1 Şubat 2013 Cuma

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü- Bölüm 10

Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 1. bölümü burada2. bölümü burada, 3. Bölümü burada4. Bölümü burada5. Bölümü burada6. Bölümü Burada7. Bölümü Burada8. Bölümü Burada, 9. Bölümü burada

Herkese Merhaba, 

Aman ne stresli bir haftaydı yahu! Vallahi en heyecanlı aksiyon filmlerini aratmazdı. Bir kere sevgili sümüklü böceğim bu hafta, onu tanıdığımdan beri ilk defa hastalanıp yataklara düştü. Hemen, bütün hünerlerimi döktürüp bildiğim bütün şifa çorbalarını yaptım, çaylar içirdim. Geçen sene de böyle hasta oluyor gibi olduğunda, ayağa kaldırmıştı bunlar onu. Fakat bu sefer o derece çabuk etki etmediler malesef. Hâl böyle olunca, Pazartesi günü, sabahın te körlerinde hemen doktorun yolunu tuttuk. Ben, ilaç almak için gidiyoruz sanıyordum. Bekleme odasında ¨ Acaba hemen antibiyotik almasan mı? Bak, öyle çok ateşin de yok. Bitkisel bir şeyler alalım, ben iyi ederim seni." demeye başladım. Meğersem o da öyle istiyormuş ve biz aslında işyerine vermek üzere rapor almak için gelmişiz. 


Bu arada, doktoru beklerken odasının ne derece zevksiz döşendiğini farkettim. Bu derece mi kötü olabilir seçilen renkler... hele hele o birbiriyle alakası bile olmayan desenler? Aman ya Rabbi! Beklerken resmen şaşı olacaktım. Neyse ki doktor, çok da fazla bekletmeden geliverdi. 


Sevgilim, kendisinde olan değişiklikleri iyice kalınlaşmış, çatallaşmış ve tıkanmış sesiyle anlatmaya çalıştı, garibim. Sonuç olarak; doktordan burun açması için homeopati kapsülleri reçetesi aldık ve eğer en geç üç gün içinde kendisini daha iyi hissetmiyor olursa, yeniden kontrole gelmek için anlaştık. Eczaneden homeopati kapsülleriyle birlikte soğukalgınlığı çayı ve türk bakkalından da Ezogelin ve Yayla çorbaları aldım. (Ben çok severim de...) Her birini pişirirken içlerine bolca nane ve kaynama işlemi bittikten hemen sonra da yine bolca limon suyu ekledim. Hem çok lezzetli oldu, hem de sevgilim iki güne kalmadan kendini toparladı. Ama her yarım saatte bir kocaman kalpli bardaklarımızla içilen çaylar ve sürekli dinlenme, ayrıca günün 18 saati bebekler gibi uyumanın da etkisi yadsınamaz. 


Sevgilimi eve getirip bir güzel sarıp sarmaladıktan sonra bu kez kendim için yine doktora koşturmak zorunda kaldım. Aynı gün, migrenimi şikâyet etmek için ev doktorumla ve Mayıs ayında, dağda taşta koştururken sakatladığım kalça kemiğimin röntgenlerini göstermek içinse ortopedistle randevum vardı. Önce aile doktoruma gittim ve tam üç haftadır, aralıklarla hafiflese de neredeyse hiç durmamacasına hayatımı bloke eden bir ağrıyla karşı karşıya olduğumu; artık bu ağrı yüzünden işe bile gidemediğimi anlattım. Nörologtan almam gereken randevuyu sorduğunda da "En erken randevuyu ancak 1 Mart`a alabildim." cevabını verdim. Ama bundan ne ben memnundum, ne de o... Bunun üzerine hemen benim daha görmediğim nöroloğu arayıp durumumu anlattı ve Mart ayına kadar bekleyemeyeceğimi söyleyerek acaba bana daha erken bir zamanda randevu verip veremeyeceğini sordu. Bekleme süresini hesaba katmam koşuluyla önümüzdeki Pazartesi gidiyorum onunla görüşmeye! Bu, gerçekten çok iyi bir haber. Sanki yeniden gerçek hayata dönecekmişim gibi bir his var içimde. Bu doktor derman olsun lütfen artık derdime. 

Oradan sevinmiş bir şekilde çıkarak soluğu ortopedistimde aldım. Uzun bekleme süresi boyunca yine çorap örmeye devam ettim. Fakat açlık ve havasız ortam üstüste gelince, bir süre sonra ellerim titremeye, midem bulanmaya ve bana neredeyse bayılacağım hissini veren bir başağrısı kendini hissettirmeye başladı. Yanıma hiç ilaç almamış olduğum için ve atıştırmalık da olsa bir şeyler yememiş olduğum için kendime ne kadar kızdıysam da artık çok geçti. Zaten yaklaşık 45 dakikadır bekliyordum, herhalde daha fazla beklemezdim. Herşeyi bırakıp eve gitmek ve ilaç içip yatmak istediğim halde sabrettim. En fazla yarım saat sonra, şen şakrak halimden eser kalmamış, zombi görüntümle doktorun odasındaydım. Elimdeki filmleri ona verdim. Zaten o da elinde radyolojiden ona gelen bir mektupla girdi içeri. Çok hızlı bir adam, hiç sakin değil. Sanki arkasından atlılar koşturuyor! Bütün hareketleri acele acele. Hemen mektubu okudu ve hemen bana nasıl olduğumu sordu. Elindeki filmlere bakıp, "Hmm, rahminde kist görünüyor. En son ne zaman kadın doğum doktoruna gittin?" diye damdan düşer gibi sordu. Ben gözlerimi kocaman açıp, "Eee, kem, küm, sürekli gidiyorum. Belki bir ay önce kontrol etmiştir." diyebildim sadece. O, hemen ardından, yine tüm hızıyla; "Kalça kemiği ağrın da, karınındaki o gıdıklanma hissi de bu kistten dolayı olabilir. Ben, elimdeki bu mektubun bir kopyasını vereyim sana, bu filmleri de al, dooooğru kadın doğum uzmanına!" demez mi?! Ne diyeceğimi bilemedim şaşkınlıktan. Ağzımdan ince bir "Peki.." sesi çıktı. Kuzu kuzu aldım elime tutuşturulan fotokopiyi ve film sonuçlarını. Çantamı ve montumu da diğer elime sıkıştırıp bir kat aşağıdaki kadın doğum doktoruna gittim. 
İçimde yükselmekte olan bir şeyler vardı. Tam olarak ne olduğundan emin değildim; sanki ekşime gibi bir şey. Kapının zilini çaldım, açıldı. Tam her zamanki gibi randevu veren kızın yanına gelmiştim ki, daha ağzımdan bir iki kelime çıkamadan ağlamaya başladım. Ne söylediğimi hatırlamıyorum bile. Sanırım "Rahmimde kist... ortopedist... filmler... doktoru görebilir miyim!?" gibi bir şeyler kekeledim. Kızcağız da şaşırdı beni böyle görünce. "Doktorun şu anda bir hastası olduğunu ama biraz beklersem beni hemen alacağını" söyledi. Baktım, zaten benden başka bekleyen de yoktu. Hemen oturdum bekleme odasına. Beklerken bir bardak su içtim ellerim titreye titreye... Ve çok kısa bir süre sonra doktorun odasına girdim. Moralim bozuktu, fakat olabildiğince sakin kalmaya çalışıyordum.

Elimde ne kadar belge varsa hepsini önüne yığdım ve "Kist varmış bende, ağrılar da ondanmış!" dedim. O, yine bütün sakinliğini korudu ve benimle ilgili kendi notlarına baktı. "Evet, Aralık ayında kontrol etmişiz sizi. O zaman da küçük bir kistiniz varmış. Fakat bu çok normal, korkulacak bir şey yok. İsterseniz şimdi yine muayene edelim ve acaba büyümüş mü diye bakalım." dedi. Hazırlıksız yakalandım. Muayene olmak istemiyordum. "Yok, bir kaç gün sonra adet kanamam olacak; şu anda kendimi rahat hissetmiyorum. Adetim bitince arar, randevu alırım; o zaman muayene edersiniz." dedim. Hazır gitmişken aşılarla ve folik asitle ilgili sormak istediklerimi de sordum. En önemli olanın su çiçeği geçirip geçirmemem olduğunu, geçirdiysem sorun olmadığını söyledi. Geçirdim, hem de ne biçim geçirdim; gözümün akında ve dilimde bile çıkmıştı meret! Oldukça ağırdı. Folik asit için de eczaneden alabileceğimi ve ne zaman istersem başlayabileceğimi söyledi.


Kisti unutmaya çalışıp kendimi folik asidin sevincine bırakmak istedim. Fakat hormonlarım iş başındaydı; haftanın geri kalanını onların esareti altında geçirdim. Bir alınganlık, bir alt dudak titreme sendromu, bir ter basması, bir asabiyetlik, bir duygusallık; ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Canım sevgilim ne yapacağını şaşırdı. Ama ben de öyle. Dengem bozuldu bu hafta anlayacağınız. Gerçi, daha gençken; 19-20 yaşlarında da kistim olmuştu. Hatta onların yüzünden 3 ay adet kanamam da olmamıştı. Ama ilaçla (sanırım) halletmiştik onu. Fakat şimdi bu kadar üzülüp panik olmamın sebebi, sanırım hamilelik hazırlığında olmam. Sanki rahmim bana yamuk yapmış, çaktırmadan kazık atmış gibi geliyor. Bu zamanlardaki aşırı alınganlığım da bu yüzden sanırım. Bakalım, gelecek günler neler gösterecek. Hiç bir fikrim yok. Sanırım o zamana kadar örgü örmeye devam edeceğim. Çok iyi geliyor! Gelecek hafta görüşmek üzere...

Hepinize sevgiler, 

Derya

10 yorum:

  1. Cook gecmis olsun corba hasta corbasi ama benim en sevdigim corbalardan

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol canım, anneannemin tarifi :)

      Sil
  2. Derya, öncelikle hazır çorbalardan uzak durmanızı tavsiye ediyorum. Bütün çorbalarını evde kendin yapmalısın.

    Bir de Folik asidin içeriğine dikkat et, paraben ve benzeri koruyucular olmasın.

    Eren

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Erencim, çorba uyarını dikkate alıyorum. Fotoğraftaki çorba halis, mulis ev yapımı ^_^
      Sen söyleyince baktım şimdi içeriğine; paraben yok ama benzeri koruyucular ne oluyor, tam bilemiyorum..?

      Sil
    2. Sen içeriğini yaz ben değerlendireyim :)

      Sil
  3. Derya çok geçmiş olsun üzülme kist her kadında çıkabilir tedavisi mümkünn çorbaya bayıldımmmm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Zeynepcim. Çorbaya ben de bayılıyorum valla! :))

      Sil
  4. Arastirmalarla gosterdiler ki ev yapimi tavuk corbasi soguk alginligina ilactan daha iyi geliyor. Icine taze limon da sıkmaya calisin. Kesin mekanizmasi bilinmemekle birlikte corbadan cikan sicak buharin burnu ve sinusleri actigi icin ve ekstra sivi alimina yardimci oldugu icin hhastaliga iyi geldigi dusunuluyor. Bir de acaba tavuk corbasinda bagisiklik guclendirici faktorler var mi diye dusunenler de var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oh, ne güzel :)) Zaten bol limonlu yapmış idim :))

      Sil
  5. Dolducuru Madde: selüloz ve monokalsiyomfosfat; Ayırıcı: talk pudrası, glikoz;
    Kaplama: hidroksipropilmetilselüloz;
    Ayırıcı: silis, yemek yağ asitlerinden ve yağ asitlerinden magnezyum tuzu, folik asit, potasyum iyodür, vitamin b12

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım