28 Şubat 2013 Perşembe

Öykü'nün Sezaryen Sonrası Doğal Doğum Hikayesi

Ayşe Ekin'in Evde Doğumu

İkinci doğumumun üzerinden bugün tam iki ay geçti. Ben ise doğum hikayemi yazmak için klavyenin başına ancak oturabildim. İlk doğumumdan bu yana geçen üç senede yüzlerce doğum hikayesi okuyan ve benzeri bir hikayeyi yazmanın hayallerini kuran ben, nedense hayalim gerçek olunca, bu gerçeği basit ve sıradan bularak-daha doğrusu zaten olması gereken buymuş gibi- yazmaya değer bulamadım bir türlü. Bu iki ayda vaktimin çok sınırlı olması da tabii ki başka bir etken ama esas sebep diğeri... Kendimi bazen hiç anlayamıyorum :)

Aslında bu hikayeyi doğuma:
  1. Zihinsel hazırlık
  2. Fiziksel hazırlık ve 
  3. Doğum anı 
şeklinde üç bölüme ayırarak yazacaktım ama hem vakitsizlikten hem de okuyanları sıkmamak adına sadece doğum anını yazmaya karar verdim. Yine de zihinsel hazırlığı kısaca özetleyecek olursam: Evde doğurmaya karar verişim belli bir zaman aldı evet ama kısa bir zaman. Bu karara nasıl vardığımı anlatmaya çalışırsam bunun, yani kendimi ifade etmeye çalışmanın beni yoracağını hissettim. Doğuma ve modern tıbbın doğuma yaklaşımına belli bir bakış açısı geliştirebilmiş olanlar zaten bu kararımın nedenlerini ben anlatmadan da kolayca anlayacaklardır. 
Daha önce okuduğum iki evde doğum hikayesinde bahsi geçen ebe Gail Johnson'la bir arkadaşım vasıtasıyla tanıştım ve hamile kalmadan önce yazışmaya başladık.Yazışmaya başlamamızdan kısa bir süre sonra hamile olduğumu öğrendim ve ilerleyen zamanlarda gelişi konusunda karşılıklı anlaştık. Gebeliğimin ortalarında Gail bana Ankara'da yaşayan ve onunla benim gibi sezaryen sonrası evde doğum yapmak isteyen Amerikalı bir anneden bahsetti. Birbirimize çok yakın oturuyorduk ve beklenen doğum tarihlerimiz arasında sadece bir hafta vardı. Bu hepimiz için büyük bir şans oldu. Ebe dünyanın bir ucundan kalkıp gelmişken iki doğum birden yaptıracak, bizler de masrafları bölüşecektik. Sadece benim doğumum için gelecek olsaydı onu son bir ay evimizde misafir edecektik, ama diğer annenin Bilkent'te okutman olması dolayısıyla Bilkent Üniversitesi'nin misafir lojmanlarından birini kiraladık. Bu da hepimiz için çok iyi oldu. 

Doğurduğum tarihten tam üç hafta önce adet sancısına benzer sancılarım başladı. Hatta ilk başladığında öğlendi ve ben akşama doğururum zannetmiştim, nerden bilebilirdim üç hafta daha süreceğini? Ha bugün ha yarın derken zaman geçti. Bütün adet öncesi belirtiler vardı bu haftalar içinde. Sıcak basması, içsel sıkıntı vb...Haftada bir ebem muayene ediyordu, her şey yolundaydı. 

Doğurdum doğuracağım derken neredeyse Gail'in dönme zamanı yaklaştı. Bu arada diğer anne benim doğumumdan üç gün önce doğurdu. Uzun, yorucu ama çok güzel bir ev doğumuyla kavuştu o da bebeğine... 

Ne kadar rahat olmaya çalışsam da hafiften gerilmeye başlamıştım. Tabii ki Gail doğumuma katılmadan gitmeyecekti ama biletini değiştir, lojmanın tarihini uzat falan derken hesapta olmayan işlerle uğraşmak zorunda kalacaktık. Daha fazla gerilmek yerine bebeğimle konuşmanın daha iyi olacağını düşündüm ve yürekten çağırdım onu. Her şeyin hazır olduğunu, hepimizin onu beklediğini söyledim. Annesini dinleyeceğini biliyordum.

18 Eylül günü sabah 2'de kasılmalarla uyandım. Zaten üç haftadır sürmekte olan kasılmalarımın şiddeti artmıştı. Herkes uyuyordu, kimseyi uyandırmadım. Annem ve babam da doğum için bize gelmişlerdi. Biraz dolaştım evin içinde, biraz Amerika'da yaşayan bir arkadaşımla konuştum internette. Zaman tuttuğumda 5 dakikada bir düzenli kasılmalarım olduğunu gördüm. 'Öğlene doğururum herhalde' diye düşündüm hatta. Sonra saat 5 gibi uyuyakaldım ve sabah kalktığımda kasılmalarımın düzensizleştiğini fark ettim. O gün bütün gün boyunca sürdü fakat dediğim gibi düzensizdi. 

Akşam yemeği için Gail bize gelecekti.O gün tam 41 hafta bitiyordu. Kasılmalarım olduğu için gelirken ne olur ne olmaz diye doğum çantasını da hazırlayıp getirmişti yanında. Beraber güzel bir yemek yedik. İstersem kalabileceğini söyledi ama ben gitmesini istedim. Kasılmalarım düzenli gelmeye başlarsa Eren alıp gelecekti. O gittikten sonra yattım. Birkaç saat sonra, yine saat sabah tam ikide uyandım. Bu seferki kasılmalar daha kuvvetliydi. Sesime annem ve babam kalktılar. Biraz başımda durdular, sonra yatmaları için ısrar ettim. Başımda beklemelerinin bir anlamı yoktu ne de olsa. Sabah beşe doğru kasılmalar üç dakikada bire düşmüştü. Eren'i uyandırdım ve o da Gail'i getirmeye gitti.

Sabah herkes kalkınca kahvaltımızı yaptık. Bu arada halamı da çağırdım, doğum fotoğraflarımızı o çekecekti çünkü. Evde annem, babam, eşim, halam, oğlum ve ev işlerine yardımcı ablamız vardı. Ama herkes kendi havasındaydı. Öyle olmasını istediğimi çok önceden söylemiştim çünkü. Ben 3 dakikada bir bağırıyor, inliyor sonra bir sonraki kasılmaya kadar evde dolaşıyor,şarkı söylüyor, internette zaman geçiriyordum. Aralarda annem ve halam dönüşümlü masaj yapıyorlardı. Kasılma esnasında masaj istemiyordum. Sadece birisinin, ki bu iş genelde Eren'e düşüyordu, güçlü bir şekilde kalçalarımı iki yandan ortaya doğru sıkıştırmasını istiyordum. Bu şekilde yanlardan bastırmak çok iyi geliyordu.

Oğlumu süreçten tamamen koparmak istemediğimden ve yaşı itibariyle -3 yaşında- olumsuz etkilenmeyeceğini hissettiğimden yanımda kalmasında bir sakınca görmedim, bilakis bunu istedim. Gerçi gün içinde dedesiyle beraber parkta geçirdi zamanının çoğunu ama evde olduğu zamanlarda da öpücükleriyle annesine tam destek verdi.


Sabah 9'da Gail muayene etmek ve açıklığa bakmak istediğini söyledi.Beraber odaya geçtik.Bu muayene doğumun kendisi kadar acı vericiydi diyebilirim. Serviksimin arkada olduğunu ve parmağıyla onu öne doğru getirmeye çalıştığını söyledi. Açıklık ise 2 cm. idi. Bu muayeneden sonra korkumdan bir daha fazla göz göze gelmemeye çalıştım kendisiyle,tekrar muayene etmesi gerektiğini hatırlar belki diye. :)  Kasılmalar aynı sürede ve şiddette devam ediyordu. 

Öğleden sonra 3 gibi korktuğum başıma geldi ve tekrar muayene için uzandım. Açıklık 3 cm olmuştu. Kooskocaa 6 saat geçmişti ve ilerleme sadece 1 cm miydi?Az da olsa moralim bozuldu, ki normalde hafta, cm, gr vb. matematiksel hesaplara takılmam ve inanmam doğal olaylarda...
Akşam 9'a kadar yine aynı tempo devam etti. Bir ara rahatlamak için ılık suyla doldurduğumuz havuza girdim. 'Ebelerin epidurali' diye bilinen ılık su maalesef bende beklenen etkiyi yapmadı. Girince çok rahatladığımı söyleyemeyeceğim ama yine de içinde biraz vakit geçirdim.

Akşam 9'da Gail tekrar muayene etmek istedi. Bu sefer canım geçen seferkiler kadar çok yanmadı çünkü serviksim öne gelmişti. Bunun iyi haber olduğunu söyledi. Fakat açılma 4 cm.di. 6 saatte 1 cm açılma kuralını bayağı benimsemişti görünüşe bakılırsa bedenim:) Artık uykusuzluğun da etkisiyle iyice yorulmuştum. Zihnim bulanmaya başlamıştı. Bir kadeh şarap içip yatmamın iyi gelebileceğini söyledi ebem. Zaten o söylemese ben söyleyecektim bunu ona... Gerçekten de şarabı içtikten sonra gevşedim ve bir yarım saat, 40 dakika kadar uyudum. Benim epiduralim bu oldu.

Kalktığımda Gail'in doktorumla telefonda konuşmakta olduğunu duydum. Doğumun gidişatından kendisini haberdar etmek istemişti. Hastaneye gitmek durumunda kalırsak doktora son anda haber vermiş olmayalım diye, saygısından yani... Doktor hastaneye gidersek suyumu patlatıp bekleyeceğini, doğum hızlanmazsa tekrar sezaryen olacağımı söylemiş. Gail odaya gelip bana bunu söylediğinde moralim iyice bozulmadı desem yalan olur. Yatağın kenarına oturdum kaldım. Biraz düşündükten sonra Gail'in teklifini kabul ettim ve suyumu patlattı. Aynı anda kasılmaların düzenli ve güçlü gelmesine yardımcı olacak bir homeopatik remedi (caulophyllum) aldım ve oksitosin salgılanmasını arttırmak için meme ucu stimulasyonuna başladık hiç durmamacasına. Ben bıraktığımda Eren (eşim) devam ediyordu ve bu anlar sırasında daha sonra hatırlayıp çok güleceğimiz oldukça komik sahneler meydana geldi. Aslında niyetim suda doğurmaktı ama artık sık sık muayene etmesi gerektiğini ve bunun suda zor olacağını söyleyince ebem maalesef bunu gerçekleştiremedim. 

Ve asıl doğum işte bundan sonra başladı. Kasılmalar iyice şiddetlendi ve dalgalar artık adam boyuna vardı. Kendimi bir mutfakta buluyordum bir salonda... En son yatak odasında buldum, nasıl gittiğimi hiç hatırlamadan...Yatağa naylon ve eski çarşaflar serildiğini gördüm ve kimin yaptığını merak ettim bir an. Ikınma hissim gelmemişti daha fakat Gail'in sözünü dinleyerek kasılmaları kaçırmadan, geldikçe ıkınmaya başladım. Bir yere çömeliyordum, bir yatağın üzerinde dört ayak pozisyonunda duruyordum, artık o anda nasıl rahat ediyorsam... Bir ara Gail yatağa sırt üstü yatıp dizlerimi karnıma çekmemi söyledi. Kabul etmedim. Yatarak doğurmak en son istediğim şeydi çünkü. Kısa bir süre sonra şuurumu kaybetmeye başladım. Bunda nefesimi kontrol edemememin de etkisi var. Çok hızlı soluk alıp vermeye başladım ve bir ara bayılacak gibi oldum. Sanki suyun içinde biri kafama bastırıyor, nefessiz kalıyorum, aklımı kaybediyorum, sonra ebemin veya Eren'in bir sözüyle tekrar yüzeye çıkıyorum. Bir ara 'Ikınamayacağım! Ikınamam Eren anlamıyor musunuz? Felç olurum ıkınırsam...' dediğimi hatırlıyorum. O an koşarak hastaneye gidip sezaryen olmak geldi içimden. Sanki bütün vücudum ortadan ikiye ayrılıyordu. Doğum sonrasında kalıcı bir araz kalacağından korktum. 

Gail'in 'Ne diyorsun sen? Bebeğine zarar vermek mi istiyosun?' demesiyle üstüme yine bir deli kuvveti geldi. Eren yatakta oturmuş, ben artık onun bacaklarının arasına çömelmiş vaziyetteydim. Oda karanlıktı. Ebemin elinde bir el feneri ve ayna vardı. Aynaya bakmamı söyledi ve bebeğimin siyah saçlarını gördüm o anda. Bütün gücümü toplayarak, son derece kuvvetli bir biçimde ıkındım bunu görünce ve o anda sanki yaralı bir hayvan böğürerek, göğsümü yırtarak çıktı içimden. O hayvani ses benim sesimdi. Hala o anı hatırladıkça kendimi ayağa kalkmış, kollarımı iki yana açmış durumda resmediyorum zihnimde, halbuki çömelir vaziyetteydim. Anlatması zor... 'Ateşten halka' diyorlar ya başın çıkış anına, çok doğruymuş, hatta yetersiz bile bence... 'Head is out, one more push (Başı çıktı,bir kere daha ıkın.)' dedi Gail. Tekrar bütün nefesimi içime doldurarak var gücümle ıkındım ama gücümün hepsini kullanmama gerek kalmadan, ıkınmamın yarısında bir balığın içimden kaydığını hissettim. O anı videoya çekmekte olan halamın ve Eren'in 'Geldi geldi!' çığlıklarını duydum. Çıkar çıkmaz göğsüme aldım bebeğimi.
Sarhoş gibiydim. Doğum kafası diye bir şey varmış hakikaten :) Hala görüntüleri izledikçe halime gülüyorum. Eren 'Cinsiyetine bak.' dedi. Bacaklarını araladım ve 'Erkek!' diye bağırdım. Eren de 'Kız!' dedi. Benim gördüğüm kordonmuş meğerse bacaklarının arasında :) Cinsiyetini bilmiyorduk ama erkek olacağından adım gibi emindim. Kız olması bana hayatımın sürprizi oldu diyebilirim. 
Bebeğim çıkıp ağladığı anda oğlum da uykusunda ağlamış. İki kardeş aynı anda... Annemle babam da tam onun odasına gidiyorlarmış, bizim odanın önünde bebeğin ağladığını duymuşlar. Onlar da odaya girdiler. Hepimiz ağlıyorduk. Bir babam öpüyor beni, bir annem, bir halam, bir Eren... 'Böyle bir şey olmaz, böyle bir şey olmaz...' diye sayıklıyorum ben, yerde oturmuş kalmışım. Yaklaşık bir 6-7 dakika sonra bir ıkınma hissi daha geldi ve ayağa kalkmak istediğimi söyledim ve küçük bir ıkınmayla plasentayı da doğurdum. Bir kabın içine koyup inceledik. Büyük bir ciğer gibi, üstündeki damarlar ise aynı bir ağaca benziyor. Çok değişik, çok güzel göründü gözüme. Hala derin dondurucuda bekliyor ne yapacağıma karar vermemi :) Kan akışı durunca Eren kordonu kesti. Yatağa geçtim, bebeğim göğsümde. Hemen buldu memeyi emmeye başladı. O an ne kadar sürdü hatırlamıyorum, sonra Gail aldı bebeği ve ölçüp biçti. :) 3910 gr ve 53 cm. Sonra beni muayene etti, yırtığım yoktu. Bunu büyük ölçüde çömelerek doğurmama borçluyum. Bir de Gail'in doğum sırasında perineme yağla yaptığı masaja...

Tekrar bebeğimi kucağıma aldım. Emmeye başladı ve yaklaşık bir saat boyunca emdi. Bir ara kalkıp duşa girdim ve sonra üçümüz güzel bir uykuya daldık. 
Burada sözünü ettiğim kişilerden biri olmasaydı bu doğum böyle olmazdı. Herkesin çok ama çok emeği var. En çok da Eren'in... Başından beri beni sonuna dek desteklediğini hissettirdi. Doğumda en az benim kadar gayret sarfetti. Endişeleri vardı mutlaka ama bana bir kere bile hissettirmedi. Yapacağıma inandı, inanmadığım zamanlarda inandırdı. O bana bir kez daha aşık oldu, ben de ona bir kez daha aşık oldum. Bebeğimle beraber yine ve yeni bir aşk doğurdum. 

Evet uzun,yorucu, zor ama evimin sıcaklığında bir o kadar coşku, huzur ve sevgi dolu bir doğum yaşadım. Hiçbir anında 'Keşke...' yok, her anında 'iyi ki...' var.

Doğumun ertesi günü Gail'le konuşurken 'Doğumunu yazacak olursan bütün çıplaklığıyla gerçekleri yaz,süsleyip püslemeden.' dedi. 'Tamam.' dedim.


Ve işte yazdım.


Öykü


Evren'in ilk doğal doğum hikayesi
Evren'in ikinci doğal doğum hikayesi
Güneş'in doğal doğum hikayesi
Mine'nin doğal doğum hikayesi
Gizem'in doğal doğum hikayesi

26 Şubat 2013 Salı

Bebeklere Demir Takviyesi Gerekli Midir Değil Midir?


Demir, bebeklerin sağlıklı gelişimi için ÇOK gerekli bir mineraldir. Normal zamanda, normal ve sağlıklı beslenen bir anneden doğan bebeklerin ilk 6 ay demir takviyesine ihtiyaçları yoktur. Gerekli olan demirin bir kısmını anne karnındayken stoklamışlardır, geri kalanını da anne sütünden, yokluğu durumunda formül mamadan temin ederler. 6. Aydan sonra ek gıdalara başlanır ve bebek demiri anne sütünden ve/veya formül mamadan ve dengeli/düzenli olarak aldığı ek gıdalardan almaya devam eder. Buna rağmen demir eksikliğinden şüphe ediliyorsa test yapılmalıdır ve demir takviyesi kararı test sonuçlarına göre verilmelidir. Aksi takdirde demir fazlalığı kaynaklı zehirlenme meydana gelebilir, bu da çok tehlikelidir. Test sonuçları değerlendirilirken genel manada sağlıklı bebeklerde sınırda ya da sınırın hemen altındaki demir eksikliğine rağmen anemi teşhisi konmadıysa bu eksik ¨problem¨ olarak nitelendirilmeyebilir çünkü yapılan çalışmalar gelişim sorunlarına yol açmadığına işaret ediyor. Bu noktada doktorun değerlendirmesi çok önemli. [1]

Maalesef şu anda Türkiye’de sürdürülen bir kampanya dahilinde bebeklere ihtiyaçları olup olmadığına bakılmaksızın demir veriliyor. Demir, yan etkileri oldukça kuvvetli bir mineraldir, sindirimi zordur ve bebeğin henüz gelişmekte olan sindirimini zorlayarak kabızlıktan uyku sorununa, sürekli huzursuzluğa, karaciğer problemlerine kadar pek çok soruna yol açabilir. Bunların yanında çinko mineralinin emilimini engelleyebilir. Yaratabileceği en ciddi sorun da yukarıda bahsettiğim ¨fazla demir¨kaynaklı zehirlenmedir.  O yüzden ¨ne olur ne olmaz¨¨garanti olsun¨¨belki azalır¨diyerek hemoglobin değerlerine bakılmadan demir verilmesini hiç onaylamıyorum. Normal hemoglobin seviyelerine sahip, anne sütü ile beslenen 6 aydan küçük bebekler için demir takviyesi çok ciddi riskler doğurur, bunlardan sık karşılaşılanları gelişim geriliği ve neredeyse kronik hale gelen ishaldir.[2] Değerleri normal olan 12-18 ay arası bebeklerle yapılan bir çalışmada demir alan bebeklerin diğerlerine kıyasla ciddi anlamda kilo alım problemi yaşadığı gözlemlenmiş. Aynı çalışmada araştırmacılar düşük demir kaynaklı anemi yaşan bebeklerin demir desteğinden fayda gördüklerini ama demir eksikliğine rağmen anemik olmayan bebeklerin demir takviyesiyle gelişimlerinin etkilenmediğini gözlemlemişler.[3]

2011 yılında Pediatrics dergisinin 127. Sayısında yayınlanan bir makale[4] yazarların Amerikan Pediatri Akademisi’nin beslenme komitesinin bebeklere 4. Aydan itibaren demir takviyesi önerisiyle ilgili endişelerini dile getiriyor.[5] Bu öneriyi destekleyecek tek araştırmanın 2003 yılında 77 bebek üzerinde yapılan bir çalışma olduğunu belirtiyorlar.[6] Anne sütü alan bu bebeklerin beslenmesi 1 ila 6. ay arasında demir ile desteklenmiş. 13. Aylarında tekrar takip edildiklerinde ¨gelişmiş¨ psikomotor becerileri gözlemlenmiş ancak kavramsal (cognitive) becerilerinde hiçbir değişiklik yokmuş. Pediatrics dergisinde yayınlanan Anne sütüyle beslenen bebekler 6. Aydan önce demir takviyesinden fayda görürler mi? başlıklı bir başka çalışma bu sonucu şöyle yorumluyor [7]: ¨Ulaşılan sonuç sıradışıdır ve 13. ay muayenesinde gözlemlenenleri bebeğin genel olarak gelişimi hakkında öngörüde bulunmak için yeterli olamaz.¨ 
Çalışma bahsini ettiği araştırmacılara bebeklerin yeterince demir aldıklarını garanti etmek için demir takviyesinden başka yolları dikkate almalarını öneriyor. Bunlar: kordon bağının derhal kesilmemesi , mümkün olduğunca geciktirilmesi ve demir eksikliği riski bulunan bebeklerin kontrol altında tutulması olabilir.
4. ayda bebeklere demir takviyesi öneren araştırma maalesef bu takviyenin verebileceği zararları göz ardı ediyor. Aynı zamanda anne sütündeki demirin ve formül mamadaki demirin biyoyararlanımı (bioavailability) arasındaki farkları dikkate almıyor. Daha önce yapılan pek çok araştırma demir gereksinimi yokken bebeğe verilen demirin gelişim ve morbiditeye verebileceği potansiyel zararları ayrıntılarıyla göstermiştir.[8] Bu takviyenin tıpkı Türkiye’de yapıldığı gibi universal, yani tüm ülke çocuklarını kapsayacak şekilde yapılması durumunda gelişmekte olan bebek nüfusuna ne gibi zararları olur onu düşünmek gerekir.

Demir Eksikliği Kaynaklı Anemi Riski Taşıyan Bebekler:
  • Prematüre bebekler
  • Düşük kiloda dünyaya gelen bebekler
  • Kontrol altına alınmamış şeker hastalığı olan anneden dünyaya gelen bebekler
  • Gebeliğinde sağlıklı beslenmeyen anneden dünyaya gelen bebekler
  • Demir eksikliği kaynaklı anemisi olan anneden dünyaya gelen bebekler
  • Anne sütü ya da formül mama dışında sütlerle beslenen bebekler 
Eğer bebeğiniz bu gruplardan birine girmiyorsa demir eksikliği için endişe etmeniz için bir neden yok. Yine de ediyorsanız mutlaka test yaptırmanızı demir takviyesinine test sonucuna göre başlamanızı tavsiye ediyorum.
Bebeklerin demir değerleri ile ilgili yapılan ve Journal of Pediatrics Dergisi’nde yayınlanan çalışmalardan birinde 7 ay boyunca sadece ve sadece anne sütüyle beslenen normal bebeklerin 12. Ayda bakılan hemoglobin değerlerinin 7. Aydan önce ek gıdalara başlayan bebeklerden daha iyi olduğu görülmüş.[9] 

Bu çalışmada ulaşılan sonuç şudur: İlk 7 ay sadece ve sadece anne sütü alan bebeklerin anemi geliştirme olasılığının daha düşüktür. Bu bağlamda ek gıdalara geçmek için acele etmemenin ve 1 yaş altı bebeklere anne sütü ve formül mama dışında HİÇBİR süt vermemenin önemini tekrar vurgulamak istiyorum.

Anne sütünde (diğer pek çok özel içeriği gibi) 2 adet protein vardır: lactoferrin ve transferrin. En basit açıklamasıyla bu proteinler demirin bağlanmasına (özümsenmesine) yardım ederler ve sadece bebeğe hizmet ederler. Yani diğer proteinler gibi aynı zamanda zararlı bakterilerin de demiri kullanmasına ve beslenerek çoğalmasına izin vermezler. Bu yüzden eğer ilk 6 ayda bebeğe demir takviyesi ya da demir-yoğun gıdalar verilirse demirin emilim problemi meydana gelebilir. Bu da demir takviyesinde bulunmadan önce tekrar düşünmek için bir başka nedendir. Bebeğinizi sadece ve sadece anne sütü ile beslediğiniz müddetçe ne demir eksikliğinden ne de fazlalığından endişe etmeniz için bir neden yoktur. Bebek ihtiyacı olan tüm mineral ve vitaminleri sizden alır.

Hemoglobin değerleri düşük olduğunda ne yapmak gerekir?

Herşeyden önce bebeğin ek gıdalara başladıktan sonra yeterince demir ve Vitamin C alıp almadığına bakmak gerekir. Hiçbir şekilde demir ve vitamin C yoğun besinleri tüketmeyen bebeklerde demir eksikliğinin görülmesi çok normaldir. Beslenmeyi bir denge ve düzene oturtmak şarttır. Doğru beslenmeyen bebeğin demir eksikliğini takviyeye gidermek oluşabilecek sağlık sorunlarını engellemeye yeterli değildir çünkü demir, bebeğin ihtiyacı olan tek mineral değildir. O yüzden ilk adım beslenmeyi düzene koymak olmalıdır.

Not: Emziren annenin demir takviyesi alması da problemi çözmez. Çünkü anne sütündeki demir oranlarına etkisi yoktur.

Beslenmeyi düzene koyduktan 2-3 ay sonra testi yinelemenizi tavsiye ederim. Ancak test günü bebeğinizin hasta olmamasına özen gösterin çünkü hastalık geçici olarak demir oranlarını eksiltebilir.


Yaş
Hemoglobin

Hematokrit
%
Yenidoğan
13,5 -24
42 -68
1 Haftalık
10 -20
31 -67
4-8 Haftalık
10 -18
28 -55
2-6 Aylık
9,5 -14
28 -42
6-12 Aylık
10,5 -14
(ortalama 12)
33 -42
(ortalama 37)
1-2 Yaş
11 -13
32,9 -41
2-5 Yaş
11,1 -13
34 -40

Sonuç itibariyle: Bebeklere demir takviyesi yapıp yapmama kararı test sonuçlarına göre verilmeli. Hb değerleri düşük olan ve dengeli/düzenli beslenmeye rağmen düzelmeyen bebeklere demir takviyesi yapmak anlamlıdır ve bebeğin sağlığı için yapılmalıdır. Bu durumdaki bebekler için demir herhangi bir risk teşkil etmez ve anemi riskini ciddi anlamda azaltır.

Benim bu konudaki kişisel fikrim, devletin yapay mineral desteklerin bebeklere dağıtılması üzerine kampanyalar yapması yerine aynı yatırımın bebeklerin ve bebek bekleyen annelerin sağlıklı beslenmesi üzerine yapılmasıdır. Ek gıdalara başlandığında annelerin bebeğin 1 yaşına kadar ana besin maddesinin hala anne sütü olduğu konusunda bilinçlendirilmesi ve demir açısından zengin besinlerin tanıtılması gerekir. Bu noktada en büyük görev elbette pediatristlere düşüyor fakat sağlık bakanlığının doğru yönlendirmesi de şart. Anne sütü alma şansı olmayan bebekler formül mama ise besleniyorlar. Mamaların demir içeriği yüksektir ve hem ek gıda hem mama alan bebeğin takviyeye ihtiyacı olmaz. Ancak bebeğe verilen formül mamadaki demir içeriğine de ÇOK dikkat edilmesi gerekir zira yüksek oranlarda demir içeren mamaların çocukların motor gelişimlerini ve zeka seviyelerini olumsuz etkiledikleri görülmüştür. 2008’de PAS (Pediatric Academic Societies and Asian Society for Pediatric Research Joint Meeting) Kongresinde sonuçları sunulan 10 yıllık bir çalışmaya göre: 

Sağlıklı, anemik olmayan, dengeli ve düzenli beslenen ve formül mama ile yüksek oranlarda demir (12 mg/L ferrous sulfate) alan 6 ay üzeri çocuklar çocuklarda, düşük oranlarda demir içeren (2.3 mg/L ferrous sulfate) formül mama alan çocuklara kıyasla ciddi anlamda alan hafızası bozukluğu (spatial memory), görme-hareket bütünleşmesi bozukluğu (visuo-motor integration), düşük IQ ve motor koordinasyon bozukluğu gözlemlenmiş.[10] Bu çalışmanın sonuçlarına bakınca hem anne sütü, hem mama hem de demir takviye alan çocuğun karşı karşıya olduğu tehlikeyi farkedebiliyor musunuz? O yüzden ¨demir takviyesi¨ söz konusu olmaya başladığında çocuğunuzun gerçekten demire ihtiyacı olduğuna emin olmadan vermeyiniz!

Demir Zengini Besinler
  • Anne Sütü
  • Baklagiller
  • Domates
  • Et, tavuk, hindi, sakatat
  • Ispanak, pazı, pancar, maydanoz gibi koyu yeşil yapraklı sebzelerin tümü
  • Kabak
  • Kahverengi pirinç
  • Kara hindiba (dandelion)
  • Kuru erik
  • Kuru meyveler
  • Mantar
  • Mercimek
  • Midye, istridye, karides
  • Pekmez
  • Sardunya
  • Sarı kök (yellow dock root)
  • Spirulina
  • Tahıllar
  • Tatlı patates (türkiye’de yetişiyor mu emin değilim)
Bu linke de göz atmanızı tavsiye ediyorum:
http://www.healthlinkbc.ca/healthfiles/hfile68d.stm

Burada dikkat edilmesi gereken husus haem- demir olan besinlerin tüketilmesine özen göstermektir. Bunlar da kırmızı et, tavuk ve balıktır. Diğerleri haem- demir değildir ve içeriğindeki demirin emilimi haem- demir'e kıyasla düşüktür. Yani çocuklarınızı ASLA vejetaryen- vegan beslemeyiniz! 

Demir emilimini kolaylaştırmak için bu besinleri C Vitami içeren gıdalarla birlikte vermenizi tavsiye ederim. Aynı zamanda dökme demir tencere/tavada yemeklerinizi pişirmenizi öneriyorum.

Gebelikte de fazla demir alımı bebeğin gelişmini olumsuz etkiliyor.

Demir Hakkında Bilmek İstediğiniz Ama Sormaya Korktuğunuz Her Şey



Kaynaklar:
  • Woodruff CW, Latham C, and McDavid S. Iron nutrition in the breast-fed infant, J Pediatr 90:36-38, 1977.
  • American Academy of Pediatrics Work Group on Breastfeeding. Breastfeeding and the use 
of human milk. Pediatrics 1997;100(6):1035–9.
  • Dallman PR, Looker AC, Johnson CL, Carroll M. Influence of age on laboratory criteria for 
the diagnosis of iron deficiency anemia and iron deficiency in infants and children. In: Hallberg 
L, Asp NG, eds. Iron nutrition in health and disease. London, UK: John Libby & Co., 1996:65–74.
  • Goyer RA. Nutrition and metal toxicity. Am J Clin Nutr 1995;61(suppl):646S–650S
  • McMillan JA , Landaw, SA, and Oski, FA. Iron sufficiency in breast-fed infants and the availability of iron from human milk, Pediatrics 58:686-92, 1976.
  • Dewey KG. Nutrition, growth, and complementary feeding of the breastfed infant. Pediatr Clin North Am. 2001 Feb; 48(1):87-104.
  • http://ods.od.nih.gov/factsheets/Iron-HealthProfessional/
  • Institute of Medicine (1993) Iron Deficiency Anemia: Recommended Guidelines for the Prevention, Detection and Management Among U.S. Children and Women of Childbearing Age National Academy Press Washington, DC.
  • Domellöf, M., Dewey, K. G., Lönnerdal, B., Cohen, R. J. & Hernell, O. () Diagnostic criteria for iron deficiency in infants: time for a re-evaluation. J. Nutr.

[1] Hopkins D, Emmett P, Steer C, Rogers I, Noble S, Emond A.  Infant feeding in the second 6 months of life related to iron status: an observational study. Arch Dis Child. 2007 Oct; 92(10):850-4. Epub 2007 May 30.
[2] Dewey KG, et al. Iron supplementation affects growth and morbidity of breast-fed infants: results of a randomized trial in Sweden and Honduras. J Nutr 2002 Nov; 132(11):3249-55.
[3] Idjradinata, P., Watkins, W. & Pollitt, E. (1994) Adverse effect of iron supplementation on weight gain of iron-replete young children. Lancet 343:1252-1254.
[4] Pediatrics Vol. 127 No. 4 April 1, 2011 pp. e1097 (doi: 10.1542/peds.2011-0201A
[5] Baker RD, Greer FR; American Academy of Pediatrics, Committee on Nutrition. Diagnosis and prevention of iron deficiency and iron-deficiency anemia in infants and young children (0–3 years of age). Pediatrics. 2010;126(5):1040–1050
[6] Friel JK, Aziz A, Andrews WL, Harding SV, Courage ML, Adams RJ. A double-masked, randomized control trial of iron supplementation in early infancy in healthy term breast-fed infants. J Pediatr. 2003;143(5):582–586
[7] Lozoff B. Do breast-fed babies benefit from iron before 6 months? J Pediatr. 2003;143(5):554–556
[8] Dewey KG. Nutrition, growth, and complementary feeding of the breastfed infant. Pediatr Clin North Am. 2001 Feb; 48(1):87-104
[9] Pisacane A, et al. Iron status in breast-fed infants. Journal of Pediatrics, 1995 September; 127(3):429-31.
[10] Neurodevelopmental Delays Associated With Iron-Fortified Formula for Healthy Infants, PAS 2008: Pediatric Academic Societies and Asian Society for Pediatric Research Joint Meeting

25 Şubat 2013 Pazartesi

Arzu'nun Hamilelik Günlüğü- 29. Hafta



Hepinize merhaba! 

Geçen haftanın sansasyon yaratan yazısından sonra artık ne yazsam boş! 

Bu hafta hamile masajına gittim. Masaj yaptırmayı çok severim, hamile kalmadan önce ya hamama gidince yaptırırdım ya da yine YogaRooms’da Güniz’in ellerine bırakırdım kendimi… Bu sefer de Güniz’le randevum vardı. Güniz çok özel birisi. Ellerinin çok güzel bir enerjisi var. Şimdi ise hamileler için özel masaj yaptı bana. Masaj yatağında yan yattım, çok yumuşak, beni sakinleştiren ve rahatlatan bir masaj yaptı. En sonra karnıma, bebeğime masaj yaptı. O kadar iyi geldi sıcacık elleri, güzel enerjisi, içime mutluluk doldu. Güniz, bebeğimle hemen ilişki kurdu:

- erkek bebek mi?
- evet, nerden bildin?
- öyle hissettim

Cumartesi günü de Istanbul Doğum Akademisi’nde (IDA) emzirme ve bebek bakımı kursuna gittim. Öğretmenimiz, ebe Serpil Varlık idi. Serpil ebe çalışma hayatının uzunca bir süresini Almanya’da geçirmiş, tecrübeli bir ebe. 4 yaşında da bir oğlu var. Bence, güzel bir kurstu. Temel olarak neler öğrendiğimi yazının sonunda kısaca listeledim.

Beni hayrete düşüren ise kurstaki katılımcılardı. Her zaman Türk kadının cahilliğinden şikayet ettim. Bu kursa katılanlar ise büyük bir şirkette çalışıyorlar; yani, bu kadınlar üniversite mezunu ve en az bir yabancı dil bilen insanlar. Her türlü kaynağa ulaşımları var. Ama hamileliklerinin bayağı ilerlemiş aşamasında olmalarına rağmen, hiç bir şey öğrenmemişler. Ne doğumla ilgili ne bebekleriyle ilgili ne de kendi bedenlerinde olan değişimlerle ilgili... Çok şaşırdım! 
Doğal doğumla ilgili bilgileri yok, kendilerini medikal doğumun rutin uygulamalarına bırakmışlar, sezaryen veya epidural dışında bir doğum düşünmemişler, bebeklerinin sağlıkları ile ilgili değiller, kimyasal kozmetiklerle araları çok iyi, hamilelikte bedenlerini nasıl rahat ettirebilecekleri konusunda bilgileri yok.

Hepsi şikayet ediyor: “ay sırtım ağrıyor” “ay belim tutuluyor” “ay bacağıma kramp girdi”...

Peki, bütün bunlar olmasın diye ne yaptın? Bu çok değerli 9 ay boyunca bedenine nasıl baktın? Bedenini bu derece zorlayan bir tecrübede kendine hangi iyilikleri yaptın? “ay yapamam...” “ay vaktim yok...” “amaaan uğraşamam...” “aman çok pahalı!”

Yani, peki neye vaktin var? Cumartesi akşamı Istanbul’da iki kişi yemek yemeğe paran varsa ünkü hepsi, kurs sonrası nereye çıkacaklarını konuşuyordu), kusura bakma ama kendine biraz vakit ayırmak için de paran vardır.

- Ayyy siz ne güzel yogaya gidiyormuşsunuz...
- Evet, gidiyorum…
- Hangi günler mesela?
- Haftada iki stüdyoya gidiyorum, gitmediğim günler evde kendim yapıyorum.
- oooo hiç öyle vaktim yok… Hem dersi kim veriyormuş? Iyi bir hoca mı? Yani, ne bileyim herkes yogacıyım diye dolanıyor ortada...
- Evet, tabii Ayça cok tecrubeli ve guvenilir bir hocadır
- Yaaaa ama ben hiç yoga da yapmadım kiiii…. Nasıl olur ki? 
- Olsun, işte başlamak için güzel bir sebep, hamileliğinizde başlamış olursunuz bahaneyle. 
- Ayyy şimdi ona da para nasıl ayırayım... 

Yani, bir pusete 3000 lira veren insanlar bunlar çünkü pusetsiz mii???? Ne???

- Biz, puset almadık
- İlle almanız lazım değil mi yani, anlamadım. 
- Başlangıçta hep wrap’te olacak… ihtiyacımız yok… sadece araba koltuğu alacağız. 
- Ay yani, biz aldık puset, 3000 lira verdik yani…

- Siz normal mi doğuracaksınız? Ben daha karar vermedim sezaryan mi, epidural mi... 
- Yani, ben bunu bir seçenek olarak hiç düşünmedim…. Sezaryen, bir kurtarma ameliyatı bence. 
- Aaaa siz de tuhafsınız yani, herkes artık sezaryen oluyor yani...
- Farkındayım. Bayağı çalışmak gerekiyor doğal doğum için.
- Yani, benim doktorum anlattı… epidural en iyi seçenekmiş… ne gerek var canım o kadar acı çekmeye…
- Valla, siz bilirsiniz… sizin seçiminiz. 
- Yani, doktorumun bildiği vardır… bence siz de kendinizi biraz bırakın. 

Kendimi, ruh hastası ve kontrol manyağı bir nevrotik gibi hissettim. Ne güzel işte kendilerini bırakmışlar tamamen, ne okuyorlar ne öğreniyorlar ne merak ediyorlar… Çok sinir bozucu.

Neyse, öğrendiklerim kısmen şöyle:
  • Anne sütünün içindeki koku, rahim sıvısının kokusu ile aynı. Böylece, bebek kendini yabancı hissetmiyor. Doğumdan sonra, anne parfüm, deodorant veya kokulu şampuanlarla yıkanmamalı ki bebek onun kokusunu tanısın. Eğer, ille yıkanmak istiyorsa sadece suyla yıkansın.
  • Bebek, ne zaman doğarsa sütün içeriği ona göredir. Yani, erken doğan bir bebek için sütün içeriği daha hafif olur çünkü bebek ancak o kadarını sindirebilir.
  • Gebeliğinizin 37. Haftasından itibaren memelerinizi emzirmeye hazırlamaya başlayabilirsiniz. Bunun için: Duşta, parmaklarınızı C gibi tutup kahverengi bölgeyi geri çekin ve meme ucunu dışarı doğru çıkarın. Böyle 2 dakika kadar tutun. 
  • Evde sütyenle gezmeyin. Meme uçlarınız giysilerinize sürterek biraz sertleşsin, alışsın. 
  • Vitamin E’den zengin olan bir krem kullanmaya başlayın. Shea Butter gibi. (Lansinoh’u hayvansal içeriğinden ötürü tavsiye etmedi).
  • Duştan sonra sert havlularla kurulanın, hırpalamadan
  • Eğer şimdiden sütünüz gelmeye başlamışsa, meme kalkanı kullanarak bu değerli sıvıyı kurtarabilirsiniz. Dünyanın en kaliteli kremidir.
  • Doğumdan sonraki ilk 1 saat içinde emme refleksi ortaya çıkar. Bu refleks tam olarak ortaya çıkmadan, memeyi bebeğin ağzına vermeye çalışmayın. Bebek, hazır olduğunda dil hareketleri yapmaya başlar. Ağzıyla yalayarak, memeyi ıslatır. Kokuyu tanır. Bebeği yönlendirmeye gerek yoktur.
  • Doğum başlayınca, hamilelik süresince bastırılan süt üretme hormonları serbest kalır.
  • Kolostrum, sadece 1-2 yemek kaşığı kadar gelecektir çünkü bebeğin midesi sadece bir erik kadardır. Bu kadar az miktar ona yetecektir. Kolostrum, bebeğin ilk aşısıdır.
  • Doğumdan itibaren bebek ağırlığının 10%unu kaybeder. 1-2 hafta içinde bu kilo geri gelecektir.
  • Annedeki her antikor, süt ile bebeğe geçer.
  • Endorfin anne sütünde bulunur. Bebeği, anne sütüne bağımlı yapar ve bebek huzurlu/mutlu olur.
Süt 3 aşamada gelir: 
  1. Kolostrum
  2. Geçiş Sütü
  3. Olgun Süt
Doğumdan itibaren çok emzirin ki geçiş sütü çabucak gelsin. Bu aşamada 2-3 saatte emzirmelisiniz. Eğer uyuyorsa, en geç 3 saat sonra uyandırın (Dikkat! Sadece geçiş sütü aşamasına gelinceye kadar bu geçerli). Bunun için, altını değiştirebilirsiniz. Yani, uyur durumda olmamalıdır ki güzelce emsin.
  • Geçiş sütü 3-5 gün içinde gelecektir. Bu aşamada, göğüsler sertleşir, büyür ve ateş olabilir. Endişe etmeyin, bu ateş geçicidir.
  • Olgun süt yaklaşık 10. Günden itibaren gelecektir.
  • Pompaya ihtiyacınız olup olmayacağını doğumdan sonra karar verebilirsiniz. 
  • Bebeğe süt verirken, rejim yapmayın ki sütün kalitesi düşmesin. Hamileliğinizdeki gibi kaliteli ve sağlıklı beslenmeye devam.
  • Emzirmeden sonra, memelerinizi hemen kapatmayın. En son gelen sütle 1-2 damla uçlarını ovun. Açık bırakın. 10 dakika kadar havalansın.
  • Krem sürmeniz gerekiyorsa bu 10 dakikadan sonra sürün ve 10 dakika daha bekleyin. Vitamin E içeren doğal bir kremi, silmenize gerek yok.
  • Emzirirken, her zaman bebek memeye gelmeli. Siz, bebeğe gitmeyin ki sırtınız ağrımasın.
  • Mutlaka göbek göbeğe kavrayın ki bebek boynunu çevirmek zorunda kalmasın.
  • Bebeğin elinden eldivenleri çıkarın ki, teninize dokunsun.
  • Sütü emdikten sonra, emme refleksini tatmin etmek için bırakın biraz memede kalsın.
  • Memede uyuyakalırsa, beslenmesi yarım kalmaması için ayaklarını, kulaklarını uyararak uyandırın ki memeye devam etsin.
  • Memeyi, bebeğin ağzından çekmeyin. Küçük parmağınızla ağzını açarak kavramasını sonlandırın.
  • Olgun süt evresinde artık herşeyi bebeğin kendi ritmine göre ayarlayabilirsiniz.
Eğer, memeleriniz sertleşirse bir kaç şey yapabilirsiniz:  
  • Ayva çekirdeklerini bir gece suda bekletin, oluşan jöleyi meme uçlarınıza sürün.
  • Siyah çayın 1 dakika kadar demlenmiş yapraklarını bir bezle uygulayabilirsiniz. 
  • Soğuk yoğurt ile kompres yapabilirsiniz.
  • Beyaz lahana yapraklarını haşlayıp, kompres yapabilirsiniz.
  • Hassas memeyi dinlendirmek için, beslemeden sonra emme refleksi için diğer memeyi kullanın. 
  • Ateşiniz varsa, sirkeli kompres yapın. Bu durumda 3 gün kadar yatak istirahati iyi gelecektir.
Emzirme ile ilgili ayrıntılı bilgiler ve öneriler için bkz: Tomris'in Emzirme Notları Yazı Dizisi.
 
Az önce doulam Sima konuştum, beni en çalışkan hamilesi ilan etti! Koltuklarım kabardı ama yarın Sima bizim eve gelecek, biraz çalışmak için. Çalışkanlıktan kazandığım puanları tertipten kaybetmek istemiyorum… evi biraz toparlamam lazım :)

Gelecek hafta görüşmek üzere...

Arzu 

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım