23 Şubat 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü- Bölüm 13

Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 1. bölümü burada2. bölümü burada3. Bölümü burada4. Bölümü burada5. Bölümü burada6. Bölümü Burada7. Bölümü Burada8. Bölümü Burada, 9. Bölümü burada, 10. Bölümü burada, 11. Bölümü burada, 12. Bölümü burada 

Merhaba sevgili BYBO okurları,

Geçtiğimiz Pazartesi doğumgünümdü. 20`li yaşlarımı terkettim ve yepyeni ufuklara yelken açtım. Gerçi henüz tam açamadım, ama umarım migrenim izin verirse açacağım.

Bu hafta, sevgilimle yeni doğan bebek görmek için bir kaç hastane dolaştık. "Bu da nereden çıktı?" diye sorarsanız; bilmiyorum, içimizden geldi. Daha önce de bir kaç kere konuşmuştuk. Hazır o da bu hafta tatildeyken, bari gidip görelim dedik. İlk önce büyük bir heyecanla şehirdeki klinik hastanesine gittik. Fakat gittiğimiz zaman farkettik ki, orada bebekleri görebileceğimiz oda moda yok! Bir kaç fotoğraf çektim, belki hakkında ayrıntılı bir şeyler yazarım diye. Ama yazacak pek bir şey de bulamadım açıkçası; eski görünümlü, gri bir binaydı. İlk girişte bebeğini emziren bir annenin kocaman bir heykeli vardı. Tek güzel yanı; sevgilimin de orada doğmuş olması ve bizim, dolaylı da olsa doğum yapılan bir hastane görmüş olmamızdı. Sorup soruşturduktan sonra da bebek göremeyince, dudağımızı büküp geri dönmek zorunda kaldık.



Ama yılmadık; hemen ertesi günü bir hastane ziyareti daha yaptık. Bu sefer emindim bebek göreceğimizden; çünkü o hastanede buraya ilk geldiğim zamanlar görmüştüm yeni doğan bebekler. Ama nedelse hayal meyal hatırlıyordum. İçgüdüsel bir şekilde onları görmeye ihtiyacım olduğunu hissediyordum. Nedeni ise malumunuz üzere migren! Her ne kadar bu konu bizi üzse de, sevgilimle yavaş yavaş bebek planımızı bir sene sonrasına ertelemeye ve o süre içinde benim sağlığımı eski haline döndürmeye karar vermekteyiz. Bunun tabii ki bir garantisi olmayacak ama, şu anda bırakın bir bebek sahibi olmamı, çalışmam bile mümkün değil. Ayda sadece 6 gün çalışmam gerektiği halde, biraz önce beni önümüzdeki bütün hafta çalışmak üzere işe çağıran şefimi reddetmek zorunda kaldım. Bu, bana yine bir aylık maaşıma mal oldu. Toplam iki aydır çalışamıyorum.

Dün, sevgilimin teyzesini yeni taşındığı evinde ziyarete gittik. Çok güzel, ferah bir evi vardı. Bizim ziyaretimiz de çok keyifliydi. Fakat, oraya vardıktan yaklaşık yarım saat sonra yine bütün şiddetiyle tuttu migren. İlaç almak zorunda kaldım. Bir ara düşüp bayılacağımı bile sandım. Teyzesi de uzun yıllar (yaklaşık 17 yaşından 55 yaşına kadar) migren hastasıymış ve emekli olmadan önce kendisi hasta bakıcıymış. Onun fikirlerini almak istedim ama o da şaşırdı benim neredeyse istisnasız her gün migren krizi geçirdiğimi duyunca.

Sürekli bu ağrıları çekmek zorunda olmak ve sırf bu yüzden bebek planımızı ertelemek zorunda kalmak, çalışamamak, günlük hayatta yapılabilecek en ufak normal şeyleri bile yapamamak beni zaten çok üzüyor. Ama bir yerlerde, bebek görmenin bana güç vereceğini düşündüm nedense. Haftalardır hiç kesilmemecesine ağrı çekiyorum; bu, kolay bir şey değil ama idare ediyorum. Sırf bu yüzden çalışamıyorum, para kazanamıyorum. Anneme kazandığım paranın çeyreğini gönderiyor ve kendi faturalarımı ödüyordum; artık yapamayacağım. Ama aç değilim, açıkta değilim; idare ediyorum. Çok istediğim annelik planını ertelemek zorunda kalacağım; ne yapalım, sağlıklı bebek için önce sağlıklı bir anne. Demek ki sabredeceğiz, önce sağlığımıza kavuşacağız; herşeyin hayırlısı... idare ediyorum. Ve ben hep sabrediyorum. Fakat, gittiğimiz ikinci hastanede de bebek göremedik. Hepsi annelerinin yanındaymış; çok normal, çok güzel, olması gereken bu! Eskiden bebekleri bulundurdukları oda yokmuş artık son bir kaç senedir. Yani, öyle hayal ettiğim gibi camekandan bebek göremeyecektim, göremedim. Bu, bu kadar...!


"Peki" demekle yetindik ve çıktık hastaneden. Ne yapabilirdik ki? Zaten biraz garip karşılanmıştık gittiğimiz yerlerde. Fakat biz, kimseyi rahatsız etmek istememiştik. Sadece, dünyaya yeni gelmiş bir varlığı kendi gözlerimizle görmek, belki de gelecekte bizi bekleyen şeyin ne olduğuna uzaktan da olsa şahit olmak istemiştik. Biz de tam olarak bilmiyorduk aslında neden böyle bir şey yaptığımızı. Hastaneden çıkıp yavaş yavaş arabamıza yürümeye başladık. Benim içim çok buruktu. Öylesine buruktu ki, neden böyle olduğunu anlamıyordum. Yüreğim ve ciğerlerim yanmaya başladı birden. Sanki içimde bir su ısınmaya, kabarmaya ve fokurdamaya başladı yavaş yavaş. Nedenini anlamadığım için önce pek üstünde de durmadım, arabaya yürümeye devam ettik. Biraz yol almıştık ki arabanın içinde ben, birden bire usul usul ağlamaya başladım ve bu ağlama gittikçe artmaya, şiddetlenme ve için için, haykırarak ağlamaya dönüştü. Artık içime attığım, sabrettiğim ve sustuğum her şey gün yüzüne çıkıyor gibiydi. Ve hepsinin nedeni; görmeyi hayal ettiğim ve asla göremediğim o "yeni doğan"dı. Anahtar kelime buydu galiba; "yeni doğan". İşte artık biliyordum bana neler olduğunu. Bu, bambaşka bir hikâyeydi; çok derinlere gömülmüş, çok eskilerde kalmış ya da öyle olduğu sanılmış bir hikâye. Can yakan, küle döndüren, kimselere anlatılmamış olan, kocaman bir sır olarak kalan, insanı yiyen, bitiren, yaşamdan bezdiren, öldürmeden öldüren...
  
Ben bunları kimseye anlatmadım.

Ben, hiç anne olamamış bir anneyim. Ömrüm, ikiye ayrılır benim; içimden hiç sahip olamadığım bebeğimi koparttıklarından öncesi ve sonrası... Eskiden bir erkek arkadaşım vardı; gençlik aşkı. Çok uzun yıllar sürdü bu arkadaşlığımız... Ben, günlüğümün 4. bölümünde anlattığım olaylardan dolayı çok ağır bunalıma girmiş, artık hiç bir şeyi farkedemez bir haldeyim. Çok ayrıntılı anlatamayacağım, çünkü bu ağır depresyondan dolayı o yıllar yaşanan olayları hâlâ net hatırlamıyorum. Bu durum, bilincimin beni korumak için yarattığı bir mekanizmaymış. Sanırım o dönemleri asla tam anlamıyla hatırlayamayacağım. Hamile kalmışım, bilmiyordum. Annem gelmişti Almanya`dan apar topar. Ben o zamanlar Türkiye`de yaşıyordum. Onun geldiği günler kendimi hiç iyi hissetmediğimi hatırlıyorum; sürekli mide bulantısı, halsizlik, sürekli uyuma, baş dönmesi; bilirsiniz, normal bulgular. Depresyon ilacı kullanıyordum ve bu hallerin yan etki olduğunu düşünmüştüm. O zamanlar da çok okuyup araştıran bir insandım ama dediğim gibi, pek kendimde değildim. Anneme kendimi iyi hissetmediğimi söylediğimde beni doktora götürdü. 


Şikâyetlerimi anlattığımda, poliklinikteki doktor tabii ki ultrasonla muayene etmek istedi. Daha aleti karnıma değdirir değdirmez bana, "Siz gebesiniz!" dedi. Anlamadım önce, kulağımda yankılandı bu cümle; onlarca defa, "Siz gebesiniz... gebesiniz... gebesiniz... gebe!" Sonra bir an kendime gelince gözlerimi kocaman açıp "Gebe miyim?" dedim. Kadın, "Evet, bakın işte burada!" dedi. Anneme baktım, şaşırmıştım. Ben aslında çok sevinmiştim. Bu, hayatımda aldığım en güzel haberdi. Oldum olası, kendimi bildim bileli çocukları çok sever, hep genç anne olmak isterdim. 23 yaşındaydım, 5-6 senelik çok güzel bir ilişkim vardı. Evli değildik ama zaten bunu istiyor ve planlıyorduk. Anneme baktığımda o, "Korkma kızım, çaresine bakarız." dedi. Bu düşünceler kafamdan geçerken, onun öyle demesi içimi rahatlatmıştı. Hayatım boyunca, bu kadar mutlu olduğum tek bir an daha hatırlamıyorum. Ha-mi-ley-dim! İçimde bana bağlı, beni seven, benim sevdiğim, minicik bir canlı vardı... 

Sedyeden kalkıp tuvalete gittim. Aynada gözlerimin içine gülerek bakıp kendi kendime sırıtarak "Hamileyim." dediğimi ve olduğum yerde zıpladığımı hatırlıyorum. Tekrar odaya döndüğümde kadın bu sefer elle muayene etmek istedi ve kesin emin oldu. Ben o sırada, annemin kadına kürtajla ilgili bir şeyler sorduğunu duydum sanki. Ama yanlış duymuşumdur diye üzerinde durmadım ilk an. Çok geçmeden anladım ki doğru duymuşum. "Çaresine bakarız." demekle bana bir hayat vermeyi değil, içimdeki hayatı öldürmeyi planlıyordu. Sesimi çıkarmadım, çıkaramadım. Eve gidince erkek arkadaşımı aradım ve ona hamile olduğumu haber verdim. Ama artık bomboştum. Ben erkek arkadaşımı ararken, annem başka bir doktoru aradı ve ertesi gün için randevu aldı. O da kadındı... Erkek arkadaşım bize geldi, sanırım ikisi konuştular. Ben pek hatırlamıyorum neler olduğunu. O akşam duşa girdim. Suyun altındayken karnımı tutup "Ne olur benden gitme bebeğim." diye ağladım dudaklarımı büzerek. Ondan sonrasında hatırladığım, üçümüzün hastanede birlikte beklediğimiz. Beni anesteziye alışları.... Koruyamadım bebeğimi; benden başka kimseler istemiyordu. Korkuttu beni; "Ben Almanya`ya döneceğim, öğrenirlerse dayıların öldürürler seni!" dedi. Korkumdan bir şey diyemedim... Karşı çıkamadım. O sedyeye yattım. Ben istemediğim halde 6.5 haftalık olmuş olan, kalbi atmaya başlamış olan, benden kan alan, can alan, çok istediğim o bebeği hunharca kazıdılar içimden. Uyanınca ilk sorduğum, "Ne yaptınız bebeğime?" olmuş. Bunu duyunca doktorun cevap bile vermeden arkasını dönüp gittiğini hatırlıyorum. Nasıl bir kadındı bu?!


Sonrası yine yok... Ardından apar topar Almanya` ya getirildim. Buydu bütün neden, herkeslerden saklanan o büyük sır. Üzerinden tam 6,5 sene geçti. Herkes ceza, korku, yasak olgularıyla korkuttu bizi, beni. Oradaki yaşamımdam alınıp buradaki yaşama zorlandım. Dilini, kültürünü, kokusunu bilmediğim bir ülkede herşeye yeniden başlamak zorunda kaldım. Önceleri "dinlenmek için" getirildiğimi sandım. Fakat ben Almanya`dayken erkek arkadaşım telefonda beni terketti. Bu arada o kadın doktor, içimden hiç sahip olamadığım bebeğimi kazırken bir parçasını orada unutmuş. Tam 92 gün giç durmamacasına kanamam oldu, hayatımda hiç çekmediğim ağrılar çektim. Her unutmak istediğimde yeniden ve yeniden hatırladım. Bebeğimi içimden gün gün, parça parça, haykırarak attım...

Geri dönmek için nedenim de kalmayınca dil okuluna başladım, sonra üniversite derken buradaki hayatı götürdüm. Ama ben ölmüştüm. İçimden kazınan o bebekle, ardından sevdiğim insan tarafından terkedilişimle, ailem dediğim insanlar tarafından korunmayışımla ölmüştüm. Belki herkes elinden geleni yaptı ya da işin kolayına kaçtı; bilmiyorum, bilemem ve yargılayamam. Ama bunları herkes unuttu. Benim dışımda... Ben unutmadım, unutamadım. Senelerce, şu an eşim olan sevdiceğime aşık olduğum güne kadar hayalet gibi yaşadım. Yürüyordum, ayaktaydım ama komada gibiydim. Hayatımın en güzel gençlik yıllarını asla tarif edemeyeceğim çok büyük acılarla geçirdim, hayattan soyutlandım. Ve o acı, o kaybın bıraktığı boşluk hiç gitmedi içimden. Ben, o günden sonra bambaşka bir Derya oldum. Bir milattı o, hayatıma çekilen bir çizgiydi.

Artık ne zaman yolda bebek, çocuk, hamile, mutlu çift görsem; yeniden ve bin kere ölmeye mahkumdum ben. "Kendi canımdan başka kaybedecek bir şeyim yok." desem, içimden benim rızam olmadan kazıdıkları zaten benim canımdı! Ama zaman... Unutturmuyor, ama olgunlaştırıyor ve öğretiyor. Sabretmeyi, sabretmeyi, sabretmeyi ve güçlü olmayı, hayatta kalmayı, herşeye rağmen vazgeçmemeyi. Başkalarının mutluluklarına bakarken kıskanmayı değil de, onların adına mutlu olmayı... Aldığın yaş değil, zamanın sana öğrettikleri büyütüyor seni.

Şimdi bakınca; böylesi hayırlısıymış benim için, evet. O zaman, o çocuğu doğurabilseydim belli ki yanımızda olmayacaktı babası ve ben, şu anda sevgilimle mutlu olduğum kadar mutlu olmayacaktım onunla. Bana o zamanlar gerçekten başka bir hayat çizgisi çizilmiş. Ve ben bunun Allah tarafından olduğuna inanıyorum. Herşeyin bir oluş nedeni ve her olan şeyin doğru bir zamanı olduğuna inanıyorum. O zaman olmadıysa belirli bir nedenden dolayı ve şimdi olmuyorsa, yine belirli bir nedenden dolayı.


Bu zamana kadar bu sırrı hep içimde taşıdım. Dedim ya, korkutuldum. Şimdi o aileden herhangi biri bu yazıyı okursa ne hisseder, bilmiyorum. Tabii ki kimsenin üzülmesini istemem ama açıkçası umrumda da değil. Bu olaylardan dolayı neler çektiğimi, neler yaşadığımı bir tek ben biliyorum. Şimdi onlar bana gelip de kötü sözler söyleseler, nedenini anlamadığım bir şekilde suçlasalar, ne olacak? Ayrıca suçlanacak ne var? Samimiydim ben hep. Yıllarca sürmüş o ilişki, zamanı gelince bitmiş bile olsa, sürdüğü anlarda gerçekti. Gençtik ve aşıktık. Yanlış değildi bu, hata da değildi...

İşte o göremediğim "yeni doğan", aslında bana hiç sahip olamadığım, hiç doğuramadığım kendi bebeğimi hatırlatmıştı. Ve şimdilerde migren yüzünden yine sahip olmayı ertelemek zorunda olduğum bebeği... Ama biliyor musunuz; ben çok mutluyum. Bütün hayatım boyunca yaşadıklarımdan sonra, bir an bile olsa mutlu bir aileye sahip olmuş olduğum için çok mutluyum. Bundan sonrası, bunu asla değiştiremeyecek. Allah nasip eder de güzel günlerim sürerse, ömrümün sonuna kadar sahip olduklarıma her gece olduğu gibi şükredeceğim. Olur da yine büyük üzüntüler yaşarsam, şu anki günlerimi hatırlayıp "Hayat çok zordu ama ben yine de çok mutlu oldum." diyebileceğim.

Siz de elinizdekilerin kıymetini bilin ve her mümkün olan anda gülümseyin.
 
Sevgiyle,

13 yorum:

  1. Derya
    Biliyorum ki Peter ve senin dünya tatlısı bebeklerin olacak! bu yazıyı okurken ağladım öfkelendim sinirlendim ama bunlar sıkı bir imtihandı ! sen korkusuz bir annesin ! Meleğin seni oradan seyrediyor ve senin ondan nasıl koparıldığını biliyor
    üzme kendini..
    Zeynep

    YanıtlaSil
  2. Ağlattın beni... Rabbim seni bir daha ağlatmasın. umarım sahip olmak istediğin bebeğine bir an önce kavuşursun. Sağlık konusunda çok haklısın, bir bebeğin annesinden başka ne ihtiyacı olabilir ki hastayken bebeklere bakmak çok zor. Migrenin için akapunkturu denedin mi? işe yaradığını duymuştum. Umarım bir an önce sağlına kavuşup hamilelik günlüğünü ve bebeğinle anılarını da yazarsın.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Dilekçim,
      Evet akapunkturu biliyorum ama şu anda onu karşılayamam. Fakat 4 hafta önce başlamış olduğum ilaç tedavisi yavaş yavaş işe yaramaya başladı. Bakalım :)
      Sevgiyle,
      Derya

      Sil
    2. Umarım çok iyi olursun dualarım seninle.. Hayalini kurduğun tüm güzellikler senin olsun..

      Sil
  3. çok duygulandım çook.
    herşeyin hayırlısı yaşanacağı varmış. Bundan sonrası senin için, eşin için ve ilerideki senin kadar güzel bebeklerin için güzel sağlıklı olsun inş.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim Faziletcim :)

      Sil
  4. Canim etrafinizda yeni evli bebisi olan arkadas akraba filan yok mu onlari ziyaret edeydiniz. Sirrini ozgur biraktigin icin sukurler olsun.hayat guzellikler getirsin sana.

    YanıtlaSil
  5. acıtan bir yazı ve çok acı bir tecrübe karşımda ama yazabildiğine göre iyileşmiş en azından iyileşmeye gönüllü. çok zor gerçekten bunların üstesinden gelmek ama zaten gelinemez de. sadece bununla yaşamayı öğrenmek sanırım çözümü. bu arada migreni olan ve sürekli ilaç kullanan bir arkadaşım vardı. hamile kaldığı gün migren ağrıları da bitti. başka doktorlarında fikirlerine bavur dilersen...
    sevgimle
    yasemin

    YanıtlaSil
  6. bu arada keşke burada da bebekler sadece annelerinin yanlarında olsalar. fakar bizde sezaryeni planlı yapıp doğum sonrası dinlenmek isteyen bazı anne vakaları olduğu sürece bu da değişmez sanırım. keşke doğum fotoğrafçısı olsaydın ya da yakın bir arkadaşın doğum yapsaydı da o ana şahit olsaydın. ben kendi çocuğumun doğumunu da göremedim. o kadar istediğim halde. sezaryen yapıldığı ve epidural yapılamadığı için düşlediğim hiçbir şeyi de yaşayamadım. yani bazen kontrol bizde olmuyor...

    YanıtlaSil
  7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Yorumunuz için teşekkür ederim

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım