30 Nisan 2013 Salı

Arzu'nun Hamilelik Günlüğü- 38. Hafta

Herkese Merhaba!

Geçen hafta alternatif baby shower törenim olan ¨Annenin Kutsanması¨ partimin fotoğraflarını hala görmediyseniz hemen dönüp bakın derim!

Biz bu hafta taşındık. Taşınmayı çok severim. Eski her şeyi atarsın, kullanmadıklarını verirsin, dolaplar boşalır, her şey yenilenir. Azalırsın. Hiç biriktirme adetim yoktur, tutmam hiçbir şeyi. Anılar, fotoğraflar zaten hepsi aklımda... Benimle ne kaldıysa o kadarı bana yeter. Sadece işimle ilgili olan referans kitaplarımı tuttum bir de hamilelik ve bebek bakımı ile ilgili olan kitaplarımı...  Kıyafetlerimden kurtulmak en kolayı oldu çünkü zaten beden ölçülerim bambaşka, eski bedenimi arkada bırakırken eski giysileriminden de kurtuldum. Vaaaaay anasını! Sütyen bedenim ne biçim değişmiş! Kocam zaten çok ekonomiktir kıyafet konusunda: 2 kot, 2 şort ve 10 tişörtle hayatını geçiriyor. O yüzden taşınmak çok zor olmadı. 

Bebeğimizin bizden çok eşyası var:) Yatak odasında: Karyolasının bir tarafının korkuluğunu takmadık ve yatağımızın kenarına yapıştırdık... İlk 3 ay bu şekilde kullanacağız. Doğumdan sonraki ilk üç aya dördüncü trimester diyorlar. İlk 3 ay bebek ne derse o! Sonrasını henüz düşünmedim, du bakali:) Oturma odamızda ise bir sepet var, gündüz orada uyuyacak. 

Çok yorulmadım dedim ama yine de bayağı yorulmuşum aslında taşınırken. Hava da Istanbul'da bir anda ısındı, hiç baharı göremeden yaz geldi... 2 gece önce bir baktım, ayaklarım kütük gibi şişmiş... Yüzüğüm elime olmuyor... ve 10 günde 2 kilo almışım! Hemen aklıma preeklempsi geldi... Başladım kitaplarımı okumaya! Doktorumun son görüşmede en çok üstünde durduğu konu buydu. 

Sears'in Pregnancy Book kitabında şöyle demiş: 
¨Preeklempsi hamileliğin son yarısında ortaya çıkabilir. Belirtileri: ellerin ve ayakların şişmesi, yüksek kan basıncı, idrarda protein. Bütün hamileliklerin yaklaşık 7% sinde görülür. En çok da ilk hamileliklerde ve çoklu hamileliklerde görülür. Annenin kronik rahatsızlığı var ise, örneğin: yüksek kan basıncı, böbrek rahatsızlığı veya diyabet gibi , preeklempsi olasılığı artar. Eğer ki annenin bir önceki hamileliğinde varsa, bir sonrakilerde olma olasılığı artar. Bir çok kadında başlangıçta hiç bir belirti görülmez, rutin kan tahlillerinde idrarda protein veya yüksek kan basıncı ile anlaşılır. Başka bir belirtisi ise ani kilo artışıdır ( haftada 1 kilodan fazla veya ayda 3 kilodan fazla). Bu kilo artışı vücuttaki ödemden olabilir ve bu da preeklempsinin belirtisidir. Bazı kadınlar ellerinde, yüzlerinde şişme, görme bozukluğu ve baş ağrısı hissederler. Eğer tedavi edilmezse anne ve bebek için tehlikelidir. Yüksek kan basıncı anne için tehlikelidir; bebek ise plasentadan yeterli kanı alamadığı için gelişimi etkilenir. Tedavide esas amaç, yüksek kan basıncını kontrol altında tutmaktır. Bunun için anneye yatak istirahati verilebilir, hastaneye yatırılıp ilaç tedavisi yapılabilir ve rahme giden kan akışını artırmak için tedavi düzenlenebilir. Eğer, çok ciddi ise sezaryenle doğum yoluna gidilebilir. Sebebi bilinmese de çok ciddi sonuçlara yol açmadan, uygun yöntemlerle tedavi edilebilir.¨ 
Bütün bunları okuyunca biraz canım sıkıldı... pazartesi doktor randevumuz var zaten, erkene mi alsak bilemedim... 1 gün daha beklemek istedim. Sima ile konuştum... O da havaların bir anda ısınmasını söyledi, daha çok su iç dedi, yoruldun dedi... 2 haftadır yoga da yapmamıştım, onun da etkisi var bence. Neyse, bu sabah uyandığımda şişliklerim inmişti ve 1 kilo az çıktım tartıda. Yine de yarın doktorumla teyit etmek istiyorum. Bütün hamileliğim boyunca tansiyonum hep düşüktü, hiç yükselmedi ve çok düzenli kilo aldım... Böyle bir anda ortaya çıkan bir şey mi bilmiyorum. Bakalım, yarın anlarız. 

Bu arada Sears'in Birth Book'unu tekrardan okumaya başladım. İnsan hissettiği şeyleri bir kitapta da okuyunca, ¨ohhh be!¨ diyor, normalmişim! Bebeğimizin doğum günü yaklaştıkça, heyecanım artıyor. Biraz da korkuyorum. Bazen endişeleniyorum. Bazen bıkkınlık geliyor. Hadi artık diyorum, bebeğimize yuvamız da hazır gelebilirsin. 

Doğum yaklaştıkça bedenimdeki değişimler çok dramatikleşti, birkaçı şöyle:

  • Karnım artık bayağı aşağıda. Midem rahatladı. Reflüm bitti. Diyaframım rahat, nefesim kesilmiyor. 
  • Daha çok tuvalete gidiyorum. Zannederim saat başı çişimi yapıyorum. Çünkü bebeğimiz idrar torbasına basınç yapıyor. 
  • Eskiden sadece karnımın alt tarafında hissettiğim hareketleri şimdi her yerimde ve çok güçlü. O ufak gezinmeler bitti yerine güçlü darbeler geldi. Artık, karnım bayağı sert. 
  • Bütün kış yaptığım yürüyüşlerim bayağı azaldı. 10-15 dakika yürüyüp dinleniyorum. Bakkala gidip gazete almak, ciddi bir iş oldu. 
  • Alt belimde ağrı oluyor... Herhangi bir pozisyonda durmak çok rahatsız... oturmak da rahat değil, yatmak da, yürümek de, yana kaykılmak da... sürekli yer ve pozisyon değiştiriyorum. 
  • Kramplar ve şişme. Sadece bu hafta ilk kez bacağıma kramp girdi, çok şaşırdım! Aaaa buymuş demek kramp dedim kendi kendime... derin nefeslerle geçiştirdim... Biraz oğuşturdum... Birazdan geçecek dedim... Ve geçti! Şişlik de yukarıda anlattığım gibi ilk kez bu hafta 2-3 gün sürdü ve bugün geçti.
  • Doğum öncesi kasılmalar. Bunlara alıştırma kasılmaları diyorlar. İlk kez bundan bahseden doktorun adıyla da biliniyor: Braxton-Hicks kasılmaları. Bazen sadece: ¨Ayyy bu ne ya...¨ deyip azcık kıpırdayınca geçiyor, bazen de karnımın altına bıçak gibi saplanıp uff dedirtiyor. Sanki, karnımın alt tarafında bir kemeri sıkıyorlarmış gibi.. rahatlayıp, nefes alıp-verip, pozisyon değiştirince geçiyor. 

Peki kasılmaların Braxton-Hicks mi yoksa gerçek doğum kasılmaları mı olduğunu nasıl anlayacağız?


  • Gerçek doğum kasılmaları düzenlidir. Zamanla sıklaşır ve güçlenir. Alıştırma kasılmaları ise düzensizdir, zamanla güçlenmezler, uzamazlar veya sıklaşmazlar.
  • Gerçek doğum kasılmaları adet sancısı gibi hissedilebilir. Arka alt belden, ön alta doğru rahatsızlık hissi verir. Hatta baldırlara kadar inebilir. Alıştırma kasılmaları ise bu kadar rahatsızlık vermez ve rahim sertleşmesi ile hissedilir. Bazen de rahmin bir top gibi toplandığı hissedilebilir. 
  • Gerçek doğum kasılmaları yürüyüşle şiddetlenir. Alıştırma kasılmaları yürüyüşle şiddetlenmez veya azalmaz. 
  • Gerçek doğum kasılmaları yattığınızda veya pozisyon değiştirdiğinizde ortadan kaybolmaz. Alıştırma kasılması ise pozisyon değiştirdiğinizde azalır. Duş veya banyo ile yok olabilir. 
  •  Eğer doktorunuz muayene ederse ve rahim ağzının yumuşadığını, inceldiğini ve açıldığını görürse bu doğum kasılmasıdır. Alıştırma kasılmalarında ise rahim ağzında henüz bir değişiklik yoktur. 
  • Gerçek kasılmalar sonrasında nişan gelebilir. Alıştırma kasılmalarında böyle bir şey olmaz. 

Artık gün sayıyoruz... hazırız, bebeğimiz gelebilir. Yarın NST'li doktor randevumuz var... Devamı haftaya.

Arzu

29 Nisan 2013 Pazartesi

Emzirme Döneminde Yoga


Namaskar, merhaba!

Emzirme döneminde yapılacak yoga çalışması, göğüs kafesini genişletip, nefesi düzenleyecek, göğüs kaslarını kuvvetlendirecek, memeye kan akışını artıracak duruşlardan ve yine zihni sakinleştirici, iç huzuru arttırıcı nefes ve gevşeme tekniklerinden oluşmalıdır. Aşağıdaki program aktif yoga uygulayıcıları düşünüek hazırlanmıştır. Doğumun üzerinden altı ay geçmiş olması gerekmektedir. Hiç yoga tecrübeniz yoksa bu çalışmayı uzman bir yoga eğitmeni rehberliğinde yapmanız önemlidir çünkü burada almanız gereken önlemlere değinilmemektedir. Her duruşta 3-5 yoga nefesi boyunca kalınabilir. 

Yoga Nefesi: 

  1.  Ciğerlerinizdeki havayı yavaş ve yumuşak bir şekilde boşaltın. Nefesinizi verirken karnınızı kasarak, karnınızın aşağıya doğru indiğini hissedin. 
  2.  Sonra burnunuzdan yavaş ve derin bir biçimde nefes alın ve karnınızı olabildiğince şişirerek 1–2 sn. boyunca nefesinizi tutun ve yavaşça yine burundan nefesinizi verin. Nefes alırken mümkün olduğunca ciğerlerinizi havayla doldurun. Bu sırada, akciğerler en alt bölümden başlayarak en üst bölüme kadar havayla dolmaya başlar. Nefes egzersizleri sırasında dilerseniz nefes alırken 1’den 3’e kadar sayabilirsiniz. Nefes verirken ise bunun iki katı kadar 6’ya kadar sayarak nefesinizi boşaltabilirsiniz. 

Başlarken: 

Yoga çalışması boyunca aksini gerektirecek bir durum olmadığı sürece burundan nefes alıp burundan nefes veririz. Hafif, dinlendirici bir müzik dinleyebiliriz. Çalıştığımız oda iyi havalandırılmış olmalıdır. Yogadan iki saat öncesinde yeme eylemini bitirmiş olmalıyız. Fiziksel bir rahatsızlığınız varsa, daha önce hiç yoga yapmadıysanız ve/ya hamileyseniz bu programı uygulamamalı, doktorunuzla ve uzman bir yoga eğitmeniyle görüşerek kendiniz için daha uygun bir çalışma sistemine geçmelisiniz. 

PROGRAM: 

Surya Namaskar 
Prasarita Padottanasana 
Adho Mukha Svanasana 

Gomukhasana 
Bidalasana 
Bhujangasana 
Ustrasana 

Balasana 
Paschimottanasana 

Matsyasana 
Viparita Karani 

Yoni Mudra'lı Savasana 

Bol sütlü, huzurlu ve neşeli bir emzirme süreci dileğiyle, 

Sevgiler... Namaste 

Aslı Can



Adho Mukha Svanasana  
Balasana 
Bhujangasana  
Bidalasana
Matsyasana
Paschimottanasana
Prasarita Padottanasana 

Ustrasana
Viparita Karani
Gomukhasana

27 Nisan 2013 Cumartesi

10 Adımda Lohusa Anayı Çileden Çıkaran Kaynanayı Püskürtme Teknikleri

Lohusa ananın kaynanasının tavşan yuvasından fırlar gibi olmadık zamanlarda belirip koca burnunu her işe sokma ve bir daha da çıkarmama sorunsaslı var tabii... Milli meselelerimizden birisidir bu da. Çözülmesi durumunda ülkecek çağ atlamış, müreffeh medeniyetler seviyesine ulaşmış sayılacağız. Nedir bu mesele, deşelim.

Efendim, kaynana meselesi aslında kız isteme töreninin hemen akabinde başlar da bizim gelin olacak hanımkızımız müstakbel annesinin gözüne girmek için her türlü şirinliği şekerliği GDO'lu lokumluğu sergilediği için dönüp dolaşıp kendisini poposundan ısıracak olan meselenin farkında değildir henüz. Evliliğin ilk senesinde geçerliliğini koruyan cicim ayları, gelin-kaynana ilişkisinde evlilikten öncesine denk düşer. ¨Hele bi kapağı nişanlımın tenceresine atayım da anası kolay, hallederiz¨ diye düşünmektedir gelinanım ama, ne kadar büyük yanılgıya düştüğünün farkında değildir. Canım!

Ha o tencereye kapağı attın da kulpunu da kulağına kaçırdın farkında değilsin gelinanım. ¨Hele bir çocuk doğurayım da artık balkonumun demirine, mutfağımın perdesine, yatakodamın yapma çiçeklerine, TV'nin üstündeki dantelimin şekline karışmaz¨ sandın di mi? Lohusa ananın postpartum depresyon nedenini çok iyi bilenler klubüne hoşgeldin! Bu noktadan sonra yapacak bir şey yok. Başa geleni çekeceksin ya da su gözüne kaçmadan geri püskürtme yollarını bulacaksın. İşin zor gelinanım. Deyim yerindeyse (çürük) ayvayı yedin! Sana birkaç yol göstereyim ben burdan. Kaybolursan ilerde bi daha sor...
1- ¨Üşür bu böyle, bu tulumu giydir, üzerine yeleği giydir, üzerine hırkasını, onun üzerine montunu giydir, üstüne battaniyeyi ört, onun üzerine de yorganını. Üşür yoksa...¨ durumunda üzerinizde ne var ne yok yırtarak soyunun ve odanın ortasında bağıra çağıra bir mumdur iki mumdur üç mumdur (ingilizce: van kendıl tu kendıl tri kendıl) adlı eseri söyleyin. Kaynananın püskürtülme başarısı bu yöntemle %98. Yapılan araştırmalarda geri kalan %2'nin bu tekniğe bebeğin gaz mendiliyle halay çekerek cevap verdiği görülmüş. 
 2- ¨Doymaz bu böyle, sütün yok. Varsa da yaramıyor herhalde, baksana minicik. 2 günde 25 kilo kaybetti. Sütün yaramıyor yani belli, ya da sütün yok. ya da yaramıyor. Yok herhalde sütün. Yaramıyor mu yoksa? Sütün var mı ki? yok herhalde. Yaramıyor. Sütün yok. Yarıyo mu ki? Mama ver.¨ durumunda göğüslerinizin dolmasını bekleyin ve gözlerini hedef alacak şekilde sütünüzü fışkırtın. Eğer kaçmaya çalışırsa arkasından vurun. Yere yıkılacaktır büyük ihtimalle. Düşene bir tekme de siz atın. Kalkacak gibi olursa diğer göğsünüzü boşaltın. Hala ¨Yetmiyor¨ diyorsa çaktırmadan etlerini bükün. Tekniğin işe yarama oranı %97. Geri kalan %3'ün üzerine boca edilen anne sütü sayesinde zekasının arttığı ve pılını pırtını toplayıp işine gücüne döndüğü görülmüş. 
3- ¨Ay bu aynı bizim tarafa çekmiş. Kaşı gözü boyu posu aynı biz. İnşalla huyu da çeker...¨. Durumunda: Lise 1 terk olan halasının şimdi ne yaptığını ve 45 yaşındaki amcasının iş bulup kendi evine çıkıp çıkmadığını sorun. Cevap alamazsanız eşinizin nihayet çaydanlığa su doldurup ocağın üzerine koymayı, hatta ocağın altını açmayı öğrendiğini söyleyin. Hatta öğretene kadar akla karayı seçtiğinizi ama kendi kendine giyinmeyi öğretmekten çok daha kolay olduğunu anlatın. Tekniğin işe yarama olasılığı %96. Geri kalan %4'ün ¨Bizim¨ve ¨Taraf¨sözcüklerinden başka kelime bilmediği ve sürekli bunları kullanmak zorunda olduğu görülmüş. 
4- ¨Çok da kilo aldın. Bunların hepsini verebilicen mi?¨ Durumunda: Obezite sınırının kendisinin kilosundan 10 kilo daha düşük olarak belirlendiğini belirtin. Oturduğu yerden kalkınca koltuğun çöktüğünü, o konuda ne yapılabileceğini sorun. Bastığı yerlerdeki ayak izlerini gösterin. Tekniğin işe yarama olasılığı %97. Geri kalan %3 eğildiği zaman ortadan ikiye bölünmüş. Ne durumda olduklarını kimse bilmiyor. 
5- ¨Emziği şekere batır ver, bak nasıl alıyor!¨Durumunda: ¨Denedim olmadı, olmayınca ben de bebeği aldım toptan şekere batırdım, üzerine de bal döktüm ki şekeri iyice emsin vücudu¨ açıklamasını yapın. Çığlık çığlığa evi terketmezse akıl hastanesini arayın. Tekniğin işe yarama olasılığı %100. Her durumda düşmanı kesin denize döküyorsunuz. 
6- ¨Böyle uyumaz bu. Ver bana ayağımda sallayayım, kolumda çevireyim kafamda döndüreyim¨ Durumunda: Gidip çekmeceden temiz bir çift çorap alın verin. ¨Bunları giy de öyle salla yoksa çocuk bayılıyor 5 saat uyandıramıyoruz.¨ diyin. Ya da 15 yaşında kadar ayakta sallanan eşinizi çağırın, o halletsin. Tekniğin işe yarama olasılığı %97. Geri kalan %3'ün ayakları 45 numara olduğu için bebekler kayıp düşüyormuş. 
7- ¨Amaaaaan sanki bizim zamanımızda bunları mı yiyorduk bunları mı giyiyorduk...¨ Durumunda: Onların zamanından örnekler verin: Aydemir Akbaş, Nuri Alço filan olur... İşe yarama olasığını bilmiyorum. Attım bunu.  
8- ¨Bebek kız olduğuna göre benim adımı koymak gerek. Adettendir¨. Durumunda: ¨Anne senin adının sonu gelmiyor bir türlü, söylemeye başladığımızda bitene kadar akşam oluyor, yatıyoruz. Çocuğa da bu adı koyarsak adını söylemekten başka bi şey söylemeye zaman kalmaz, çocuk arsız olur.¨ cevabı uygundur. Ya da ¨Oğlun istemiyor¨diyin, onlar birbirlerine düşsünler siz de bu arada nüfus cüzdanını filan çıkarttırır yırtarsınız. (Not: Benim adımı koyun bence). 
9- ¨Bebek biraz büyüsün, alır gideriz bizde kalır.¨ Durumunda çekin vurun. Başka hiçbir teknik işe yaramamış. 
10- ¨Ben en iyisi sizde kalayım yoksa sen beceremezsin bebek bakmayı.¨ Durumunda kendisinin becerebilmiş olduğunu gösteren ehliyeti sorun. Eşinizi iyice bir inceleyin tam olarak neresinden bakılmayı becerilmiş olduğunu anlamaya çalışın. Bir delil bulamazsanız olmayan evrakta sahtecilik suçlamasıyla kaynananızı mahkemeye verin.  
Evet 10 adet teknik destek yeter. Burada değinmediğimiz durumlar varsa onları da yorumlarda bana bildirin, araştırmacı blogcu kişiliğimi devreye sokup sorunlara çözümleri bulayım. Şu blogu tutmaya başladığımdan beri karşılaştığım kaynana sorunlarının hiçbirini yaşamıyor oluşum da sizin şanssızlığınız. Yoksa daha neleeeeeer neler çıkardı :)

26 Nisan 2013 Cuma

Dilek'in Bebek Yapım Günlüğü — Bölüm 2

Merhaba,

Geçen haftaki müjdeli haberin ardından şiddetli ve ağrılı bir kanamayla bebeğime veda etmiştim etmesine ama iş bu kadarla kalmayacaktı tabii... Doktorun tembih ettiği gibi kanamam başladığında onu arayıp bilgi verdim. “Adet oldum” dediğimde aldığım cevap şuydu : “Adet olmadın canım, düşük yaptın. Birkaç gün sonra gel, değerlerin düşmüş mü, diye bakalım.” 

Dediği gibi birkaç gün sonra gittim. Gebelik testi için kan verdim. Doktor, değerin sıfırlandığını görünce sevindi. Olanları tam anlamıyordum tabii. Doktor “Eğer değerin sıfırlanmazsa kürtaj yapmamız gerekir ve ilk gebeliklerde kürtaj yapmak istemeyiz, rahimde yapışıklık yapabilir” diyerek durumu kısaca anlatınca (zaten her şeyi kısaca anlatıyordu, ilk kadın doktoru tecrübemdi ve benim için tam bir fiyaskoydu) ben de derin bir “oh” çektim. 

Bundan sonra ne olacak merak ediyordum. Olayın üzüntüsüyle bunu doktora da sorunca doktor “Üzülme, hamile kalabildiğini görmüş olduk” deyince ne demek istediğini sormak o tecrübesiz halimle hiç aklıma gelmedi. Sonra da soramadım çünkü bu, o doktoru son görüşümdü. 

Beni folik asit yazılmış bir reçete ve “Bir iki ay korun, toparlanırsın” öğüdüyle eve gönderdi. Ben de yavaş yavaş duruma alıştım. İçimde ‘patlama’ şeklinde oluşan ve birden bire her yanımı kaplayan anne olma isteği ile baş başa kaldım.


Bu arada migren belasıyla tanışalı da uzun bir süre geçmemişti. Ve ben henüz başında olduğum tedaviyi bir daha hiç başlamamak üzere yarım bıraktım. Çünkü ilaçlar yeniden hamile kalmam halinde bebeğime zarar verebilirdi... Yeniden hamile kalmak için yıllarca uğraşmam gerekeceğini ve bu ilaç kullanma–kullanmama paradoksundan da kurtulamayacağımı nereden bilebilirdim.

O günlerde anlayışlı (!) ev sahibimizin bizden bağımsız yaptığı plan çerçevesinde evimizde tadilat vardı. Biraz da bunun telaşından zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık. Zaten çok üzgün de değildik. Nasılsa ikimiz de genceciktik... Daha yeni evliydik. Daha birçok kez hamile kalacaktım. Çocuklarımız olacaktı. Herkes böyle diyordu. Biz de inanıyorduk. Ama Allah’ın sınaması başlamıştı işte. Benim dört gözüm, eşimin de çaktırmadan bakmaya çalıştığı tek gözü aynı yere bakıyordu. Adet günüm yaklaşmıştı ve içeride neler olduğunu çok merak ediyorduk. Geri sayıma devam ederken bir de baktık ki adet günüm gelmiş ama hala bir gelişme yok. Eşim bu konularda benden de bilgisiz, bir tek annem var bir şeyler bilen o da sürekli test yapma konusunda ısrarcı. Ben de merak ediyordum aslında ama evlendikten sonra da bekârken yaşadığım mahallede yaşadığım için eczaneden gebelik testi almaktan biraz utanıyordum. Merakım çekingenliğime galip gelince gidip bir test aldım. Hemen yaptım. Evde yapılan gebelik testlerinin sonucunun belli olduğu o kısacık zamanda heyecandan elim ayağım titriyor, soğuk terler döküyordum. Sonuç belirmeye başlamıştı. Geçen ay aldığım müjdeli haberi bu ay alamayacaktım anlaşılan. Bu aldığım sayısız negatif sonucun ilkiydi. 

Hamile değildim ve âdet de olmamıştım. O zaman sorun neydi? Daha önce hiç adet gecikmesi de yaşamamıştım. Günleri hatta saatleri bile düzenliydi âdetimin. Hemen doktoru aradım. Kendimi hatırlattıktan sonra âdetimi ne zaman beklemem gerektiğini sordum. Öyle ya, belki benim hesabım yanlış, belki düşükten sonra durum farklı oluyordur diye düşünüyordum bir yandan da. Doktor bu günlerde adet görmen gerekir deyince ben yine beklemeye devam ettim. 

Bir gün, iki gün, bir hafta, on gün… Hâlâ âdet olmamıştım. Doktora gitmeliydim. Ama bana karşı hassas davranmayan ve fazla açıklayıcı olmayan o doktora gitmek istemiyordum. Bu sebeple doktor arayışına girdim. Hem bayan olsun hem de ücreti fazla olmasın diye ararken, dünya tatlısı doktorumu buldum. Nurhan Hanım, çok büyük olmayan bir tıp merkezinin kadın doğum doktoruydu. Ve işini iyi yapan, hastasına saygı ve sevgi gösteren harika bir insandı. Onunla ilk görüşmemizde âdetim gecikmiş ve moralim de bir hayli bozulmuş bir haldeydim. Üstelik yine kadın doktoruna gitmem gerektiği için de oldukça mutsuzdum. Muayene için beni odaya aldığında, tavırlarımdan hassas olduğunu fark etmiş olacak ki beni rahatsız edecek bir hareket yapmadığı gibi utanmamam için de elinden geleni yapıyordu. Biraz rahatlamıştım. Muayene ve kanda gebelik testi sonucu hamile olmadığım kesinleşince Nurhan Hanım durumu anlattı: “Yumurta seçimi olmadığı için adet görmedin, bu ayın böyle geçecek.” dedi. Doğum kontrol hapı kullanmamı, o bitince adet göreceğimi söyledi. 
İyi bir doktor bulmuş olmanın ferahlığı ve vücudumda bazı şeylerin ters gitmeye başladığını fark etmenin tedirginliğiyle eve döndüm. Doğum kontrol hapının türlü yan etkileriyle ve iyice açtığı iştahımla geçen günlerin arkasından âdetim geldi. Böylelikle benim için yeni bir ay başlamış oldu. Bunlarla mücadele ederken bir yandan da maddi sıkıntılarımızın artması canımızı sıkıyordu. Daha yeni evliydik ama türlü dertlerle kuşatılmış gibi hissediyorduk kendimizi. Tüm bu kuşatılmışlığın arasında yolunu bulmakta zorlanan, deneyimsiz ama âşık, genç bir çift olarak önümüzde iki yol vardı. Ya sevgimiz daha da perçinlenecekti, ya da azalarak bitecekti. Korkularıma bir de bu eklenmişti şimdi… Gelen günlerin neler getirdiğini gelecek haftalarda göreceğiz inşallah. 

Haftaya görüşmek üzere

Sevgilerimle… 

Dilek

25 Nisan 2013 Perşembe

Tomris’in Emzirme Notları – 12: Pompa ile süt sağma (3)

Tomris'in Emzirme Notları'nın 1. Bölümü burada2. Bölümü burada3. Bölümü burada4. Bölümü burada5. Bölümü burada6. Bölümü burada7. Bölümü burada8. Bölümü burada9. Bölümü burada, 10. Bölümü burada, 11. Bölümü burada

Herkese Merhaba!

Brüksel, New York, Boston, Amsterdam, Lüksemburg, Londra , Manchester, İstanbul, Marmaris... Bunlar seyahatlerim sırasında süt sağdığım şehirlerden birkaçı. Sanırım üç kıta ediyor. Hemen hepsi iş seyahatleri içindi. Ve hemen her seyahatte pompa ile iligli bir sorun çıktı. Ya ülkenin voltajı cihaza uymaz (New York), ya pompanın başına bir şey gelir, düşer kırılır (Brüksel), ya o ülkenin elektrik prizini kullanabilmem için gereken adaptörü bir yerde unuturum, gece yarısı açık elektronikçi bulup priz adaptörü almak için yollara düşerim (Londra), ya da tekne yola çıktıktan sonra elektriğin günde sadece bir kaç saat olduğunu öğrenirim (Marmaris). Öhömmmm, itiraf ediyorum! Marmaris iş için değildi. Mina ve Yunus bir buçuk yaşındayken onları annem, babama ve kardeşime bırakıp üç günlüğüne arkadaşlarımın mavi turuna katılmıştım. Teknede elektrik sadece akşamları bir saat kadar vardı. ama benim günde üç kez süt sağmam gerekiyordu ki sütü koruyayım. Mecburen günde iki kez elimle sağdım, süt pompasının hunisini - geçen haftaki yazının sonunda bahsettiğim teknikle - kullanarak... Teknede sütleri düzgün koruma şartları olmadığından sağıp sağıp denize boşaltıyordum. Datça koylarındaki balıklara dikkat edin, süt evlatlarım sayılırlar :-) Bakın, bu da onlardan biri:

Bu hafta iş yerinde süt sağma konusuna devam edeceğiz. 

Önce geçen hafta süt sağma setini yıkama konusunda verdiğim bilgilere küçük iki ek yapayım. Valf, süt sağma setin hem en hassas, hem de bulaşık süngeri ile temizlemesi en zor parçası. İçini temizlerken eski bir diş fırçası da kullanabilirsiniz. Ama fazla sert temizlememeye dikkat edin, kolay zedelenebiliyor. Bir de, prematüre veya bir hastalığı olan bebekler için süt sağıyorsanız pompa setinin temizliğine ve sterilizasyonuna daha çok dikkat etmek gerekir. Bu konuda hekiminizin ve veya hastanenizin verdiği talimatları uygulayın. 

İş yerinde nasıl süt sağacağım? 

Süt sağma sayısı ve zamanlama 

Prensip olarak, evde olsaydınız bebeğinizi ne zaman emzirecektiyseniz, o zaman süt sağmayı planlamak gerekiyor. Mesela 5 aylık bebeğiniz sabah uykusundan 11 gibi uyanıp emiyor, sonra öğleden sonra 2 gibi emiyor, sonra da 4-5 gibi emiyorsa sizin de iş yerinde o saatlerde pompa yapmanız gerekir. Ama itiraf etmek gerekirse ben o son pompayı atlıyorum, böylece eve iyice dolu memelerle gidip gün boyu doğru düzgün biberon almamış kızımı mutlu ediyorum (7 aylık kızım hala biberona alışamadı). Ama eğer sütümde azalma gözleseydim, günde üç kez pompa yapmaya geçmem gerekirdi. 

Hangi ayda iş yerinde günde kaç kez pompa yapmak gerekir? 

Çok kabaca, şu şekilde düşünebiliriz (yol dahil gün içinde bebeğimden 10 saat ayrı kaldığımı varsayarsak): bebek 3-6 aylıkken gün içinde 2-3 kez, bebek 6-12 aylıkken günde 2 kez, 12-21 aylıkken günde 1-2 kez, sonra da gün içinde pompa yapmadan sabah akşam emzirmeleri ile gidiyor. Ama bu benim tecrübem, her annenin ve bebeğin ihtiyaçları ve şartları farklı tabii... 

Bazı anneler için işyerinde günde iki kez süt sağmak mümkün olmuyor. Bu durumda günde bir kez ile idare etmek zorunda kalıyorlar. Yalnzı bu durum uzun vadede sütünüzü azaltabilir, o yüzden mümkün mertebe şartlarınızı zorlamaya çalışın günde iki kez pompa yapmak için. Özellikle bebeğiniz 6 aylık olana kadar gün içinde (bebeğinizden 10 saat ayrı kaldığınızı varsayarsak) en az 2 kez süt sağmak lazım, yoksa süt azalmaya başlayabilir. Eğer bu durumu değiştiremiyorsanız bebekle kavuştuktan sonra bebeği hiç sınırlamadan meme vermeye çalışın. Özelikle de hafta sonları istediği zaman istediği kadar meme vererek sütü çoğaltmasına izin verin. 

Gün sonunda bebeğinize kavuşmaya yakın saatlerde süt sağmayın. Bebeğinize bakan kişiye de tembih edin, sizin gelişinize yakın biberon vermesin. Süt sağma işini öyle ayarlayın ki az çok dolu memelerle bebeğinize kavuşun, o da aç olsun ki birbirinize kavuşmanın tadını çıkartın. 


Eğer bebeğinizi emzirmenize bir engel varsa (örneğin bebeğiniz yoğun bakımdaysa) ve bebeğiniz sadece bir kaç günlükse günde 8-12 kez süt sağmanız gerekir, en azından ilk bir kaç hafta, bebeğin kırkı çıkana kadar. Bir kez süt bollaştıktan süt almak düzene oturduktan sonra (yani ilk aylardan sonra) bebeğin ihtiyaç duyduğu sütü üretmek için ne kadar sıklıkta pompa yapmak gerektiği kadından kadına değişmekle birlikte ortalama günde 6 pompa diye düşünülebilir, ama bundan daha fazla ya da daha az süt sağmak zorunda kalan anneler de oluyor. Bu süt sağmaların en az birinin gece olmasına dikkat etmek lazım, çünkü süt yapımını uyaran prolaktin hormonu en fazla gece salgılanıyor. Gece pompası olmazsa, gündüz ne kadar sağarsanız sağın süt üretimini artırmak ya da korumakta zorlanabilirsiniz. 

Haklarınız 

Bir yaşından küçük bebeği olan her annenin iş yerinde süt sağmaya hakkı vardır. Bu nedenle işvereniniz, yöneticiniz ya da mesai arkadaşlarınız ile süt sağmak için düzenleme yapma konusunda konuşurken, onlardan yardım veya olanak isterken çekinmeyin. Bu bebeğinizin hakkı. Sadece kanuni bir haktan bahsetmiyorum, evet, kanunen de buna hakkınız var (bu konuda Emzirme Reformu web sitesine bakabilir, ayrıca onlara destek verebilirsiniz), ama ben daha temel insani bir haktan bahsediyorum. Bebeğinizin anne sütü alma hakkı! 

Bazen mesai arkadaşları ya da yöneticiler süt sağma konusunu anneyi zor duruma düşürmek için kullanmaya çalışabilirler. (Ne yazık ki bu toplumumuzda bu var, birinin zayıf bir yönünü yakaladıklarında insanlar acımasız olabiliyorlar). Siz ezilip büzülürseniz, daha da üstünüze gelebilirler. Sakin ve kendine güvenli bir şekilde çözüm yolları aramaya çalışın. Kendi hakkınızı değil, bebeğinizin hakkını savunuyorsunuz, bunu unutmayın.
İş yerinde süt sağma ile ilgili hazırlıklarınıza doğumdan önce başlamanızı öneririm. Aynı yerde çalışan ve doğum izninden sonra süt sağmış anneler ile konuşup hem iş yerinizin süt sağmaya yaklaşımı ile ilgili bilgi alıp hazırlıklı olabilirsiniz, hem de nerde nasıl süt sağdı, pompa parçalarını hangi lavaboda yıkadı gibi bir çok pratik bilgi edinebilirsiniz. 

Lavaboda süt sağma seti yıkamak demişken aklıma geldi. Şu anda Hollanda’da çalıştığım üniversitede işe başladığımda bebeklerim 10 aylıktı. Günde 2-3 kez süt sağıyordum. Bölümün küçük bir mutfağı vardı, çalışma arkadaşlarım genelde gün boyunca kirli bardakları lavabo içinde biriktirip gün sonunda yıkıyorlardı, herkes kendi bardağını yıkıyor tabii. Lavabo o haldeyken süt sağma seti yıkayamayacağımdan önce lavabodaki bardakları tabakları yıkıyor, sonra süt sağma setimi yıkıyordum, günde iki üç kez. Elim deymişken tezgahı filan da siliyordum. Bölümün bulaşıkçısı olmuştum anlayacağınız :-) Bu böyle 6 ay filan devam etti (o zaman haftada iki gün çalışıyordum). Sonra bir gün biri beni bardakları tabakları yıkarken gördü. “Sen miydin o!” dediler, meğer onlar da merak ediyorlarmış, kim bu bulaşıklarımızı yıkayan gizemli kişi diye. Ben de anlattım süt sağma setini yıkayabilmem için lavabonun temiz olması lazım, o yüzden önce lavabodaki bulaşıkları yıkıyorum diye. O günden sonra kimse lavaboda kirli bardağını bırakmadı. Ya kirli bardaklarını odalarında beklettiler, ya da hemen yıkayıp kaldırdılar, sağolsunlar. Hatta bir seferinde Sırp bir mesai arkadaşım elimde süt sağma setini koyduğum kutu ile mutfağa doğru yürürken gördüğünde beni odasından fırlaıp lavaboya gitmişti, benden önce varıp bardaklarını yıkamak için. 

Ortam 
Masamdaki süt sağma köşesi
Öncelikle kendinizi rahat hissettiğiniz bir yer bulmalısınız. İş yerinde bu gerçekten zor bir durum. Bu konuda biraz yaratıcı olmak gerekiyor. Mesai arkadaşlarınızla ve yöneticinizle konuşup sizin için en uygun düzenlemeyi yapabilirsiniz. Türkiye’de gerek devlet dairelerinde, gerekse özel sektörde az kullanılan ya da hiç kullanılmayan bir çok oda var. Özelikle arada sırada kullanılan toplantı odaları (arkadan kapısı kitlenebiliyorsa ve perdeleri çekilebiliyorsa) benim favorim. Eğer kapısını kitleyebildiğiniz bir odanız varsa en güzeli kendi ortamınızda süt sağmak. Ben o şanslı insanlardanım. Bölüm başkanında rica ettim, bana kadın bir oda arkadaşı verdiler. Böylece süt sağmak için pompamla ordan oraya taşınmak zorunda kalmıyorum. Hem de süt sağarken Facebook BYBO grubundaki ya da blogdaki sorularınızı cevaplıyorum, sağa sola laf yetiştiriyorum:)

Süt sağma işlem basamakları 

Öncelikle elinizi sabunla yıkayıp temiz bir kağıt havlu ya da kağıt mendil ile kurulayın (evde temizliğinden emin olduğunuz durumlarda normal havlu da kullanabilirsiniz). Oturacak ve pompanızı ve parçalarını koyacak uygun bir yer ayarlayın. Eğer önünüzdek masanın temizliğinden emin değilseniz bir kağıt peçete ya da kağıt havlunun üzerine pompa ve setinizi koyabilirsiniz. Süt sağma seti parçalarını birbirine bağlayıp hazırlayın. 

Süt sağmaya başlamadan önce memelerinize “Haydi iş başına!” mesajı vermemiz gerekiyor. Emzirme Sanatı kitabı bunun için süt sağmaya başlarken memeye hafifçe masaj yapmayı ya da elinizle biraz sallamayı önerir. Evet, doğru okudunuz, sallayın. Bu şekilde önden uyarırsanız memeleri süt akımının daha hızlı geldiğini göreceksiniz. 
Süt sağma setinin huni gibi parçasını memenize dayayın, meme başı ortasındaki deliğe denk gelecek şekilde. Pompanın hunisini memenize tam olarak dayamanız gerekiyor. Eğer memeniz ile huni arasında boşluk kalırsa vakum olmayacağı için pompa işe yaramaz. Eğer çift taraflı pompa kullanıyorsanız her iki elinizle pompa hunisini tutmanız gerekir, en azından bu konuda profesyonelleşinceye kadar. Ben artık sol elimle sağ memenin pompasını tutarken sol kolumla sol memenin pompasını mememe dayayabiliyorum, ama bu pozisyonu bulmam zaman aldı. Ve şunu da belirtmeliyim ki, bu şekilde sağınca soldan genellikle daha az süt çıkıyor, 5-10 ml kadar, çünkü sol meme düzgün boşalmıyor. 

Pompanızın marka ve modeline göre değişmekle birlikte süt sağma işleminde kabaca iki aşama vardır. Birinci aşamada pompanın hızlı hızlı (yani yüksek frekansta) ama çok kuvvetli olmayan bir şekilde vakum yapması gerekir. Çünkü bebeğiniz de memeyi ilk aldığında süt akım refleksini tetiklemek için hızlı hızlı emer, meme başını uyarır. Bu sırada, yani ilk aşamada biraz süt gelir, ama esas sütü alabilmek için süt akımının başlaması gerekir. İkinci aşamada süt akımı gelince süt fışkırmaya başlar. (Süt akımının ne kadar sürede geleceği anneden anneye değişiklik gösterir) Bir iki dakika böyle devam eder, sonra sütün gelişi tekrar yavaşlar, bir kaç dakika böyle azar azar, gelir. Taa ki yeni bir süt akım refleksi gelinceye kadar. 

Her süt sağma seansında bu şekilde en az iki, tercihan üç, hatta daha fazla kez süt akımı alıncaya kadar edevam edin. Amacımız sütü iyice boşaltmak, memelerinizin iyice boşaldığını hissedene kadar bu şekilde süt sağmaya devam etmelisiniz. Mesela daha iki saat önce bebeğimi emzirdiysem, ya da süt sağdıysam beklentimi ona uygun ayarlıyorum, 2-3 süt akımından sonra bırakıyorum. Ama 6 saattir bekleyen memeleri 4-5 süt akımı ile boşaltabiliyorum. Kitabi bilgi, çok kabaca, çift taraflı bir pompa ile memelerin 15 dakikada, tek taraflı pompa ile 20 dakikada boşalabileceğini söyler. Siz de kendi normalinizi ve rutininizi zaman içinde bulacaksınız. 
Birçok marka ve modelde başta süt akımının beklendiği birinci aşama ve süt akımı geldikten sonraki ikinci aşama için farklı ayarlar vardır. Mesela Medela’da böyle bir ayar olduğunu okuyorum bazı modellerde. Süt akımı gelince bir düğmeye basınca kendisi otomatik emiş gücü ve frekansını ayarlıyormuş. Birinci aşamada düşük emiş gücünde ama yüksek frekansta, yani hızlı hızlı pompa yaparken ikinci aşamada daha yavaş, ama kuvvetli bir emiş gücü ile pompa yapıyormuş. Böylece meme daha hızlı boşalabilir. 

Bazı diğer markalarda ise, mesela Ameda, iki ayrı düğme var, bunlarla emiş gücü ve frekansını sizin ayarlamanız gerekir. Bu durumda yukarıda verdiğim mantığı uygulayabilirsiniz. 

Bu aşama işleri karışık geliyorsa, ya da elinizdeki cihazda böyle aşamalar yoksa hiç önemli değil, önemli olan memeler iyice yumuşayıncaya kadar (en az iki üç, terichen daha fazla süt akım refleksi ile) memedeki sütü almak. Bu aşamalar sadece işi hızlandırmak ve kolaylaştırmak için varlar. 

Eğer tek taraflı bir pompa kullanıyorsanız ama iki memeyi de boşaltmanız gerekiyorsa şu şekilde süreci hızlandırabilirsiniz: birinci memede ilk bir-iki süt akımını aldıktan sonra sütün gelişi iyice yavaşladığında ikinci memeye geçin. Orda da bir-iki süt akımı aldıktan sonra birinci memeye geçin. Birinci memeden bir süt akımı aldıktan sonra ikinciye geçin. Bu şekilde sağ sol yaparak süt akımı beklerken geçen süreyi azaltabilirsiniz. 

Süt sağma işleminin sonunda memede kalan sütü el ile sağmaya çalışın. Bunu da bir sağ bir sol meme gidip gelerek yapabilirsiniz. Bu konuda benim kullandığım yöntemi geçen haftaki yazının sonunda aktarmıştım

İçinde bulunduğunuz ortamda rahat etmiyorsanız, aklınızı meşgül eden düşünceler varsa süt akımı bir türlü başlamayabilir. Bu durumda süt akım refleksini tetiklemek için şu yöntemleri deneyebilirsiniz (süt akımı almakta zorlanmasanız da süt sağma işini daha kolay ve keyifli hale getirebileceğinden bu yöntemlerden aklınıza yatanları uygulamayı denemenizi öneririm): 

  • Süt sağarken bebeğinizi, onu emzirdiğinizi düşünün, kafanızda canlandırın. Kucağınızdayken onu nasıl tutuğunuzu, kokusunu, memenizi nasıl emdiğini, emerken nasıl gözlerinize baktığını hayal edin. • Bebeğinizin bir resmine bakabilirsiniz. 
  • Bu işi kolaylaştırmak için bebeğinizin kullanılmış ama kirlenmemiş bir bezini yanınıza alıp koklayabilirsiniz. Ya da bebeğinizin bir önceki gün giydiği çorabı işe giderken yanınıza alabilirsiniz. Daha önce de bahsetmiştim, emzirmek beyninizin duyguları kontrol eden bölgesi tarafından yönetilir. Beynimizin duyguları yöneten kısmı ile koku duyusu arasında çok yakın bir ilişki vardır. Bebeğinizin kokusunu da hayal etmeye çalışabilirsiniz. 
  • Bazı anneler süt sağma işlemi öncesinde elleriyle biraz süt sağdıktan sonra pompayı dayadıklarında daha kolay süt akım refleksi aldıklarını söylüyorlar. Süt sağmaya başlamadan önce memeye masaj yapmak da iyi bir yöntem. 
  • Gevşeme egzersizleri yapın. Doğum öncesi kursa gittiyseniz orada öğrendiğiniz metodu uygulayabilirsiniz. Veya basitçe şunu yapabilirsiniz: Burnunuzdan derin bir nefes alıp ağzınızdan yavaşça verin. Nefes alırken önce karnınızı, sonra göğsünüzü şişirin. Nefes verirken rahatlamaya odaklanın. • Kafanızda sütün memenize indiğini canlandırın, o hissi hatırlamaya çalışın. Bende en çok işe yarayan yöntemlerden biri bu. 
  • Pompayı ya da elinizin pozisyonunu değiştirin ya da memenize biraz masaj yapın. 
Anne sütü nerde ve nasıl saklanır, nasıl taşınır konularını gelecek yazıda ele alacağız. Haftaya görüşünceye kadar hepinize Möööö!  Ay pardon, hepinize güzel bir hafta sonu dilerim :-) 

Tomris

23 Nisan 2013 Salı

Ceren'in İkiz Gebelik Günlüğü – 13 ve 14. Haftalar

Merhaba Sevgili BYBO Okurları,

Geçen hafta ikiz gebeliğimin 11 ve 12. haftalarını anlatmıştım. Bugün, 13 ve 14. haftayla devam ediyorum:

Gebeliğimin 13. Haftası

Eşimle olan ilişkimde bebişimizin doğumu da dahil, ömür boyu kavramını içselleştimemeye özen gösterdim. Hani evliliklerde bir ömür boyu derler sonra herkes birbirini yarı yolda bırakır, ilişkiler laçkalaşır saygısızlaşır ya?? Mutlu yaşanan seviyeli ilişkiler de vardır ama genelde onlardan bahsedilmez. İlişkimizde maddi olarak hiç bağımlı olmamaya çalıştım. Eşim, öncelikle avrupalı mentalitesi ile evlenirken ¨evlilik anlaşması yapalım¨ demiş ve nerdeyse annemlerin yüreğine indirmiş biri olarak kadının evde oturup çocuk büyütmesine prensip olarak çok karşı. ¨Emanzipiert¨ olmalı kadın, erkekle aynı oranda hayatta rol almalı... Biz de hep bunu düşünmüşüz ve mücadelesini vermişiz hayatımızda icabında ☺. Ne güzel… Kendi ayaklarının üstünde durabiliyor olmak ilişkide de belirli bir özgüveni ve en azından ¨O olmadan da hayatımı idame ettirebilirim¨ hissini korumayı sağlıyor. 

Eşim tipik erkek mantığıyla ¨daha çok çalışmam gerekir, daha büyük sorumluluk¨diye düşünerek çocuk istemiyordu başlarda, korkuyordu. Gene de gönlüme gore oldu ve oğlumuz hayatımıza güneş gibi doğdu ☺. Ondan sonra ben kendimi ara sıra düşünürken buldum: ¨Şimdi ayrılsak yalnız bir ebevyn için hayat daha zor olur...¨ Gerçi Avrupa daha iyi bu açıdan: hala kadın olma şansın var. Bunun üzerinden daha 17 ay geçti ve ben istedim ki bir bebek daha olsun. O muhteşem annelik duygusunu, sevgiyi, aidiyeti ve bebeğime bir kardeşi istedim. Bebeği boşverin aslında eşim evlenmek de istememişti ☺. Ona evlenme teklifini ben yapmıştım. Viyana'da saati 3-4 avroya kaçak çalışıp talim etmek istemiyorsan çalışma iznin olmalı onun için de bilinen yol (doğru kişiyi bulmanın ve sevmenin zorluğu da içinde) evlenmek! İlk başta bana ¨hayır¨ demişliği de var. Sonrasında işin ciddi olduğunu anlayınca ¨Olur o zaman evlilik sözleşmesi yapalım¨ diyerek işi uzattı ve sonunda yelkenleri aşkın sularına indirdi kendisi. Sağolsun varolsun ☺. E  17 ay sonra üstüne bir de ikizlere gebe olduğumu öğrendik... Artık düşünüyorum da bağımlılığın daniskası bu olsa gerek ☺. Şu anda onsuz bir hayatı tahayyül etmek istemiyorum… 3 çocukla değil kadın, insan olabilmem için bile yardım lazım olacak bana ☺. 

Gebeliğimin 14. Haftası

İnsan karşındakine saygı ve sevgiyi besler. Ne demek bu? Eşimin anne ve babasına saygı ve sevgi bende doğal olarak vardı. Örf, adet, gelenek, görenek, büyüklere saygı küçüklere sevgi!.. Zamanla eşimi daha iyi tanıdıkça, insanlığını sevdikçe, gönlüne hayranlığım arttıkça onlara olan saygım sevgim de arttı. Avrupalı olmaları, aile ilişkilerinin çoookk farklı olması (yılda sadece 3 bayramda noel, paskalya, doğum günleri görüşmeleri) etliye sütlüye karışmamaları, varlıkları ile yokluklarının bir olması hiç önemli değildi. Onlar eşimin annesi babası ve doğal olarak saygıyı hakediyorlardı. Kaynanam kibar kadın; her doğum günümde orda olamasak da hediye paketimi gönderir. Kendi zevkine gore seçilmiş giyecekler, ya da bebek olduğundan beri onun için alınan giyecekler... 

Uzun yıllar arabamız olmayıp trenle gittiğimizden tren paramızı dahi vermiştir ziyaret sonlarında eşime. 10 yıl boyunca onlardan olduklarından başka bir şey olmalarını beklememe becerisini gösterdim. Zordu ama makuldü. Böyle görmüşler böyle biliyorlar diyip geçebildim. Ta ki bebeğim oğlum canım hayatımıza girene kadar... Onunla birlikte ben ve insanlardan beklentilerim değişti, sanki onunla beklenti sahibi olmam verilmiş bir hak oldu. (Yok tabii aslında böyle bir hak). Doğduğu günden itibaren benim ailemin Türkiyelerden Viyanalara yaptığı çıkarma niteliğindeki ziyaretlere rağmen kaynanamların ziyarete gelmeleri 3 ayda 1 kereyi geçmedi. Gelirken elleri boş gelmeleri, bir çiçek bir çukulata… Sonrasında tekrardan Noelde lohusa olarak eşimle sayelerinde yaşadığım hayatımızın ilk ve tek, ¨senin annen benim annem¨ sendromu ve nerdeyse kucağımda bebeğimle kapıyı çekip çıkmamla son bulacak olan bir 4 gündü yaşanan... Yok çıkamadım hava karlı, bebek, soğuk tren yok şartlar…☺ Tasarruf yapacaklarsa ailesi durup durup hediye almasınlar. Ayda belli bir miktar para biriktirelim verelim ama onlar 33,33 avronun hesabında olsunlar... Evimiz 2 saat mesafede olmasına ragmen ziyaretlerinde 3 kere toplamı yakalayamadılar. Herkes ¨daha ne istiyorsun ohh kafan rahat¨ dedi ama insan elinde olmayanı ister: Düz saçlılar kıvırcığı sever, sarışınlar esmeri, ben de ¨illa kaynanam gelsin birlikte olalım¨ istermişim meğer içten içte... Ama artık ben de onları bıraktım. 2012 Noeli'nde yeni ben, yeni bir gelin onlar için doğdu, artık sorarlarsa konuşuyorum, verirlerse yiyorum, odamda kitabımı okuyorum, oğlumun peşinde koşuyorum. Ama onları merak etmiyorum. Bu şekilde beklentilerimi sıfıra indirmeye çalışıyorum. 

Lohusalık dönemimde ailemin yanımda olmaması ihtiyacım olan ilgi sevgi ve özeni hissetmemem onları olamayacakları yerlerde görme isteğimi arttırmış ve beklentilerimi hayalkırıklıklarımla doğru orantılamış sanırım ☺. Bugün bunu farklı görebilecek durumda olsam da görmek istemiyorum ve bu sekilde doğal olarak beslenen sevgi ve saygıyı artık besleyip büyütemiyorum. Eskiden ¨Eşimi iyi ki doğurmuşsunuz yetiştirmişsiniz¨ derdim. Şimdi insanın karakterinin gelişimi ne kadar genetik ne kadar sosyal tartışmasında; %50 genetik %50 sosyal gelişim tezine duacıyım. Ailesine çeken yanları var korkutan tarafları var ama kalbine güveniyorum. Onu, ailesinin bencilliğini gördükçe daha çok seviyorum. Ailemi onlarla geçen her haftasonundan sonra daha çok seviyorum. Aile ilişkilerini her yadsıyışımda büyük konuşmayayım diyorum, çocuklarımı farklı yetiştirme becerisi diliyorum. Formalitenin ötesinde bir saygı duymuyorum onlara. İyi anne baba olabilmek için dua ediyorum ve ne olursa olsun eşime ailesini kötülemiyorum. Bir gün göçecekler ve her şeye rağmen anne annedir.

Gelecek hafta görüşmek üzere...

Ceren

21 Nisan 2013 Pazar

Arzu'nun Hamilelik Günlüğü- 37. Hafta


Bu hafta geçen hafta başladığım ¨Annenin Kutsanması¨(Mother's Blessing) isimli alternatif baby shower kutlamamı anlatmakla devam ediyorum. Hikayeyi fotoroman olarak anlatmayı tercih ettim. Sözlerden çok daha anlamlı bulacağınızı düşünüyorum...

Ayca ve ben. Bütün kış birlikte yoga yaptık, bebeğimiz onun sakinleştiren sesini tanıyor olmalı... Hamileliğimin bana verdiği en güzel hediyelerden biri oldu Ayca ile tanışmak. 
Ayca'nın yumuşak yaklaşımı değişen, içinde bir insanı büyüten bedenime daha duyarlı yaklaşmamı sağladı.
Doulam Sima, adaçayı tütsüsü ile bedenimi temizlerken... Bunu törenimiz başlamadan herkese yaptı.
Bunu anlatmayı geçen sefer unutmuşum. İçinde ateşin yandığı metal bir tas vardı, hepimiz bir otu parmaklarımızla teker teker bu ateşe atıp; doğumla ilgili, benimle ilgili arkamda bırakmam gerekenleri yaktık.
Saçlarım taranırken çok eğlenmişim demek ki... Bayılırım saçlarımın taranmasına!
Beni seven herkes mıncırırken! Ağrıyan kalçalarım, şişmiş ayaklarım, kocaman ellerim ve bileklerim... hepsi yumuşayıverdi:)
Canan Özalp'ın şifalı elleri. Kendisi Reiki Master'ı olur. Hamile kalmadan önce Canan benim Ashtanga Yoga eğitmenimdi.
Sevgili yeğenim Yasemin Gencay ve ablam Dilek Gencay. Bütün kış bana çok iyi baktılar. Hiç yalnız bırakmadılar. Ablam, resmen şöförlüğümü yaptı... Yasemin, 15 yaşında bir ergen olmasına rağmen, bir hamilenin duygusal tüm zorluklarıyla başa çıktı.
Göbek atarken! Valla 3200 gramlik bir bebekle göbek zor oluyormuş!
Sevgili doulam ve kahramanım Sima! Bütün bunları büyük bir sabırla ve disiplinle planlayan, işini çok ciddiye alan bir doula. Çok duyarlı... Elleri, sesi, yaklaşımı... Çok şanslıyım. İyi ki hamile kalmışım, bana Sima'yı getirdi.
Yasemin ve kankası Ezgi. Ezgi de hamileliğimin başından beri benimle birlikte. Bebeğimizin cinsiyetini öğrenmeye gittiğimiz ultrasonda da yanımızdaydı. İkisi için de çok çarpıcı deneyimler olduğunu düşünüyorum. Hamilelik, bir kadının değişen bedeni ve farklı yaklaşımlar açısından çok şeyler öğrendiler.
Bu yumakla herkes benimle nerede tanıştığını anlattı. Bileklerimiz bağladığımız ip işte bu. Aycaay, Adviye ve Canan.
Sevgili Adviş: Nerdeyse 20 senedir tanışıyoruz... Gözleri doldu, benimle ilk nasıl tanıştığını anlatırken.
Sevgili Gökçe. 17 yaşımda barda bira içerken tanıştık! Tanıdığım en yetenekli sanatçı. Mira'nın sevgili annesi.
Mumlarımız. Doğum başladığında kocam herkese mesaj gönderecek... Bu mumları yakacaklar... Mumlar söndüğünde bebeğimizi kucağımıza alacağız... yavaşça, nazikçe, yumuşakça...
Gelecek hafta görüşmek üzere...

Arzu

19 Nisan 2013 Cuma

Dilek'in Bebek Yapım Günlüğü — Bölüm 1

GERÇEK BİR HİKÂYE 

Bundan yedi yıl önceydi. Evlenme fikri aklının ucundan geçmezken, âşık olup evlenen, anneliğe dair en iyi düşünülmüş fikri ”hımm bir süre çocuğum olmasa sanırım daha iyi olacak” olan 22 yaşında, genç mi genç, tecrübesiz mi tecrübesiz bir kızdım. Zor geçen ve oldukça uzun süren evlilik hayatına alışma sürecim ve aileden maddi destek almadan evlenmiş olmanın sebep olduğu maddi sıkıntılardan dolayı evliliğimin ilk ayları biraz zor geçti. Bu sırada çocuk sahibi olmak bizim için uzak mı uzak bir ihtimaldi. Üstelik bazı konularda bunu sağlayacak kadar başarılı olduğumdan bile emin değildim. 

Evlilik hayatımın ikinci ayında hayat olağan seyrinde devam ederken ve adet günüm de değilken tuvalete gittiğimde normal olmayan bir durumla karşılaştım. Sanki adet görmeye başlıyormuşum gibi kahverengi bir akıntı gelmişti benden. Biraz endişeli biraz da korkarak ertesi günü bekledim. Hala devam ettiğini ve kırmızıya dönüşmediğini görünce adet kanaması olmadığından emin oldum. Üstelik adet günlerimde olduğunun aksine karnım da hiç ağrımıyordu. Hemen evime en yakın özel hastaneden randevu aldım. Çekine çekine doktora anlattım durumumu, tabii ki korunup korunmadığımı sordu. Zaten eşimle birliktelik yaşamakta sorun yaşadığımı o sebeple de hamileliğe ihtimal vermediğim için korunmadığımı anlatınca ilk söylediği şey şuydu : “Bu gebelik belirtisi olabilir.” Yerleşme kanaması diye bir şeylerden bahsetmeye başladı ama ne kadarını dinleyebildim hatırlamıyorum. Başım mı yoksa dünya mı dönmeye başladı bilmiyorum. Hissettiğim şey sadece büyük bir şaşkınlıktı. 

Hastanenin en alt katındaki laboratuara indik. Nedense doktor benden kanda gebelik testi değil de idrarda gebelik testi istemişti. O zamanlar bu konularda çok tecrübesiz olduğum için ikisi arasındaki farkı bilmiyordum tabii. Kuzu kuzu idrar örneğini verdim. Sonucun çıkması uzun sürmedi. Hemen alıp koşar adımlarla doktorun odasına çıktık. Doktor sonuca bakıp “bu tahlil sonucuna göre hamile olabilirsin de olmayabilirsin de” dedi. Ve bilmeden beni yıllar boyunca yaşayacağım büyük bir ikilemin içine ilk kez sokmuş oldu. Hemen kan testi istedi. Biz yine en alt kattaki laboratuara indik. Kan verdim. Sonucu almaya gittiğimizde sonuç verme bankosundaki genç kız ve genç erkek bizi hayırlı olsun diyerek karşıladılar. Soru dolu bir yüzle onlara bakıyorduk. Ağızlarından dökülen söz şuydu: “HAMİLESİNİZ!”

İÇGÜDÜ – FITRAT Henüz yirmi iki yaşında, anne olmakla ilgili fazla fikri olmayan, çocuklarla arası hiçbir zaman çok iyi olmayan, hayallerinde çocuk öğesi yer almayan, ülkesindeki siyasi karmaşalara kurban gitmese belki üniversitede olacak olan ben, Dilek, anne mi olacaktım? Adına içgüdü mü dersiniz, yoksa insana Allah’ın vermiş olduğu fıtri özellikler mi dersiniz bilmem... Ama ben bu haberi duyunca sevinçten havalara uçtum. Kendimi hiç anne olarak hayal etmemiş olsam bile eşimden bir parçanın içimde büyümesi fikri harika ötesi bir duyguydu. Bir tarafımda kardeşim, bir tarafımda eşim uça uça doktorun odasına çıktık yeniden. Doktor tahlil sonucuna baktı. Yine: “Bu sonuca göre hamile olabilirsin ama olmayabilirsin de” dedi. Sonuç “25,0” ti. Bunun gebeliğe işaret edip etmediğini ancak bir hafta bekleyerek öğrenebilecektik. O bir haftayı sevinerek, hayal kurarak, dua ederek, arkadaşlarımı arayıp bu mutlu haberi anlatarak ve bebeğimle konuşup gitmemesi için yalvararak geçirdim.

Bir haftanın sonunda çok ağrılı bir adet kanamasıyla ona veda ettim. Gözlerimden akan yaşlar çektiğim korkunç karın ağrısından mıydı yoksa onu kaybetmenin üzüntüsünden miydi? Artık hatırlamıyorum. Ama o günün hatta o haftanın yıllar boyunca yaşayacağım şeylerin provası olduğunu bilseydim daha çok üzülürdüm herhalde… 

Anneliği, anne olma isteğini ve bununla ilgili her şeyi düşünmeye ve sorgulamaya başlamak için bundan daha etkili bir başlangıç olamazdı sanırım. Henüz bitmemiş, bitip bitmeyeceğini de bilmediğim bir macera benim için bebek yapım süreci. İlk bölümünü yazdım, yazdıkça hatırladım, hatırladıkça ağladım. Yaşadığım tüm süreçleri, nelere sevinip nelere gözyaşı döktüğümü anlatacağım inşallah. Belki bu sayede birilerinin acısını paylaşmak ya da bir sorusuna cevap bulmak, yaşadıklarımın tesellisi olur. Umarım sizde de karşılık bulur. 





Gelecek hafta “gerçek hikaye” min devamıyla buradayım inşallah... 

Sevgilerimle,

Dilek

18 Nisan 2013 Perşembe

Tomris’in Emzirme Notları – 11: Pompa ile süt sağma (2)

Tomris'in Emzirme Notları'nın 1. Bölümü burada2. Bölümü burada3. Bölümü burada4. Bölümü burada5. Bölümü burada6. Bölümü burada, 7. Bölümü burada, 8. Bölümü burada, 9. Bölümü burada, 10. Bölümü burada

Geçenlerde kadınlara özel bir doğum günü partisine gittim. İlk bebeğinden sonra yeni işe başlamış bir tanıdığımla karşılaştım; süt sağma konusundan laf açıldı elbette, öneriler verdim ona. Yanımızda çocuksuz bir arkadaşı da vardı; kızcağız ağzı açık bizi dinliyordu: “Benden günde 250 mililitre süt çıkıyor ama kreş daha fazla istiyor, süt yetiştiremiyorum, sen kaç mililitre sağıyorsun?” gibi cümleler geçtikçe kız daha da şaşırdı, gözleri fal taşı gibi açıldı. Bir an durup kendimi onun yerine koydum. İki kadın karşılıklı oturmuş memelerinden en verimli sütü nasıl alacaklarını, nasıl bastırınca nasıl daha iyi süt çıktığını, günlük süt üretim performanslarını, ne sıklıkta süt sağmak (!) gerektiğini anlatıyorlardı. Heralde birazdan dönüp ona “Mööööö” diyeceğimizi düşündü :) Evet süt sağan anneler, baştan kabul edelim bu gerçeği ve hep beraber tekrar edelim: “Mööööö”.

Geçen hafta kime süt pompası lazım, hangi süt pompası lazım, bunu ele aldık ve farklı marka ve modellerle sizlerin tecrübelerinizi sordum. Katkıda bulunan herkese çok teşekkür ederim. “Hangi pompayı alsam” diye bakınıp duran bir çok annenin cevaplarınızdan faydalanacağından eminim. 

Bu arada cevaplarınızdan süt sağma pompası konusunda yeni bir ihtiyaç grubu tanımladık. El tipi pompalar pek işe yaramaz demiştim ama anladığım kadarı ile hızlı ve kuvvetli süt akım refleksi olan/ aşırı süt üretimi olan anneler (bu iki durum genelde birlikte gider) el tipi pompaları rahatlıkla kullanabiliyorlar. Hızlı süt akımı olan bu annelerin sütleri kolaylıkla fışkırıyor, o yüzden el tipi pompa kullanırken elleriyle defalarca pompa yapmak zorunda kalmıyorlar. Hatta bir iki kez pompayı çekip çekili bıraktığında sütün kendiliğinden yarım dakika fışkırdığını yazan bir anne oldu. Yani hızlı ve kuvvetli süt akım refleksi olan anneler için el tipi pompalar ucuz ve kullanışlı bir seçenek gibi duruyor. Ancak diğer anneler için hala önermem. 

Bu hafta pompaların kullanımını, sütün nasıl sağılacağını ve temizleme konularına değineceğiz. Örneklerim iş yerinde süt sağma üzerine olacak. Ama evde süt sağan anneler de bu önerilerden elbette faydalanabilir. 

Süt pompalarının parçaları 

Süt pompası aldığınızda kutudan elektrikle çalışan motor bölümü (ve onun elektrik prizi için adaptörü) ve süt sağma seti çıkacak. Büyük çift taraflı modellerde uzun, içi boş bir boru gibi bir çift kablo da çıkar; bu kablolar motor ile süt sağma setini birbirine bağlar. 

Süt sağma seti, pompanın memeye ve süte temas eden kısmıdır. Memeye dayadığınız huni şeklindeki parça sütü toplar ve bunun altına takılan şişeye (veya özel üretilmiş süt torbasına) sütü aktarır. Bir de diyafram gibi bir parça bulunur, süte temas eden parçalarla etmeyen parçaları birbirinden ayrırken aynı zamanda vakumu süt sağma setine aktarmak için. 
Parçaları takılmış bir başka süt sağma seti
Parçaları takılmış bir süt sağma seti
  
Huni şeklindeki parçanın alt ucunda bir valf vardır. Süt sağma pompalarının emiş gücü açısından en kritik parçası budur çünkü zarar görürse emiş gücünü, dolayısıyla süt sağım verimini çok azaltır. O nedenle, pompa kutuları içinden genellikle bir yedeği çıkar. Süt sağma setinden bağımsız olarak tek başına da satılır. ‘Bu pompa eskisi kadar iyi süt sağmıyor mu artık’ diye düşündüğünüzde önce bu parçayı yenisiyle değiştirip bir bakın, verimde bir miktar artış görebilirsiniz. 














Süt pompasını aldığınızda önce kullanma kılavuza bakıp parçalar nasıl birleşiyor bakmanız gerekir. Solda verdiğim parçalar her marka ve modelde değişiklik gösterir. Şunu da unutmayın, pompa kutusu içinden çıkan süt sağma setini açtıktan sonra iade etme şansınız kalmaz (eğer ürün ayıplı, bozuk ise o ayrı elbette). Bir kez parçaların nasıl birleştiğini pratik ettikten sonra süt sağma setini temizlemeniz gerekir. 

Süt sağma seti nasıl temizlenir? 

Süt sağma setindeki tüm parçaları ayırıp deterjanlı bir sünger ve ılık ya da sıcak su ile yıkamanız, sonra da bol su ile çok iyi durulamanız gerekir, deterjan artığı kalmamalı. İlk yıkamada deterjanı bol kullanabilirsiniz ama sonraki yıkamalarda deterjanı az kullanmanızı öneririm, sünger azıcık köpürse yeter, çünkü anne sütü çok kolay temizlenen bir şeydir. Mikroplar gitsin derken bu sefer de deterjan kalıntılarına maruz bırakmamak lazım bebişleri. 

Eğer sterilize etmeyecekseniz son durulama suyunu mümkün olan en sıcak su ile yaparsanız (elbette ellerinizi yakmadan) parçaları kurumaya bıraktığınızda daha kolay kurur. (Hollanda’da açıkta kurumaya bıraktığım hiç bir şey 24 saatten önce kurumuyor, çıldırtıyor beni bu durum, o yüzden son suyu mümkün olduğunca sıcak yapıyorum ki çabuk kurusun).

İlk kullanımdan önce parçaları strerilize etmeniz gerekir. (Bazı markalarda set steril geliyormuş sanırım, o zaman sterilize etmeye gerek yok elbette). 

Süt sağma seti nasıl sterilize edilir? 

Bunun için elinizdeki cihazın kullanma kılavuzuna bakmanız gerekir. Mesela bildiğim kadarıyla Medela pompa parçaları mikrodalga sterilizatöre giriyor. Ama Ameda’nınkiler girmiyor, 12 dakika kaynatmak gerekiyor (ya da gerçek sterilizatöre koymak lazım). 

Kaynattıktan sonra soğumadan parçaları sudan çıkartıp temiz bir bezin üzerine koyup kurumaya bırakabilirsiniz. (temiz iki çatal ile tutabilirsiniz parçaları, ya da basit bir maşa satın alıp temizleyip sadece bu iş için kullanabilirsiniz mesela) Aynı şey sterilizatörden çıkan parçalar için de geçerli. Temiz bezden kastım makinede yıkanmış ve başka amaçla kullanılmamış bir bez. Ama bunu pompaları kurulamak için kullanmayacağız, sadece altına koyuyoruz. 

 İş yerindeki süt sağma paraçaları kutum
Veya benim iş yerinde yaptığım gibi şöyle bir kutuda kurumaya bırakabilirsiniz. Ben bu kutuyu pompa setini hem yıkamak, hem durulamak, hem de kurumaya bırakmak için kullanıyorum. Süt sağdığım yer (odam) ve mutfak arasında pompa seti parçalarını bu kutuda taşımak da çok pratik oluyor. Bunlar bizim eşimle bulduğumuz yöntemler. Her evde ve işyerinde farklı yöntemler keşfedilmiş olabilir. 

Süt sağma seti nasıl kurutulur, taşınır ve saklanır? 

Süt sağma setini açıkta kurumaya bırakmak lazım. Bez veya peçete ile silerek kurutmamak lazım, çünkü bu sırada bezdeki peçetedeki tüm mikroplar pompa parçalarına geçiyor. Ama bence buna bir istisna var, o da seyahat hali veya pompa parçaları henüz kurumadan hareket etmenizi gerektiren durumlar. O zaman mecburen paketinden yeni çıkmış bir selpak peçete veya mutfak havlusu ile parçaları kurulamak gerekiyor. Nemli bir şekilde torbaya girmesi ve torbada beklemesi daha kötü. 

Pompa parçalarını iş ve ev arasında taşırken ben ağzı fermuar gibi kapanabilen buzdolabı poşetlerini tercih ediyorum. Ama içine pompa setini kuru bir şekilde koymaya dikkat ediyorum. Pompa setini evde bekletirken de temiz bir beze sarıp buzdolabında yiyeceklerden uzak bir noktaya koyarak saklayabilirsiniz. 

Eğer bir nedenden dolayı popa setini nemli bir şekilde torbaya koymam gerekirse kullanmadan önce tekrar yıkıyorum. Çünkü torbadaki kapalı nemli ortam mikropların üremesi için fazlasıyla elverişli. 

Süt sağma setini ne kadar sık yıkamak ve sterilize etmek gerekir? 

Pompa setlerinin içindeki kullanma kılavuzlarında genellikle her kullanımdan sonra deterjanlı sünger ile yıkamak, sonra da ya her kullanımdan sonra ya da günde bir kez sterilize etmek önerilir. 

Emzirme Sanatı kitabında ise miyadında doğmuş (prematüre olmayan) sağlıklı ve sadece anne sütü alan bir bebeğiniz varsa süt sağma setini sterilize etmeye gerek yoktur, gün içinde her kullanımdan sonra sıcak su ile çalkalayın yıkayın (deterjansız), günde bir kez deterjanlı süngerle yıkamanız kafi der. 

Ben ise şöyle bir yaklaşım geliştirdim. 
  • Gün içinde süt sağdıktan sonra bekletmeden yıkamaya götürürsem (yani parçaların üzerindeki süt kurumadan) ılık/sıcak su ile çalkalayıp yıkıyorum (deterjan sünger yok). En son, elimin dayandığı en yüksek sıcaklıkta suda çalkalayıp sonra kurumaya bırakıyorum. 
  • Ama eğer süt sağma setini bekletirsem ve üzerinde süt kurursa o zaman az deterjanlı süngerle yıkayıp yukarıda anlattığım gibi sıcak su ile duruluyorum. Çünkü kurumuş süt öyle basit sıcak su ile yeterince temizlenemez bence. (süt pompası ve biberonlar için ayrı bir süngerim var iş yerinde ve evde) 
  • Günün son süt sağımından sonra az deterjanlı sünger ile yıkıyorum, sonra yine sıcak su ile duruluyorum. 

  • Haftada bir (genelde hafta sonları) pompa setini evde az deterjanlı sünger ile yıkayıp sterilize ediyorum. 
Evet, Emzirme Sanatı kitabı prensip olarak haklı; ama bu pompa setlerinin parçalarında çok girintili çıkıntılı yerler var, yıkarken sünger her yere ulaşamıyor. O ulaşamadığım yerlerde bakteriler yerleşip çoğalmasın diye haftada bir sterilize ediyorum. 

Süt sağma seti dışındaki parçaları (motor, vb.) temizlemek gerekir mi? 

Sütle teması olmayan parçaları ise ara sıra nemli temiz bir bezle silmenizde fayda var; bir süre sonra üzerine sıçrayan süt damlaları kuruyabiliyor, tozlanabiliyor. Mesela ayda bir olabilir, kirlendikçe görürsünüz zaten. 

Süt sağma konusundaki pratik önerilere haftaya devam edeceğim. Boynum tutuldu, burnum akıyor, hastayım, şimdi yatmaya gideceğim. Ama öncesinde benim çok faydalandığım küçük bir püf noktasını paylaşacağım. Konuyu aktarma sırasına uymuyor, ama olsun, bir hafta bekletmeyeyim sizleri dedim. 

Verimli süt sağma konusunda bir ip ucu: 

Pompa ile dolu memeleri kolaylıkla boşaltabilirsiniz, özellikle de ön (ve orta sütü) alabilirsiniz (ön süt son süt konusu için buraya bakabilirsiniz). Ama son sütü alma konusunda pompalar pek başarılı değillerdir. Çünkü son sütü bebek dili ile arkadan öne doğru sağarak alır. Pompa ise sadece vakum yapıp meme başını öne çeker, bırakır, çeker bırakır. 
Bebeğinizden uzakken son sütü en iyi elinizle sağarak alabilirsiniz (el ile süt sağma konusunu geçen hafta anlatmıştım). Pompa ile süt sağmayı bitirdiğinizde memeni kahverengi halesini arkadan öne doğru sıvazlayarak sağarsanız bayağı süt çıktığını göreceksiniz. Bir çok anne ‘az önce pompadan damla gelmiyordu, bu nasıl oluyor’ diye şaşırır. Çünkü pompadan süt gelmesi için süt akım refleksinin tetiklenmiş olması gerekir. El ile sağarken ise süt akım refleksi gelmeden de biraz daha süt çıkartabilirsiniz. Pompa sonrasında memeyi el ile bir kaç kez sağdığınızda süt önce hızlı gelir, sonra damla damlaya gelmeye başlar. O zaman öbür memeye geçin, onu da aynı şekilde bir kaç kez sağın. 

Oranın sütü azalınca ilk memeye dönün. Böyle böyle artık her ikisinden de damla damla gelinceye kadar sağ sol arasında gidip gelip elinizle sağın. Elinizle süt sağarken pompa setinin huni gibi kısmını toplayıcı olarak kullanabilirsiniz. Ayrıca, o huni parçasını memenizin altına dayarsanız memeyi sadece üst taraftan sıvazlayarak da sağabilirsiniz. Yani altta sert bir zemin var (huni) üstüne memeyi koyuyorsunuz, onun üstünden de baş parmağınızla arkadan öne sıvazlayarak sütü sağıyorsunuz. Böyle bayağı bir miktar daha süt çıkıyor, hem de kıymetli yağlı son süt çıkıyor. Bu şekilde süt sağma veriminizi de arttırabilirsiniz. 

Başka püf noktaları gelecek haftaya... 

Sağlıcakla kalın, 

Tomris

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım