28 Ocak 2013 Pazartesi

Arzu'nun Hamilelik Günlüğü- 25. Hafta



Bu hafta sakin geçti, sonsuza kadar hamile kalacakmışım gibi geliyor bazen, çok alıştım. Vakit çok çabuk da geçiyor gibi geliyor, hiç bitmesin de istiyorum bir yandan.

Doulam Sima’dan çok güzel bir hediye aldım… içinde bana gerekli bilgilerin olduğu bir dosya ama o kadar güzel ve özenli hazırlamış ki, çok hoşuma gitti.

Sima’nın verdiği diyeti bayağı uygulamaya başladım. Özet olarak şöyle diyebilirim:

Her gün yenecekler:

4 Porsiyon süt:
Porsiyon örnekleri: 1 bardak süt
1 bardak yoğurt
¼ bardak lor peyniri
1 buyuk dilim peynir
1 bardak dondurma

2 yumurta

6-8 porsiyon protein:
15 gr et= 1 porsiyon.
Yani günde 80-120 gr arası protein alınmalı
Burada dikkat edilecek konu şu: 1 bardak süt içtiğinizde bunu hem süt hem de protein hanesine yazamazsınız.
Dana, kuzu, hindi, fasülye, kabak çekirdeği, balık, mercimek, susam, tahin...

2 porsiyon yeşillik
Porsiyon örnekleri: 1 bardak brokoli
2/3 bardak ıspanak
2/3 bardak yeşil salata
2/3 bardk pancar
2/3 bardak kara lahana

5 porsiyon tam tahıl
Porsiyon örnekleri:
1 dilim tam tahıllı ekmek
½ muffin
½ bardak bulgur
1 eti burçak gibi bisküvi
½ bardak yulaf ezmesi
¾ bardak müsli

3 Porsiyon yağ
Porsiyon örnekleri:
1 yemek kaşığı tereyağı
1 yemek kaşığı zeytinyağı
¼ avokado
1 yemek kaşığı tahin

2 porsiyon vitamin C
Porsiyon örnekleri:
½ greyfurt
1 portakal
1 limon
½ bardak portakal suyu
1 bardak domates suyu
1 büyük yeşil biber

1 porsiyon Vitamin A
Porsiyon örnekleri: 1 büyük havuç
½ bardak bal kabağı

Haftada bir ciğer (isteğe bağlı)

Tuz ve diğer sodyum kaynakları limitsiz

Su limitsiz

Pekmez: 2 tatlı kaşığı


İlk başta çokmuş gibi geldi ama hayır gayet de yetiyor. Sabah, ara, öğle, ara, akşam, yatmadan önce az az yiyorum. Mesela, 11 gibi bir tane havuç yiyorum.
Akşam yatmadan 30 gr dil peyniri yiyorum. Zaten 120 gr protein dediğin bir porsiyon köfte. Sabah süt, peynir... Öğlen arasında yoğurt... 1 bardak portakal suyu ile Solgar gentle iron içiyorum. Günde bir tabak bulgur veya 2-3 dilim ekmek yiyorum. Öğlen veya akşam koca bir salata. Bitti gitti işte! Bunu bir tablo yaptım ve buzdolabına astım, yedikçe işaretliyorum.

Bugün, bebeğin kıyafetlerindeki etiketleri kesmeye başladım. Ne çok etiket varmış yahu, kes kes bitmedi, bu arada elimi de kestim. Etiketleri kes, yıka, ütüle, bedenlerine göre ayır, çekmeceye yerleştir. Bayağı zamanımı aldı ama çok da hoşuma gitti. Herşeyi yaparken bebeğimle konuşuyorum, gören olsa deli sanır:

“İşteee geliyor şimdi bir tane yeşil pantolon, üstünde sarı puanlar var… Şimdi sırada battaniye var; bembeyaz, üstünde aşık ayılar var… Bu hırkayı babaannen örmüş, gelecek kışa giyersin artık. Çok güzel düğmeler de takmış… Bu içlikleri baban almış kuzucum, yumuşacık di mi ne güzel, üstünde çiçekler var… Şimdi bir tane de turuncu pantolon geldi; aaa bunun ne çok etiketi varmış…”

Bebekler herşeyi duyuyor ve biliyor. Eskiden, bebeklerin hiç bir şey bilmeden, duyuları gelişmeden doğduklarına inanıyormuş insanlar. Acı çektiğini bile kabul etmezlermiş. Şimdi, biz biliyoruz ki onların duyuları çok açık ve bizden bile kuvvetli. O yüzden, anne karnındayken bile bebeğinizle konuşmak, okşamak, ona ne yaptığınızı anlatmak, gece uykusuna birlikte hazırlanmak, birlikte müzik dinlemek sizi birbirinize bağlayan şeyler olabilir.

Hafta sonu DO-UM’da doğuma hazırlık kursuna gittik. Bayağı kapsamlıydı. Cumartesi günü kocamın çok önemli bir işi çıktığı için gelemedi. Normalde 5 çift oluyormuş ama bu sefer 2 çift olacaktık. Bir de baktım, sadece 2 tekiz! Diğer çiftin adamının da işi çıkmış. Biz kadın kadına aslında bir tam gün hamile-bebek-doğum muhabbeti yaptık. Pazar günü de doğum süreçleri, lohusalık, emzirme kısımlarını konuştuk. Sonlara doğru kocam biraz sıkıldı, “hadi bak, kar da yağıyor… geçelim karşıya bir an önce” demeye başladı. Ben de iki gündür, oturmaktan sıkılmıştım, soğukta biraz yürüdük, çok iyi geldi.

Kursun tam içeriği şöyle: http://www.do-um.com/content/Dogum-ve-Bebege-Hazirlik_10.aspx

Doğuma hazırlık kursu, sizin nasıl bir doğum istediğinizle ve ne tarz bir ebevyen olduğunuzla çok ilgili. Ben, doğal doğum istediğim için Nur’un anlattıklarını kendime çok yakın buluyorum. Hastanede, doktorla, en az müdahale ile doğum üstüne bayağı konuştuk. 1-2 video izledik, kızlar ağladı, adamlar bize sarıldı. 

Zannederim, herkes kendine uygun bir kursu rahatlıkla bulabilir. Hastaneler de düzenliyor birçok kurs şimdi… Sizi bir çift olarak birbirinize yaklaştıran güzel fırsatlardan, tavsiye ederim.

Yarın, yeni bir doktorla randevum var. Bakalım nasıl geçecek, kafamda hazırladığım sorular ve doğum planımla birlikte karşısına çıkıyorum! Umuyorum, o da benim kadar istekli olur.

Gelecek Hafta Görüşmek üzere...

Arzu

Hassas Anneler - Fındık Kreması Özel Bölüm

Hassas Anneler ile başladığımız ¨Bizim Anneler Alacakaranlık Kuşağı¨ Dizimizin bugünkü bölümünde ¨Hem Hassas Hem Artist Olan Anneler¨ var. Sarelle'nin ¨Siz hamile kişiler ne yerseniz çocuğunuz da onu yer, ayva yerseniz o da onu yer, dayak yerseniz o da onu yer! Valla Bak!¨ Sloganlı reklamını protesto edince hassas anne 6, 7 ve 8 bir halay ekibi oluşturarak mendillerini sallaya sallaya geldiler:

¨Ühühühüh hamilelerin ne yediğine karışmayın. Hamileler istediklerini yerler ühühühü. benim canım kamyon lastiği istedi, adamı gecenin 3'ünde uyandırdım otoyola çıktı kamyonu durdurdu, ama yolda lastiği kaybetmiş gitmiş bir Doğan'ın lastiğini almış gelmiş hiç beğenmedim BMW yok muydu dedim, ühühühühü hamileyiz biz ne istersek onu yemeliyiz karışmayın bize.¨ 



Sonra 8 numara dedi ki: ¨Mesela ben hamileyken canım bir uzaylıyı yemek istedi ama kaynımgil ufo bulamadıklarını söylediler, bence yalan ühühühühü. kaynanam bilerek bana istediğimi yedirtmiyor ki bebeğimin kulakları kepçe olsun ühühühü. Çünkü hamileler istediklerini yemezlerse bebekleri bu alttakine benzerler ühühühü.¨ (Yani HİÇ BİR ŞEY OLMAZ!)


Aslında bana sorarsanız mesela iyi örülmüş bir atkı bere takımını sarelle ve benzerlerinden daha sağlıklı bulurum bir hamile için. Düşünsenize içeriğinde şekerinizi yükseltebilecek, bebeğe zarar verebilecek trans yağlar, refine şekerler, katkı maddeleri ve bunların vazgeçilmez akrabaları yok. Yani bir kar/ zarar hesabı yapacak olursanız fotoğrafını gördüğünüz takımı yerseniz hem çok daha sağlıklı hem çok daha şık olur sizin için de bebeğiniz için de... Bir de bebeğiniz örgü dantel fiskos yeteneğiyle dünyaya gelirmiş. Bana öyle dendi bilmiyorum. 



Yok illa sarelle marelle yiyeceğim diyorsanız kendiniz yapabilirsiniz mesela? Cream Bakery'nin sahibi Sıla Karadoğan'ın şu şahane tarifini tavsiye edeyim size:

Bu ölçüden yaklaşık 300-350 gr. ev yapımı kakao kreması cıkıyor.

- 240 gr. çiğ fındık.
- 30 gr. fındık yağı
- 1çay kaşığının yarısı kadar vanilya özütü (yoksa 1 pkt. vanilya)
- 2 yemek kaşığı keçi sütü
- 2 yemek kaşığı pekmez

Öncelikle fındığı 180 derecede rengi dönene kadar fırınlıyoruz. Kahverengi olmayacak, kavrulmuş fındık rengi olacak. Eğer soyuluyorsa soğuduktan sonra soyalım, kabuklar soyulmuyorsa öyle de kullanabiliriz. Daha sonra rondoda yaklasık 7-8 dakika fındıklar iyice küçülüp yağ kıvamına gelene kadar öğütelim. Minik minik olacak, yağlı bir karışım haline gelecek. Daha sonra içine sırasıyla kakao, fındık yağı, vanilya özütü,  keçi sütünü ekleyelim. Tekrar karıştıralım. En son pekmezi koyalım. Pekmezin miktarını damak tadınıza gore ayarlayabilirsiniz. Baktınız yoğun oldu, fındık yağı ekleyerek karışımı açabilirsiniz. Yapısı pürüzsüz değil fakat oldukca lezzetli bır karışım bu. Bir kaç gün içinde tüketilmesi gerekiyor. 

Afiyet olsun.

25 Ocak 2013 Cuma

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü- Bölüm 9

Derya'nın bebek yapım günlüğü'nün 1. bölümü burada2. bölümü burada, 3. Bölümü burada4. Bölümü burada5. Bölümü burada6. Bölümü Burada7. Bölümü Burada, 8. Bölümü Burada

Herkese merhaba! 

Geçen haftaki yazıma gönderdiğiniz içten yorumlarınız için hepinize çok teşekkür ederim. Bu haftayı da bir sürü aksiyonla arkamda bıraktım. Ne çabuk geçiveriyor zaman. Baksanıza; 9. haftaya gelmişiz bile!

Aslında bu hafta bizim buralarda çok güzel gelişmeler oldu. Bir kere, artık kendimi bu kadar kasmayı bıraktım; yani sanırım...  Bebek yapım hazırlıklarında kendime "Hazır mıyım?" diye sormaktansa, bir değişiklik yaparak "İstiyor muyum?" diye sormayı denedim. Ve verdiğim yanıt çok daha rahatlatıcıydı: "Evet, istiyorum." Hazır olup olmadığımı bilmiyorum ama istediğimi biliyorum. Sonra hemen gidip sevgilime sordum: "İstiyor musun?" İstiyordu... İstiyoruz, o zaman vakti geldiğinde hazır da olacağız. Bazen işin içinden çıkamadığımız zaman, bakış açımızı değiştirmeyi denemek ve olaylara başka bir yönden bakmak en iyisi sanırım.


Onun ertesi günü sevgilim, daha önceden vidyotekte gördüğümüz "Babies" diye bir filmle geldi eve. Çok sevindim. Film, belgesel tarzı çekilmiş ve inanılmaz güzel. Farklı ülkelerde doğmuş, farklı kökenlere, dillere ve dinlere ait dört bebeğin, doğumlarından birinci yaşlarının sonuna kadar olan gelişimlerinin adım adım, kesitler halinde yansıtılması. Filmde hiç konuşma yok, o yüzden herkes izleyebilir. Sanki o bebekleri gizli bir köşeden seyrediyorsunuz. Her ne kadar farklı olsalar da gülüşleri de, emeklemeleri de, ilk adımları da aynı. Ve o kadar komik halleri vardı ki, inanın izlerken onların haline gülmekten kramplar girdi karnımıza. Çocuğu olan ve olmayan herkesin sıkılmadan, zevkle izleyebileceği bir filmdi.



Ondan bir iki gün önce de "Knocked Up" diye bir komedi filmi izlemiştik. İlk ilişkilerinde hamile kalan bir çiftin başından geçenleri konu alıyordu. Ben, filmin sonlarına doğru (doğumun yaklaşmasına doğru) hüngür hüngür ağlamaya başlayınca ve bunu, her bebek ve doğumla ilgili hikâye ve olaylarda sıkça tekrarlamaya başlayınca "isteğimin" çok gerçek olduğunu bir kez daha anladım. Korkularımın ve kaygılarımın, bu isteğimi gölgelemelerine izin vermeyeceğim. Onların yerine iç huzurunu yerleştirmeyi planlıyorum. Bazen akıvermek gerek sular gibi; bazen akışına bırakıvermek gerek. Sanırım ben çok sıkıyorum; tedbirli olmakla fazla kaygılanmayı birbirine karıştırıyorum. Sonunda da kendimi bir sürü soru işaretinin arasında, çaresiz bir şekilde buluveriyorum. Düşünce şeklimi böyle değiştirince rahatladım, neredeyse kendime geldim. Artık gülümseyip hayatın bana getireceklerini beklemek istiyorum. Daha olmamış şeyler için kaygılanıp korkmaktansa, olacak olanlara huzur içinde hazırlanmayı deneyeceğim. Belki bunu hemen, bir günde yapamam. Fakat karar vermek, yapmanın yarısıysa; o zaman yolu yarıladım demektir.



Bu haftanın güzel olaylarından bir diğeri de, aile doktorumdan haftalar önce yaptırdığım ayrıntılı kan testlerini almış olmam. Turp gibiymişim, maşallah! Hiç bir değerimde bir anormallik yok; hepsi sınırlar içinde ve sağlıklı boyutlarda. Ayrıca tiroid hapını almam gereken altı hafta süresi de bittiğinden, bitiş sonrası kontrol testi için kadın doğum uzmanıma yeniden kan vermeye gittim. Bakalım tiroid hapı öncesi ve sonrasındaki sonuçlarda bir değişiklik olmuş mu? Onu da haftaya öğreneceğim.

Bu hafta içimizi rahatlatan bir başka olaysa evimizin inşaat planını tamamiyle değiştirmemiz oldu! Banyocular evimize bakmaya geldiklerinde, bizim düşündüğümüzün kat kat üstünde bir fiyat listesi çıkardıklarından, hayallerimizin hepsini (şimdilik) gerçekleştiremeyeceğimizi anlayıp evimizde çok daha ufak bir değişiklik yapmaya karar verdik. Bütün evi komple yeniden inşa etmektense, sadece bebek odası, pencereler ve ısıtma sistemini yenileyeceğiz. Bu da, bankadan çekilecek daha az miktarda para, daha kısa ödeme süresi, daha az ödeme miktarı ve haliyle daha az stres demek. Yoksa yaşlılığımıza kadar ödemekle bitmeyecek bir borcun altına girecektik.



Anlayacağınız bu hafta hem verdiğimiz büyük kararlarda, hem de olayları algılama şeklimizde değişiklikler yaptık. Ve nasıl iyi geldi, anlatamam. Resmen her ikimiz de pamuk şeker gibi bir şey olduk; hem tatlı, hem yumuşacık! Olur da ileriki haftalarda yine kaygı ve korku dolu yazılar yazacak olursam, bana bu yazımı hatırlatın lütfen! Tabi bu arada migrene hâlâ tam bir çare bulamadım. Ama benim gibi ağır migren hastası olup da çocuk doğurmuş kadınların hikâyelerini duymak bile bana güç verdi. Yeni nörologtan da Mart ayı için randevu aldım. Mutlaka bir çözüm bulunur; en azından kontrol altına alınır. Herşey olacağına varır. Ben bu hafta kaygılanmayı bıraktım. Amaaaan! Gencim, aşk doluyum, sağlıklıyım, istekliyim; bir migren bozuntusuna mı yenileceğim?! Önümüzdeki günler ne getirir bilemiyorum ama umarım her günümüz bir öncekinden daha güzel olur.

Bir dahaki yazıya kadar bol bol gülümseyin. 

Sevgiyle,
Derya

22 Ocak 2013 Salı

Hassas Annelere Karşı Hassasiyet Geliştirebilememişler Kulübü

Bu bir şikayet yazısıdır. Ota böceğe hassasiyet gösteren anneleri diğerlerine şikayet ediyorum bu yazımda! Dinsizin hakkından imansız gelsin biraz da...
Yeri geliyor bir yazı paylaşıyorum. Mesela diyorum ki; "Anne sütü çok çok önemlidir, bebeğinizi mamaya alıştırmayın, emzirin. Bol bol sık sık emzirin." Hooop Hassas Anne 1 koltuğundan kalkıp koşa koşa postumun yanına geliyor ve "Annelerin üzerine bu kadar gitmeyin... ühühühüühü biz emziremedik ne yapalım... ühühühü çok üzülüyoruz ağlıyoruz eksik hissediyoruz ühühühü... asıcam kendimi yakarım üleyn burayı!" gibi şeyler söylüyor. Arkasından 35 kişi daha gelip "ühühühü, anneleri rahat bırakın!" sloganlarıyla destek oluyor. Zannedersin ki ben "Emzirememiş anneleri meydanda sallandırın!" demişim.

Ya da mesela diyorum ki: "Ek gıdaya geçmekte acele etmeyin, her şeyin olduğu gibi bunun da bir zamanı var, anne sütü asıl gıda olmalı." Hoooop Hassas Anne 2, dört nala uzak asya'dan koşup geliyor yine: "ühühühü ama benim sütüm yetmedi mecburen börek verdim... kuzu dolma verdim ühühühü acılı adana verdim az kuru üstü pilav verdim ühühühü... annelerin üstüne gitmeyin anneler çok aşırı bir kutsaldırlar... ühühühü kadayıf verdim şöbiyet verdim demli çay içirdim ühühühü anneleri rahat bırakın!" Zannedersin ki ben "Ek gıdaya geçen anneleri falakadan geçirin, üzerlerine kızgın yağ dökün" demişim.

Ya da mesela diyorum ki: "Her aksırış tıksırış öksürüşte ilacı bebeğe dayamayın! Mecbur olmadıkça ve doktorunuz önermedikçe kafadan ilaç vermeyin!" Hooop Hassas Anne 3, terlik pijama sokağa fırlıyor: "Komşulaaaar yetişiiiiin çocuğumu öldürecekleeeeer! ühühüh ama benim çocuğum hasta oldu acılar içinde kıvranıyor sezercik küçük yumurcak, sen benim çocuğuma ilaç verdirtmiyorsun biz anneyiz anneler bilirler... anneler hissederler... anneler ilaç şirketlerinin baş hissedicileridirler. Hissimize karışmayın ühühhhühühü." Zannedersin ki ben "Bu çocuğu duvara yapıştırın, üzerinden boya badana geçirin." demişim.

Ya da mesela diyorum ki: "Kıtlık kıran girmediyse çocuğa abur cubur yedirmeyin bebe bisküvisini dayamayın." Hoooop Hassas Anne 4 yanına 3 komşu anneyi de katıp üzerime tencere tavayla yürümeye başlıyor: "ühühühü yeter artık herkes bir şeyler diyor kime inanacağımızı şaşırdık... ühühühü annelere doğru bilgi verin... anneleri kandırmayın ühühühü çünkü annelerin okuma yazması muhakeme muhasebe yeteneği yok... ühühühü illa başkaları annelerin çocuklarını nasıl beslediğinden sorumlu olmalı ühühühü... anneleri incitmeyin sofranızdaki yeri öküzünüzün yanında olsun ühühühü." Sanki ben annelerin beğeneceği bilgiyi sunmakla görevlendirilmiş BYBO hazretleriyim de...

Bir de "Anneliğimizi yargılamayın" hassas anaları var. Onları sadece bu yazıyı değil, 35 ciltlik bir ansiklopedik yorumu hakediyorlar. Burada yalnızca bir paragraf ayırabileceğim için çok özür dilerim... Bu modeller ilgili ilgisiz her yerde oturdukları yerden fırlayarak "Ama olabilir, ühühühü herkesin anneliği farklı ühühühühü anneliğimizi yargılamayın" diye hıçkıra hıçkıra ağlıyorlar. Mesela diyorum ki: "Bu arabanın kaportası eskimiş biraz. Bi tamirciye mi gösterseniz ne yapsanız?" hooooop cevap geliyor hassas anamızdan: "SEN BENİM ANNELİĞİMİ NEDEN YARGILIYORSUN!! DOKTOR BANA DEDİ Kİ BEBEK DOĞAR DOĞMAZ BURNUNU ISIR, KULAĞINI ÇEK!" Hmmmm ne alakası var? Ama tamam. Tamam o zaman. Anneliğinizi yargılamayalım tamam. Ne? Ne ilgisi var? 

E ama öte yandan 1 aylık bebeğe ballı inek sütü içiren ve "Ohhhhh canıma değisin! benim annem de bana içirmiş, bak bi şey olmuş mu bana? çok şahane olmuşum, inşallah bana nazar değimez" savunması yapan anneyi de yargılamayalım da besleyelim mi? Bence hem yargılayalım hem gıdıklayalım.  
Demem o ki: Anneler nesli tükenmekte olan nadir rastlanan yaratıklar değiller. Ama sıkıldık artık "Anneleri üzmeyin, anneleri kırmayın, anneleri incitmeyin eğip bükmeyin hor kullanmayın mikrodalgada kurutmayın" uyarılarından! Annelik (doğal olarak) insanlık tarihi kadar eski. Anneler incinmesin sararıp solmasın diye her kelimemi hesaplayıp yazmayayım artık di mi? Biraz dayanıklı olun sağ olun sağlam olun siz de canım ne var yani? Dünya (benim gibi) kutsal annelere kastetmiş kara vijjdanlı kötü kalpli bloggerlar'la dolu gençler!

Anneliği varoluş amacınızın temelinden çıkarın. Gevşeyin rahatlayın. ühühühühü nereye kadar?

Bu da Hassas Anneler Fındık Kreması Özel Bölüm

21 Ocak 2013 Pazartesi

Arzu'nun Hamilelik Günlüğü- 24. Hafta


Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 5. Haftası burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 6 ve 7. Haftası burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 8 ve 9. Haftası burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 10, 11 ve 12. Haftaları 
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 13 ve 14. Haftaları burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 15 ve 16. Haftaları burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 17 ve 18. Haftaları burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 19 ve 20. Haftaları burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 21. Haftası burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 22. Haftası burada
Arzu'nun Hamilelik Günlüğü'nün 23. Haftası burada

Merhabalar,

Bu hafta “Doktorum Hıyar Çıktı” isimli bölümle karşınızdayım!

Çok huzursuzum. Doktorumuzla olan en son randevumuzda (detaylı ultrason için olan) doğum tercihlerim ile ilgili konuşmak istedim.

- Demir Bey, sizinle doğum hakkında konuşmak istiyorum.

- Daha erken aslında ama…

- Yok, ben fikirlerinizi duymak isterim çünkü doğal doğumu ne kadar desteklediğinizi artık bilmem lazım. Biz, Anadolu yakasında oturuyoruz. Size bayağı uzağız. Bunu nasıl planlıyorsunuz? Doğum başlangıcında, aktif safhaya geçmeden mümkün olduğunca uzunca bir süreyi evde geçirmeyi istiyorum…

- Yok öyle bir şey Arzu hanım... Tıp dünyası bu konuda çok kurbanlar vererek bu duruma geldi. Benim gençliğim doğumhanede geçti. Gencecik kadınların ölüsü çıkardı! Yok ben evde olacağım, yok serum istemem, yok NST’ye bağlı durmam... Bunların hiçbiri yok! Sancılar sırasında bazen 2 dakika bebek nefes alamıyor. Yani, sizi suyun altına bastırıp orda 2 dakika tutmam gibi bir şey! Benim devamlı bebeğin stresini ölçmem ve görmem lazım! Bir kere muazzam bir ağrı oluyor ve kadınlar bu ağrıya dayanamıyor... Bunun en iyi yolu: size epidural vermem lazım. Bakın, şimdi kolunuz kırılsa, ameliyata anestezi olmadan mı gireceksiniz? Var mı böyle bir şey? Aktif safhaya girdiğinizde de epiduralin etkisi geçmiş olacak. İşte ıkınacaksınız, biz karnınıza bastıracağız, hadi Arzu diyeceğiz, gerekirse forsepsle bebeği alacağız.

Kocama baktım. Yüzü bembeyaz olmuştu! “Gencecik kadınların ölüsü çıkardı” kısmından sonrakileri duymadı bile. Kocaman adamımı bile korkuttu: “Karım ölecek mi?” Benim aklıma korku tohumunu ekti. Kendimizi dışarı zor attık. Ne düşünmek lazım? Aklımızı karıştırdı, korktuk, gerçeği mi söylüyor? Yoksa, alıştığı akışın dışına çıkmakta mı zorlanıyor? Kendini güvene almakla daha mı ilgili? Gerçekten, bu normal doğum sevdasını bırakıp kendimi bu tıp adamının duygusuz ama güvenli gözüken kollarına mı bırakmalıyım? Ağrılara dayanamaz mıyım? Doğal doğum korkunç derecede tehlikeli bir şey mi?

Durduk.

Bu hafta, Doula izdivaç teklifim için Doula Sima Ibrahimiye Ölçer ile buluştum. Yine, uzun bir Bostancı-Emirgan yolculuğu... Yine guzel bir hava! Otobüste herkes bana yer vermeye çalıştı. Teyzeler karnıma bakıp gülümsedi, genç kızlar dokunmak istedi. Evet, hamile bir kadın tüm Türk toplumunun himayesi altında!

Yaklaşık 2 saat Sima ile konuştuk. Doktorumun hıyar çıktığından bahsettim. Çok alışık olduğu için gülüp geçti ve bana doğal doğumu destekleyen doktor tavsiyelerinde bulundu, sağolsun. Hem de bizim tarafta! Genel olarak, doula ile çalışmanın ne olduğu ve süreç hakkında konuştuk. Sima, Mayıs ayı için izdivaç teklifimi kabul etti. Mayısa kadar yapacaklarımızdan bahsetti, olacak buluşmalarımızı anlattı, doğumda kendisinden ne beklemem gerektiğini açıklığa kavuşturdu. Tavsiye ettiği kitapları söyledi. Mide şikayetlerim ve sağlıklı bir diyet için faydalanabileceğim bir web sitesi söyledi... Bir sefer daha doktorumun hıyarlığına sinir oldum!

Aylardır bana kilomla ilgili suçluluk hissettirdi. Her sabah tarttırdı. 100 gr aşağı, 200 gr yukarı... Yok içmiyim yok yemiyim derken aklımı kaçırttı bana! Ama bir kerede ¨Peki sen ne yiyorsun?¨ diye sormadı. Verdiği demir ilacı da çok dokundu, döküntüden ve kaşıntıdan cildim kanadı. Bıraktım demir hapını.

Yani, yeni görevimiz benim Sima ile olacağımı kabul eden ve doğal doğumu destekleyen bir doktor bulmak!
Bu hafta sonu ayrıca, DO-UM’un eğitimine katılıyoruz. Kocamla aramızda şöyle bir konuşma geçti:

- Hmmm benim ne işim var ya?
- Aaa herkes kocasıyla geliyor! Bi tek ben yalnız olucam yoksa! Büüü
- Tamam canım gelirim, ben biliyorum ki hem, doğarken yapmıştım hepsini :)


Yeni doktorla tanışmaya bu eğitimden sonra gideceğim, biraz daha donanımlı olmak istiyorum. Eğitimde neler var? DO-UM’un web sitesinden:

  • Doğum konusunda ne gibi seçeneklerim var? Benim doğum tercihlerim neler?
  • Doğumdan sonra hastanede bebeğimi neler bekliyor?  Bu konularda hangi seçimleri yapabilirim?
  • Doğum dalgalarıyla nasıl başedebilirim?
  • Eşim ve yakınlarım bana doğumda nasıl yardımcı olabilir?
  • Doğumun başladığını nasıl anlarım?
  • Nefes çalışmaları bana doğumda nasıl yardımcı olur?
  • Bedenimi doğuma nasıl hazırlayabilirim?
  • Kendim için en iyi doğum ortamını nasıl yaratabilirim? 
  • Doktorum ve sağlık personeliyle tercihlerimi paylaşmanın en etkili yöntemi nedir?
  • Doğum koçluğu yapmak isterse eşimin neler bilmesi gerekiyor?
  • Hastanede bizi neler bekler?
  • Ya sezaryen olmam gerekirse?
  • Lohusalıkta kendime ve bebeğime en iyi nasıl bakarım?
  • Emzirme konusunda kendime güvenimi nasıl artırırım?
  • İlk günler ve aylarda bebeğimle nasıl anlaşacağım?
Bir kaç şey daha oldu bu hafta... Cuma akşamı arkadaşlarımıza yemeğe gittik, ben yolda düştüm. Yani, çok yavaş düştüm. Hafifçe ayağım burkuldu, zaten yavaş yürüyorduk, kocam tuttu kollarımdan, üstümde de çok kalın ve büyük kaz tüyü montum vardı, dizlerimin üstüne çöküverdim... Tabii başladım ağlamaya!

- Gördün mü sen? Nasıl düştüm? Karnıma geldi mi? Ne oldu?
- Hayatım gelmedi karnına, ben tuttum seni..
- Dizimin üstüne geldi galiba… karnıma gelmedi di mi? Gördün di mi?
- Gelmedi canım, çok yavaş... tökezledin sadece... düşmek bile sayılmaz...
- Sayılmaz di mi… bir şey olmamıştır di mi?
- Hiç bir şey olmadı merak etme! Hava yastığı var onun ya? Hem bak, dizlerin bile acımıyor di mi? Çok yavaşca indin çünkü.
- Tamam... Çok korktum.

Bütün gece, elim karnımda, tuvalete girdim çıktım... Aklım bebeğimde, düştüm ya? Korkumun geçmesi zaman aldı. 

Eve dönerken, yolda kebap koktu burnuma ama zaten çok yemişim, yerim yok.
Sabah oldu, uyandım ve aklıma gelen ilk düşünce: “Allaaaam ciğer istiyorum!”

- Anne ya… ciğer yapsana, senin kasaptaki iyidir…
- Ahh kuzum, sen iste ben herşeyi yapayım sana…
- He he tamam!
- Anne olunca anlarsın!

Gelecek hafta görüşmek üzere!

Arzu

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım