aslında benim kafamda canlandırdığım "anne" değildi; hiç olmamıştı. Geçimi çok zor, çok egoist ve hırçın biriydi. Bense aslında hayat enerjisiyle çok dolu, ılımlı ve aslında mutlu biriydim. Çok çatıştık, yıllar boyu... 

Ben, tüm bunlardan sonra, en sonunda kendi hayatımı kurabilmişken anladım ki, aslında hiç de normal değilim. Ömrüm boyunca annem ve babamın bana yaşattıklarından sonra hem ruhum, hem de bedenim çok yorulmuş. PTSD denilen, Türkçesi "Travma Sonrası Stres Bozukluğu" olarak adlandırılan bir duruma gelmişim; hiç suçum yokken...  Şimdi, kendim bir çocuk sahibi olmaya korkuyorum.  Çünkü bazen, nedenini bilmediğim, muhtemelen geçmişteki yaşanmışlıklarımdan dolayı verdiğim ani tepkiler olabiliyor. Bu tip tepkileri, küçücük ve günahsız bir bebeğin yanında verdiğimi düşünemiyorum, içim acıyor.  Ki malesef, terapi gördüğüm doktor da bunu onayladı geçen hafta.

Terapideyken nasıl ağladım bilemezsiniz... Sırf yumurtasından ve sperminden oluştuğum o insanlar yüzünden ben, aslında, çocuk sahibi olmaya pek uygun değilmişim. Haddinden fazla yıpratırmış çocuk beni. En ufak bir stres olayı bile beni artık yerden yere çarparken, çocuk, tamamiyle derbeder edermiş. Ama ben yılmayacağım; tüm o yaşananlar benim suçum değildi. Ayrıca ben hastalıklı bir ruhla doğmadım; yardım alırsam düzelebilirim. Nefret, hırçınlık bozuyorsa; sevgi ve iyilik o hasar görenleri iyileştirir, öyle değil mi?
Yıllar önce kendime bir söz vermiştim; çocuk hasretinden ölsem bile, kendim iyice hazır olmadan asla bir çocuk sahibi olmayacağım. Benim annem ve babam, bir çocuk sahibi olmamalıydılar. Ya da yaptıkları çocuğa sahip çıkmalıydılar; ya birlikte ya da ayrı ayrı aile olmalıydılar. Ama bu denli zarar vermek yerine bana "aile" olmalıydılar.

Hamile kalmak, çocuk doğurmak; dünyanın en kolay işi.  Peki ya sonra? Tüm o çocuklara ne oluyor? Anne ve babadan oluşan, sevgi dolu bir aile istisnasız ver çocuğun hakkı değil mi? Bu yüzden, biz büyüklerin artık körü körüne çocuk sahibi olmaktansa, artık biraz bilinçlenmemiz gerekmez mi?


Geçmişi ne yazık ki değiştiremem, ama hem bedenimi, hem de psikolojimi hazırlamak için yeteri kadar zamanım var. Vazgeçmeyeceğim; Allah da izin verirse, annemle babamın yaptığı hataları yapmayacağım. Nasip olur da bir çocuk sahibi olursak, işallah ona sevgi dolu bir aile verecek ve her zaman yanında, ona destek olacak bir anne olacağım.

İşte böyle... Şimdi siz söyleyin; çocuk yapmak, dünyanın en düşünülerek yapılması gereken şeyi değil de ne? Her şeyin kaynağı bizsek eğer, içimizde oluşuyorsa eğer bir can; ona sağlıksız, mutsuz ve bencil bir dünya vermek neden? Körü körüne, hiç düşünmeden hareket etmek neden?


5. Haftada görüşmek üzere...

Sevgiyle,
Derya

19 Aralık 2012 Çarşamba

Sandy Hook Katliamı ve Düşündürdükleri


Önümüzdeki hafta Noel... Çocuklar Noel Baba’dan istedikleri oyuncakların listesini hazırlıyorlar, anneler babalar süsledikleri ağaçların altına yerleştirecekleri hediyeleri tamamlamaya çalışıyorlar. Aileler tatilde biraraya gelebilmek için seyahat hazırlıklarını tamamlıyorlar. Her sene olduğu gibi bu sene de tüm ülkede yıl sonu heyecanı, sevinci var. Bir yer hariç: Sandy Hook.

Akıl hastası bir çocuğun silah sevdalısı annesinin gayet ulaşılabilir yerlerde sakladığı yarı-otomatik bir savaş silahını kapıp, yaşadığı yerin ilkokulunu kana bulamaya karar vermesinin üzerinden 5 gün geçti. Ben kendimi toparlayıp olay yerini ziyaret etme cesaretini ancak pazartesi günü gösterebildim. Hissettiklerimi, düşündüklerimi kağıda dökmeyi ise ancak şu an başarabiliyorum.

Bu olay yalnızca Sandy Hook ve Amerika için değil tüm dünya için bir dönüm noktasıdır. 6 yaşındaki çocukların hayatına böylesine vahşi bir biçimde kastedilebileceği hiçbirimizin aklına gelmezdi. Demek ki bu da olabiliyormuş. Demek ki hiçbirimizin yaşadığı yer, gittiği okul, oynadığı park güvenli değil. Demek ki çocuklarımızın başına her an her şey gelebilir ve biz hiç bir şey yapamayız! Hani günlerdir beklenen o ¨kıyamet¨günü var ya? Işte o gün Sandy Hook felaketinin yaşandığı gündür. 20 çocuğun katlediği, yüzlerce çocuğun masumiyetinin bu yaşta ellerinden alındığı gündür.

Olay gününden beri herkes suçlu/sorumlu aramaya başladı. Çoğunluğun işaret ettiği mesele silah sahibi olmanın bu kadar kolay olması meselesi... Ben de sorunun bu olduğuna katılıyorum ancak bunu tek neden olarak gösteremiyorum. Silah sahibi olmak nefs-i müdafaa’yı mümkün kılmak için hak sayılabilir ama bu hakka sahip olmak da bu kadar kolay olmamalı. Hiç bir ülke için bu kadar kolay olmamalı! Bu çok tartışma götürür bir şey değil. Hali hazırdaki ¨silahlanabilme¨ yasasının  değiştirilmesi ve silah sahibi olma sürecinin uzun ve daha zor bir süreç olması gerektiği NRA üyelerinin bile savunduğu bir gerçek artık.

Katliamı gerçekleştiren Adam Lanza asperger sendromu hastası imiş. Felaketi bu ya da otizm spektrumundaki bir başka rahatsızlığa bağlayanlar oldu ki bu da akıl hastalıkları konusunda ne kadar az yol aldığımızın göstergesi. Amerika gibi ARGE’ye müthiş yatırımlar yapan bir ülkenin her geçen gün oranı daha da artan akıl hastalıkları üzerine tatmin edici miktarda çalışma yapmıyor (yapamıyor) oluşunu hayretle karşılıyorum. Sürekli aynı sorular etrafında dönüp dolaşıyoruz. Bu sorular sadece nedenlerle sınırlı değil, gelişimle de ilgili. Adam Lanza’da arabasına atlayıp hiçbir ilişkisinin bulunmadığı bir ilkokuldaki çocukları katletme isteği doğuran nedir? En ufak bir malumatımız yok.

Otizm spektrumdaki  hastalıklarda aile bireyleri ve tanıdık insanlara karşı yönlendirilenler dışında agresif tepkiler gözlemlenmiyor. Planlı ve silahlı tepkiler ise hemen hemen hiç gözlemlenmiyor. Bu konuda kendi oğlundan örnek vererek çok güzel bir yazı yazmış blogunu çoğu zaman ilgi, bazen de kızarak takip ettiğim Emily Willingham. Her şeyden önce bu felakete çok da bilgi sahibi olmadığımız hastalıkları neden olarak gösterip pekala empati yapma yeteneğine sahip olan çocukları ve ailelerini üzmeyelim. Bu bağlamda tartışması yapılabilir olan üçüncü mesele psikyatrik ilaçlar ve yan etkileri meselesidir. Lanza’nın hangi ilaçları aldığı ve bu ilaçların onun üzerinde nasıl bir etki bıraktığını bilmiyoruz. Yapacağım herhangi bir yorum bu konuda yeterince bilgi sahibi olmadığım için spekülasyondan öteye gitmeyecektir. Ancak yan etkileri şiddet ve intihara eğilim olan ilaçlar kullanıyordu ise o zaman kontrolsüz ilaç kullanımına olan karşıtlığım kat kat artacak ve bu konuda ihmali bulunan herkesi suçlamaya hazır olacağım.

Açıklığa kavuşması gereken bir diğer konu da Lanza’nın sanal hayatla ilişkisi. Bilgisayarında yapılan aramalar hard-disk’i parçalandığı için sonuçsuz kalmış ama böyle bir imhaya gerek duymuş olması saklayacak çok şeyi olduğunu gösteriyor. Sanal hayatta geçirilen zaman çocuklarımızın sağlıklı gelişimini ve hayatlarını ciddi anlamda tehdit ediyor. En başta bilgisayar oyunları olmak üzere her türlü ¨gerçek olmayan¨la ilişki çocuklarımızı asıl yaşamdan, empati yapma yeteneğinden, sosyal hayattan, insani ilişkiler kurma becerisinden uzaklaştırıyor. Lanza’nın yaptığını ancak hareketin sonuçlarını tartamayan, gerçeklikten uzak bir insan yapabilir. Bir ilkokulu basarak çocukları savaş silahıyla katletmek tahayyül edilebilir, akla mantığa vicdana sığabilir bir şey değildir. 

Hiç birimiz bir çocuğun hayatının bu şekilde sonlanabileceğini düşünemeyiz. Benim de herkes gibi olayı duyduğumda ilk yaptığım çocuğuma sımsıkı sarılmak ve kötülüklerin ondan ve bütün çocuklardan uzak durması için dua etmek oldu. Bu öyle korkunç bir olay ki kalkıp yerinde görene kadar gerçekliğinden şüphe duyuyorsunuz. Ben de katliama tanıklık edenleri görene kadar gerçekliğinin farkında değilmişim, onu anladım. Kendimi bebekleri katledilen ailelerin yerine koyuyorum. Acılarını hissediyorum, paylaşmaya çalışıyorum... 

Ben bu cumartesi kızımın doğum gününü kutlayacağım ama onlar için hiçbir kutlama, kutlama değil artık. Hayat bambaşka bir yöne doğru seyrediyor. Bu katlanılması zor günlerde kendilerine tekrar tekrar sabır ve dayanma gücü diliyorum.

Gördüğünüz fotoğraflar 17 Aralık 2012 tarihinden.



































Son karelerde gördüğünüz çocuk Sand Hook öğrencilerinden biri. Terapötik köpeklerle birlikte...

Katliamda hayatını kaybeden çocuklar ve öğretmenleri...


Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım