31 Ekim 2013 Perşembe

Başak ve Tuncay'ın Hamilelik Günlüğü — 28. Hafta

Herkese Merhaba,


Geçen hafta tatil yorgunluğumdan bahsetmiştim. O yorgunluğun üzerine bu hafta da hiç oturmadım. Çünkü oğlumuzun mobilyalarını almaya başladık. Kafamızdaki planlar iki günde netleşince gezecek yerler de bir bir elendi. Çok kısa bir masko turundan sonra bebek odası takımı almayacağımıza anında karar verdik. Büyüyen yataklar, komidinler vb. ürünleri olan takımları gezerken bir an boğulacak gibi oldum. Tabii ki uzun süre kullanacaklar için çok mantıklı bir şey büyüyen yatak. Kocaman dolaplar… Ama bize göre bir şey değil işte, bunu gördükçe daha iyi anladık. 

Gelecek planlarımızda iki-üç sene içinde kendi evimize çıkmak veya yurtdışına yerleşmek olduğu için daha pratik ve şirin şeylere yöneldik. Bir gün içinde bebeğimizin karyolasını aldık. Yatağına da karar verdik. Her şey düşündüğümüzden çok kolay oldu. Odasının son halini düşünürken acayip heyecanlanıyoruz. 

Az önce işten geldiğimde yatak odamıza girdim ve karyolasına dokundum.
Sonra dönencesini çevirip dinledim. O kadar hoşuma gitti ki… Daha sonra Tuncay geldi ve tatlı bir karşılamadan sonra odaya doğru koştu, dönenceyi çevirip gülümsemeye başladı ☺. Aldığımız her şeyi önce kendimiz deniyoruz. Sığabilsek yatağına bile yatacağız ☺. Bu arada yanımızda rahatça yatabilsin diye çok geniş olan kendi karyolamızı da değiştirdik. Eşyalarını minik dolabına şimdilik gelişigüzel koyuverdik. Alt değiştirme ünitesi için kullanılan mobilyaların da işlevi bittikten sonra kullanım açısında çok gereksiz olduğuna karar verdik. Bu yüzden iyi bir bebek mağazasından çok şık bir şifonyer aldık. Üzerine Londra’dan aldığımız sağda gördüğünüz şu tatlı şeyi koyunca harika görünecek. 

Bu haftanın en önemli olayı mobilyaları değildi. Minik bebeğimizin adına da sonunda karar verdik. Bir akşam otururken Tuncay bana dönüp: “Adına hemen, şimdi karar verelim! Kerem mi Ozan mı?” diye sorunca ben de OZAN dedim ☺. Neden mi OZAN? Bilmem… ☺. Duyduğum andan itibaren çok hoşuma gitti. Küçük bir kamuoyu yoklaması yaparak etrafımızdan da iyi dönüşler aldık. En büyük handikap da böylelikle halloldu. Oleyyy! Daha mutlu olamam. 

Bu haftam gerçekten yorgun ama çok mutlu geçti. Ozan hareketlerine tam gaz devam ediyor. Tuncay ve ben de her akşam o varmış gibi iki kişilik küçük oyunlar, sohbetler gerçekleştiriyoruz. Canımız, Ozanımız… Bütün muhabbetlerimizin yarısı sensin. Seni çok seviyor ve özlüyoruz. 

Haftaya görüşmek üzere…

30 Ekim 2013 Çarşamba

Ayşe’nin Hamilelik Günlüğü – 16, 17 ve 18. Haftalar

Herkese merhaba,

Zaman zaman devam eden mide bulantıları, yorgunluk, sürekli devam eden uyku hali, acıkma krizleri, baş dönmeleri, halsizlikler doktor randevumuzun olduğu gün sadece heyecana dönüştü. İş yerinde gözüm sürekli saatte, doktora gideceğimiz an gelinceye kadar heyecanla çalıştım. Ne kadar büyüdü, cinsiyeti ne, geçen defaki gibi hareket edecek mi acaba derken ultrasonda göründü bizimkisi... Her zamanki gibi bizi şaşırttı yine ve geçen aydan daha da büyüdüğünü gösterdi. (Sanki hep aynı kalacakmış gibi...). 

Doktorumuzdan birkaç dakika içinde aniden ¨O bir, O biiiir erkek!¨ cümlesi geldi. Hiç beklemediğim anda söyleyiverdi gitti. Biz gülmeye başladık. Sonra bütün organlarına tek tek baktık ama tık yok bizimkinden. Hafif hafif elini kolunu oynatsa da kıpırdamadı fazla. Doktorumuz da ¨Eğer dönse size çok güzel bir şey gösterecektim¨ dedi ve birden 4D ultrasona çevirdi. Yüzünü bana gömmüş, hafif hafif bacaklarını oynatıyordu yavrum. Dakikalar geçiyor ama yüzünü göstermiyordu. İçimden sürekli hadi oğlum kıpırda desem de işe yaramadı. Sonra birden eşim dedi ki ¨Yanda görünen kolu neden yarım duruyor?¨ Eşim der demez katlanmış olan kolunu çıkardı, uzattı ve gözlerine götürdü minicik ellerini... Daha da gömüldü yüzü. Doktorumuz ¨Bütün organları sağlam ve yerli yerinde gözüküyor sadece parmaklarını görmedim¨ dedi, ben de ¨Ben gördüm 5 taneydi geçen ay¨ dedim ☺. 

Derken bir koşturmacadan çıkıp adına tatil dediğimiz bir başka koşturmacaya adım attık. Düştük Roma yollarına. Dağ taş demeden yürüdük, yürüdük. Ama hamilelik nedeniyle sürekli bir mola halindeydik ☺. İspanyol Merdivenleri’nde mola, en güzel makarnacısında sürekli mola, Colesseum’da mola, Pantheon’da mola, Vatikan’da mola... Akşamları otele dönerken ayaklarımızdan kara sular aka aka sel olsa da Roma en güzellerinden biriydi ve değdi. 

Ama Floransa’ya geçtiğimizde işler değişti. Ben daha fazla dayanamadım. İlk gün mini geziden sonra ikinci gün Pisa Kulesi’ne gitmek için tren istasyonuna gittiğimizde ben fenalaştım, saat de geç oldu ve gidemedik. Tekrar Floransa’da geçen mini bir günün arkasından otelimize döndük. Floransa’da ise en güzel şey çilekti ☺. Canım zaten çekiyordu ama şimdi bulamayız bulduğumuzda hormonlu olur derken, eşim aa bak çilek var alalım mı dedi ve olan oldu. Kutu içine koydukları çileği bitirmem sadece iki dakikamı aldı ve ertesi gün bir daha aynı manavın önündeydik. Eşim dayanamayıp fotoğrafımı çekmiş, gözlerim tek noktada birleşmişti. 
Ertesi gün Venedik’e geçtik, gondol gezimizin arkasından uzun uzun yürüdük yine. Ertesi gün dönüşte ise çok uzun bir yolculuk geçirdik, bütün gece uyumadık. Mide bulantılarım hala devam etse de arada sırada bir enerji patlaması yaşıyorum. Sonra birden yine enerjim düşebiliyor. Eskiye göre daha az acıkma krizlerine girsem de doktorum dikkatli olmamı söyledi. Aslında hamileliğin başından beri sadece 3 kg. almama rağmen, 4 aylık süreçte 1 kg. nun ideal olduğunu, 2 kg. fazlam olduğunu ve gelecek ayları da göz önüne alarak dikkatli olmamı söyledi. Hareket edebilsem belki daha rahat ilerleyebilecek yeme-içme dengem de... ama vakit kalmıyor. 

Ardından dörtlü tarama için test yaptırdık. Diğer hiçbir taramayı yaptırmamıştım. Daha detaylı diye son taramayı yaptırdık. Neyse ki garanti vermese de şimdilik bir sorun gözükmüyor. Bu aralar ise karnımda hafiften bir ağırlık hissediyorum. Daha rahat hareket ederken birden bire birşeyler beni yavaşlatıyor. Henüz karnım çok belirgin değil, hatta herkes şaşırıyor. Özellikle havaalanlarında X-ray den geçmek istemediğimi söylediğimde. En son İtalya’da polis memuru anlamadı ve ben karnımı gösterdim. Gülerek X-raye girmeden geçmemi sağladılar. 

Haftalar ilerlerken içimden bir ses ¨ya erken gelirse, hiçbir hazırlığın yok¨ diyor. Ya da son aylarda çok ayakta vakit geçiremezsem ve istediğim gibi hazırlanamazsam diye geçiriyorum. Nereden başladığımı bilemesem de etrafımdaki yeni anneler sağolsun, neleri almak mantıklı neler kullanılmıyor fikir veriyorlar. 

Yavaştan bebeğin hareketlerini daha belirgin hissetmeye başladım. Şimdi heyecanla beklediğim ilk tekmesi. Bu hafta sürekli klasik müzik çaldım 1-2 saat boyunca. İş yerinde kulaklıkları koyunca herkes güldü, sonra sesi fazla açmışım ki dışarıdan duyanlar ¨Evet çok kültürlü biri doğacak¨ demeye başladı. Genelde müzik dinlediği sırada ya da sonrasında da hissediyorum sanki hareketlerini. Bazen tam emin de olamıyorum. Sanırım birkaç hafta sonra daha iyi ayırdedebilirim. Babamız da bekliyor hevesle... Geceleri ise uyumaya çalıştığım sırada daha çok hareketlendiğini hissediyorum. 

Zaman hiç geçmeyecekmiş gibi geliyor. Hafta dönümleri geldikçe seviniyorum. Bazen doğum yapanların yorumlarını okudukça aslında bu zamanların da çok kıymetli olduğunu söylüyor. Evet öyle. Çok farklı bir şey ama acaba yüzü nasıl, kendi nasıl, nasıl tepkiler verecek diye düşünmeden, heveslenmeden, sabırsızlanmadan yapamıyor insan. Şimdilik bizden bu kadar. 

Haftaya görüşmek üzere,

Sevgiler, 

Ayşe

29 Ekim 2013 Salı

Arzu'nun Bebek Önderliğinde Ek Gıdaya Geçiş (Baby Led Weaning) Notları

Bebeğin kendi kendini beslemesi veya bebek önderliğinde katı gıdaya geçiş veya bebeğin kararıyla ek gıdaya geçiş diyoruz bu ek gıdaya başlama yöntemine... Ingilizce'de baby led weaning olarak geçiyor, kısaca BLW diye bulabilirsiniz. Yazımın devamın de ben de BLW kısaltmasını kullanacağım. 

Nereden Duydum? Do-Um'dan Başak Kutlu Atay anlattı, ondan dinledim. Yazının devamını okumadan önce sizin de dinlemenizi öneririm.

Ben, Deniz'le 6 ayını tamamlayacağı 2-3 hafta sonra deneyeceğim. Bu yazıda okuyacaklarınız benim hazırlık aşamasında okuduklarım yani ben de hiç denemedim ve gözlerimle görmedim (Youtube videoları hariç).  Anneme bahsettim, her zamanki tepkisini verdi: "Hiiiii, sen deli misin, yutar, boğulur" Bebeğimiz doğduğundan beri hergün kavga ettiğimiz ve galiba artık hiç anlaşamayacağız dediğim sevgili kocamın ise çok hoşuna gitti... 2-3 haftanın bitmesini ve oğlunun mangal başında pirzolaları mideye indirdiği günü dört gözle bekliyor. Burada yazacaklarım şu kitaptan kısaltılmış çeviridir. Hadi başlayalım: 
Giriş 

Birçok bebek, anne-babasının (veya doktorunun) karar verdiği bir zamanda püre edilmiş gıdaların kaşıkla ağzına itilmesiyle, katı gıdayla tanışır. Bir bebeğin yemek yemesi anne-baba için bir dönüm noktasıdır, bebeğin hayatında bir yeniliktir ve çok heyecanlıdır; ama genellikle yemek vakitleri kabustur! Bebek, püreyi (genellikle elma ve benzerleri) ağzından püskürtür, ağzının kenarında kalanlar kaşıkla ağzının içine itilir, TV açılır, aaaa bak uçak geliyor, kaşıkla bebenin arkasından koşulur vs... 

Bebeklerin (hazır olduklarında) kendi kendilerini besleyebilecekleri bu kitap yazılmadan çok önce de biliniyordu. Tüm bebekler, şans verildiğinde, artık süt dışında başka seyler de yemek istediğini anne-babasına belli eder. Eline geçen bir parçayı ağzına götürerek sizi taklit eder. 

Temel prensipler: 
  • Bebeğin esas gıdası hala anne sütü yokluğunda formül mamadır. Tanıştırılan gıdalar anne sütünün veya formül mamanın yerini almaz. Bebek, her istediğinde ve istediği kadar anne sütü/mama almaya devam eder ve kendi istediği zaman anne sütü/mamayı azaltmaya başlar. 
  • Bebek, ailenin geri kalanıyla birlikte masaya oturur ve hazır olduğunda yemeye başlar. 
  • İlgilenmeye başlar başlamaz yemeği keşfetmesi için cesaretlendirilir. Bunun için, bebek elleriyle yemeği alır-oynar-atar-sıkıştırır-ezer-düşürür-ağzına götürür-bakar... ama ilk başta yemesi yememesi önemli değildir. 
  • Yemek, püre kıvamında verilmez. Bebeğin tutabileceği boyda ve şekilde hazırlanıp sunulur. 
  • Bebek, kaşıkla beslenmez. Hazırlanmış olan bu yiyecekler bebeğe sunulur ve bebek kendisi yer. 
  • Ne kadar yiyeceğine ve neyi, ne kadar yiyeceğine bebek karar verir. 
Bu son metot neden akla uygun geliyor acaba? Bütün bebekler hazır olduklarında emer, yürür, konuşur. Bebeğinize doğru ortamı yarattığınızda, kendi doğru zamanında, tüm gelişimini tamamlar. Örneğin, bebeğinizi yere koyduğunuzda veya yüzü koyun egzersizler yaptırdığınızda onu dönmeye/ emeklemeye teşvik edersiniz. Zamanı geldiğinde de döner/emekler. Bu teşviği devam ettirdiğinizde eninde sonunda kendi kendine yürümeye başlayacaktır... 

Peki yemek yemek neden farklı olsun? Sağlıklı bebekler, doğar doğmaz annelerinin memelerinden sütü alarak kendilerini beslerler. 6 ay civarında -el becerileri de geliştikçe- bebekler uzanır ve yiyecekleri kaparak ağızlarına götürürler. Altıncı aydan başlayarak bunu yapabildiklerine göre püre edilmiş yiyeceklere hiç ihtiyaçları yoktur. 

Bebekler katı gıdaya ne zaman başlasın? 

Dünya Sağlık Örgütü, Kanada Sağlık, İngiltere Sağlık Departmanı ve Türkiye Sağlık Bakanlığı katı gıdanın bebeğe tanıştırılmasını 6 ay olarak tavsiye ediyorlar. 
6 aydan önce bebeklere katı gıda vermek neden iyi değil? 
  • Katı gıda, anne sütü veya formül mama kadar yoğun besleyiciler ve kalori içermez. Bebeklerin mideleri küçüktür; sağlıklı büyümeleri için yoğun ve kolayca sindirilebilen kalori kaynağına ihtiyaçları vardır. Bunu sadece, anne sütü veya formül mama sağlayabilir. 
  • Bebeklerin sindirim sistemleri katı gıdaların içindeki besleyici unsurları alacak olgunlukta değildir. Dolayısıyla, katı gıdalar bebeklerin sisteminden kullanılmadan geçerler. 
  • Eğer katı gıdaya erken başlanırsa, bebeğin anne sütü/formül mamaya olan iştahı azalabilir; o zaman daha da az beslenir. 
  • Erken katı gıdayla tanışan bebeklerin, enfeksiyonlarla ve alerjilerle tanışma ihtimalleri daha yüksektir çünkü bağışıklık sistemleri henüz olgunlaşmamıştır. 
Bebek, hazır olduğunda ne tarz işaretler verir? 

Yanlış yorumlanan işaretler: Eskiden beri bebeğin yaptığı bazı şeyler katı gıdaya geçiş işaretleri olarak düşünülür ve bebek erkenden katı gıdayla tanıştırılır. Nedir bunlar? 
  • Gece uyanmaları: Karnı doysun da gece az uyansın diye katı gıda verilmesi yanlıştır. Çünkü bebekler geceleri birçok farklı sebepten ötürü uyanırlar yani tek sebep aç olmaları değildir ve bebeğe katı gıda vermek bu sorunu çözmez. Bebek, gerçekten açsa daha çok anne sütü veya formül mama verilmelidir. 
  • Az/yavaş kilo alımı: Bebeklerin özellikle 4 ay civarında kilo alımları yavaşladığı için anne-babalara katı gıda tavsiye edilir. Oysa, bu onların normal gelişimidir ve katı gıda takviyesini gerektirmez. 
  • Bebek, anne babanın yemek yemesini izliyor: 4 aylıktan itibaren bebekler aile yaşamı ve etraflarıyla çok ilgilenmeye başlarlar. Mesela traş olmak, giyinmek ve yemek yemek. Bu sadece onların meraklı olduğu anlamına gelir.
  • Ağzını şapırdatmak: Ağızlarını kullanmaya başlayınca bunu bolca yaparlar... yemek yemek veya konuşmak için... Evet, yemekle ilgisi vardır ama erken başlama için sebep oluşturmaz.
  • Anne sütünü emdikten sonra direkt uyumaması: 4 aydan sonra artık bebeler daha az uykuya ihtiyaç duyarlar. Daha hareketlidirler ve etrafları çok ilgisini çeker. Bu yüzden emer emmez uyumayabilirler.
  • Küçük bebek: Bebekler küçük olduklarında 2 şey yüzündendir. Ya genetik olarak küçüktürler ya da gerçekten daha çok beslenmeye ihtiyaçları vardır. 6 aydan küçüklerse anne sütü/formül mama verilmedilir. Bunun tek istisnası çok erken doğan ve 6 aydan önce extra gıdaya ihtiyacı olan bebeklerdir. 
  • Büyük bebek: büyük doğan veya çabucak büyüyen bebeklerin de fazladan gıdaya ihtiyacı yoktur. Ya genetik olarak büyüktürler veya ihtiyaçlarından fazla formül mama veriliyordur. İlk 6 ay bir bebeğin tek gıdası anne sütü/formül mamadır. 6-9 ay arası anne sütü/formül mama miktarı hemen hemen aynı kalırken, katı gıda yavaş yavaş tanıtılmalıdır. 9. aydan sonra ek gıda miktarı yavaş yavaş artmaya başlayabilir. 
Bebeğin ek gıdaya hazır olduğunu gösteren gerçek işaretler: 

Eğer bir bebek, kucağınızda oturabiliyor, masadan bir şeylere uzanabiliyor, ağzına götürebiliyor ve yutabiliyorsa, hazır olabilir. 

BLW'nin faydaları nelerdir? 
  • Eğlencelidir. Yemek yemek yetişkinler için de bebekler için de eğlenceli olmalıdır. Neyi, ne zaman, ne kadar, ne hızda yiyeceğine karar vermek herkesin hoşuna gider. Böylelikle, yemek zamanı stresi ortadan kalkar. 
  • Doğaldır. Bebekler deneyerek öğrenirler. Ellerine geçen herşeyi ağızlarına götürürler. BLW ile bebekler zorlama olmadan kendi istedikleri gibi yiyeceklerle tanışırlar--tıpkı diğer tüm hayvanlar gibi.
  • Yiyecekleri keşfetmeye yardım eder: BLW ile bebekler yiyeceklerin görünüşünü, tadının, kokusunu ve dokusunu keşfetme şansına sahiptir. Yani, kabak püresi yedirilen bir bebek kabağın ne olduğunu asla bilemez! Birden fazla şey içeren püreler ise daha da fena! Oysa BLW ile bebekler ne yediklerini bilirler, istemediklerini yemezler.
  • Dünyayı keşfetmeye yardım eder: Bebekler oynarken öğrenir. BLW ile bebekler yumuşak, yapışık, kaygan bir şeyi düşürmeden eline almayı ve ağzına götürmeyi öğrenir. Yani, çok/ az/ şekil/ ölçü/ ağırlık/ doku gibi şeyleri yemek yerken öğrenir. görme/ dokunma/ duyma/ koku/ tat bütün hisleri işe karışır ve kullanılır.
  • Bebekler, yemek zamanında ailenin bir parçası olarak sofraya otururlar.
  • Neyi, ne kadar yiyeceğine kendisi karar verdiği için iştah kontrolünü bilir.
  • Anne sütü/formül mama beslenmesi kesilmediği için daha sağlıklı olurlar.
  • Farklı dokularla tanışırlar ve çiğnemeyi öğrenirler.
  • Gerçek yiyeceklerle tanışma fırsatını elde ederler.
  • Bebek için aileden farklı yemek hazırlamaya gerek kalmaz. Kendiniz için hazırladığınız yemeğe tuz eklemeden önce, tam pişmeden önce bebeğiniz için ayırabilirsiniz.
  • Yemek savaşlarına son verir. Bebeklerin üzerindeki yemek baskısı kalmadığı için yemek zamanları savaş olmaktan çıkar. 
BLW'nin zorlukları nelerdir? 

Ortalık batar! Herkes size bu iş olmaz der! Dişler- çiğnemek- yutmak- öğürmek- tükürmek: Bebeklerin dişleri olsa da olmasa da yiyecekleri çiğneyebilirler. Dişleri yoksa dişetleri ile çiğnerler. (Elbette pişmemiş bir havucu ısırmaları daha sonra olacaktır!) Dolayısıyla bebeklere püre edilmiş mama vermeye gerek yoktur. Bebek, dik oturduğu sürece ve ağzına koyduğu şeye kendisi karar verdikçe yutma tehlikesi de yoktur. Elbette, kuruyemiş gibi bariz yutulma tehlikesi olan gıdaları saymıyoruz. Öğürmek ise başka bir şeydir. Eğer, ağza alınan şey büyükse bebek onu öğürür, yutmaz ve boğazına kaçmasına müsaade etmez. Bebeklerde öğürmenin oluştuğu nokta yetişkinlerden çok öndedir, bu bir güvenlik önlemidir. Çok geriye gitmeden ağzından çıkması için. 


BLW'ye hazırlık

Herhangi bir şey almanıza gerek yok ama yüksek bir mama sandalyesi işe yarayabilir. Hatta tepsisi olmayan ve masaya tam yanaşan bir sandalye daha iyidir böylece bebek direkt masadan yiyebilir. Buna bile gerek yok diyorsanız, bebek kucağınızdayken masaya oturabilirsiniz. Bebeği, kesinlikle araba koltuğu, ana kucağı, hoppala vs vs gibi şeylerde masaya oturtmayın! Bebek, dik durmalıdır! 

Çatal-bıçağa da gerek yok. Bebek, elleri-parmakları ile halleder! Bebek, evde yemek yenildiği her zaman sizinle masaya oturmalıdır. (Tabii ki uyumadığı zamanlar) ve bu zamanlarda bebek aç olmamalıdır! Çünkü ilk aylarda yemek yemek sadece merak gidermek ve tanışmak içindir. Karın doyurmak için değil. Bebek hala gıdayı anne sütünden alıyor. Eğer, bebeği aç karnına masaya oturtursanız karnını doyuramayacağı için kızacak ve morali bozulacaktır. Yani, hala anne sütüyle/formül mamayla beslenen ve aç/ yorgun/ uykulu olmayan bir bebeği sizinle birlikte masaya dik olarak oturtuyor ve eline alabileceği boyda/şekilde yiyecekleri sunuyorsunuz! Neyi, ne kadar, nasıl yiyeceğine bebek karar veriyor. 

Bebeğin yanında her zaman bir yetişkin olmalıdır. Uygun boyda-şekilde yiyecekler nedir, nasıldır? Bu yaştaki bebekler henüz yetişkinler gibi baş parmaklarını kullanarak şeyleri kavrayamazlar. Bütün parmaklarını ve ellerini kullanarak avuçlarlar. Öyleyse, hazırladığınız yiyecekler küçük avuçlarının alabileceği şekilde ve büyüklükte olmalıdır. Çok küçük şeyleri tutamazlar. Örneğin brokoli çok uygundur, hatta sapı bile vardır! Bir kaç çiğnemeden sonra kalanı elinden yere düşer. Başlangıçta iki ellerini de kullanırlar. Sonra tek ele geçerler. 

Genellikle başlangıçta ağzılarını bulamazlar. Yiyeceği bebeğin ağzına siz vermeyin, bırakın kendisi yapabildiği kadar yapsın. Yiyecekler çok yumuşak olursa, avuçlarında sıkılıp püre olur. Çok sert olursa da diş etleri ile çiğneyemezler. 9 ay civarı baş parmaklarını da kullanarak bezelyeyi bile ağızlarına götürmeye başlarlar. 
Öğün miktarı ne olmalıdır? 

Başlangıçta verdikleriniz zaten çoğunlukla yeri boylayacak. Çok oyun, az yemek olacak! Ağzını bulsa bile düşürebilir. Ağzını hiç bulamayabilir. Biraz zaman alacaktır. Ne çok ne de az yiyecek verin. Ne çok ne de az çeşit verin. Az olursa sıkılır, çok olursa yiyemez. Neyi, ne kadar yiyeceğine siz karar vermeyin. Bebeğe yiyecek çeşitlerini sunun ve kendi haline bırakın. Ama bebeği yemekle asla yalnız bırakmayın! 

Bebeğe Nasıl Yardım Edeceksiniz

Bebeğiniz size bakarak, taklit ederek yemek yemeyi öğreniyor. Hata yapabilir. Onun yerine siz yapmayın, bırakın öğrensin. Bebeğe gülmek, alay etmek, eleştirmek, bağırmak, kızmak, ısrar etmek, küsmek, tehdit etmek, ödüllendirmek bebeğin aklını karıştırır. Öğrenmeye çalıştığını unutmayın. Ayrıca, bebeğe rehberlik etmeye çalışmayın. Elini yemeğe ve ağzına götürmek de onun aklını karıştırır. Yiyeceği elinize alıp bebeğe vermeyin. Sabırlı olun. tahmin ettiğinizden daha uzun sürebilir. Bebeğe baskı uygulamayın. 

Ne verilmelidir/ verilmemelidir? 
  • Rafine edilmemiş, işlenmemiş, besleyici gıdalar verilmeli.
  • Şeker ve tuz eklenmemiş gıdalar verilmeli
  • Uygun boy ve şekilde; uygun yumuşaklıkta yiyecekler verilmeli
  • Kuru yemişler verilmemeli
  • Çeri domates, üzüm, kiraz gibi ufaklıkları boyuna kesip vermeli ve elbette çekirdekleri çıkarılmalıdır.
  • Tatlandırıcı eklenmiş gıdalar verilmemelidir. 
  • 8 aylık olana kadar yumurta beyazı verilmemelidir. 
  • 1 yaşına kadar bal verilmemelidir. 
  • Yüksek lif içeren gıdalar verilmemelidir. 
  • Fıstık ve fıstık ezmesi verilmemelidir. 
  • Civa seviyesi yüksek olan balıklar verilmemelidir. 
  • Kahve-çay-kolalı içecekler verilmemelidir. 
  • Seyretilmemiş meyve suları verilmemelidir. 
  • İnek sütü verilmemelidir. 
Meyve ve sebzeler nasıl hazırlanır? 
  • Sebzeler uzunlamasına (yuvarlak değil) en az 5-6 cm uzunluğunda kesilmeli, tuz-şeker eklenmeden pişirilmedilir. 
  • Çok yumuşak veya çok sert olmamalıdır. 
  • Haşlayabilirsiniz veya buharda pişirebilirsiniz. 
  • Fırında roast edebilirsiniz. 
  • Salatalık çiğ verilebilir. Soğuk olursa daha iyi, dişlerini kaşır. 
  • Kavun, papaya dilim olarak verilebilir. 
  • Üzüm taneleri boyuna kesilip, çekirdeği çıkartılarak verilebilir.
  • Elma, armut, nektarin, muz bütün olarak verilebilir. 
  • Kolayca elde tutulabilcek boyutta et verilebilir. Kemiksiz olarak çiğnenecektir. Taze fasülye, bezelye haşlanıp/ buharda verilebilir. 
  • Havuç, tatlı patates, tatlı kabak, kabak haşlanıp/ buharda verilebilir 
  • Kalın avakado dilimleri 
  • Tavuk eti 
  • Kuzu veya dana eti 
  • Sert, tuzsuz peynirler 
  • Humus Köfte ( baharatsız, tuzsuz) 
  • Balık köftesi 
  • Falafel 
  • Mercimek köftesi 
  • Tam tahıl Makarna
  • Yoğurt 
  • Cacık 
  • Brokoli 
  • Karnıbahar 
  • Kuru kayısı 
  • Yumuşayacak kadar pişirilmiş ama öldürülmemiş elma ve armut
Herkese BLW denemelerinde iyi şanslar ve iyi eğlenceler dilerim!

Gelecek yazıda görüşmek üzere...

Sevgiler,

28 Ekim 2013 Pazartesi

Tuna'nın Tüp Bebek Yapım Günlüğü – Bölüm 1

Merhaba, ben Tuna, 

13 aydır yani evlendiğimiz ilk aydan beri eşim ve ben çekirdek ailemize katılacak yeni kadroyu bekliyoruz. İşlem sırasına göre alıyorlar bebek taleplerini sanırım, öyle istedin diye hemen pat diye gelmiyor sana. Bunu anlıyorum çünkü çocuk hasreti ile yanan öyle çok çift var ki ¨Allah’ım onlara da, isteyen herkese, bize de ver sağlıkla bebeğimizi inşallah¨ diyorum. 

Ama atamalar prosedürler kadro açıkları hatta belki fazlalıkları nedeniyle oluşan bürokratik (!) işlemler yüzünden olsa gerek evren kibarca ¨Sen çok da havaya girme hemen kenarda az dur bekle¨ diyor bize. Ah evren haksızlık ediyorsun bana! Ben masumum çünkü bilmiyordum ama hiç! Böyle zor olabileceğini düşünmemiştim. Sanmıştım ki 2-3 ay bekleriz sonra... Neyse, oturdum bekliyorum işte… Tam 13 aydır. Bu kadar sabırsız tahammülsüz istediği her şey tam da istediği zaman olsun diyen biri için evren ne kadar öğretici olabileceğini gösteriyor bana. 

Evet, 3 ay aralıkla 2 kez biokimyasal gebelik geçirmişliğim kendimi eşimi çok üzmüşlüğüm var. Ama bitti onlar. Zaman var ya ah zaman... İşte o her şeyi süzgeçten geçirip duruyor. Çok ince sızılar kalıyor seninle ve varsa ümidin içinde, onu hop hop diye kabartarak tazeliyor senin için. Zaman, en tanımsız mucize sensin bana göre. 

36 yaşındayım eşim de benden 10 yaş büyük. Bu sebeple 2-3 sene gezelim tozalım sonra önümüze bakarız diyemedik. Özellikle ben konuyla ilgili pek çok depresyon, bunalım, sinir krizi hepsini ard arda geçirmeye gayret ettim ☺.   Koca evren de güldü haliyle bana, ¨Çok da totomun kenarında değilsin¨ tarzında beni gücendirerek muzip tavrını sergiledi. Elbette böyle gülücükler içinde geçmiyor bu süreçler. Her iki kimyasal gebelikte de değerlerim çok düşük olduğu halde bebeğimizin benimle olma ihtimalini ve daha kötüsü gidişini her defasında hissettim. Çok kötü rüyalarla uyanıp gitti biliyorum diyip olması gerekenden 1 gün önce tekrarladığım test sonucu ile de onaylandı bu hislerim. Henüz kesesine bile girememiş küçük hücreydi o aslında, bebek demek haksızlık. Artık geçti bunlar... Acıyı sevmek / sürekli geçmişi yaşamak istemiyorum. Çok daha kötü deneyimleri olanlar var. Allah hepimizi korusun. Her gün güneş doğuyorsa demek ki her gün yeniden ümitle filizlenecek kalplerimiz... illa ki! 

Doğal yolla bebek sahibi olamayacağımızı hissetmek bir sürü neden sorusunu getiriyor aklımıza; Çok hafif yüksek çıkan tiroid seviyem ilaçla dengelendi, yine olması gerekenden çok az yüksek çıkan prolaktin seviyesi için doktor bunun için ilaç alınmaz demişken, eşimin sonuçları da çok iyi... E o zaman neden? Nedenini bilmiyoruz. Doktoruma göre; nedensiz infertilite dedikleri şey aslında nedensiz değil tabii ki. Sadece çok mikro düzeyde gerçekleşen bir neden var ama henüz tıp bunu görememiştir diyor. 1-2-3 TIP. Çok soru sormuyoruz artık. 

Bu benim BYBO ‘daki ilk günlük yazım. Uykusuz zor bir gece geçirdim, her çalışan gibi Pazartesi sendromum da var. Sabah fırın pişirme kağıdını buzdolabına koymuşum mesela, sonra kahvaltı ederken tostumu 2 bıçakla yemeye çalışıyordum. Halbuki birinin çatal olması daha yararlı oluyor ☺. Eşim de bu sabah ¨Halkın can güvenliği için sen bugün araba kullanma istersen¨ dedi. Olur dedim! Başlangıç yazısı için olabilecek en güzel yazıyı yazmayı isterdim, ama bu kadar da mükemmeliyetçi olmayalım hep, değil mi canım ☺. 

Ayın bir de karanlık yüzü var tabi. Baş edemediğim çok üzüldüğüm zamanlar... Oysa ne benim ne de sevdiklerimin bir suçu yok.. Özellikle her adet öncesi kocasına eziyet korkunç bir kadın oluveriyorum. O da ben de bu dönemleri yumuşak atlatmak için ciddi çaba sarfeder olduk. Ha bu dönemler dışında iyi huylu anlayışlı sakin bir kadın mıyım? Hayır, tabii ki değilim ☺. Yazacak ne çok şey var bilseniz... En büyük terapidir yazmak. İçiniz dışına çıkar önce nasıl başlayacağım diye kıvranırken sonra durmak zorlaşır. Tüm duygularınız altüst olur. Kendinizi yazmak hem en zor hem de en kolayı. Ama yine de biliyorum yazmak en iyi gelen destektir, benim için hep öyle olmuştur. 


İlk günlük yazımın yavaş yavaş sonuna geliyorum. Büyük kararlarımız var eğer, Allah izin verirse, evren muzipliği bir kenara bırakır bana, bize şans verirse tüp bebek tedavisine başlayacağız. Hem de sadece (yaklaşık) 15 gün sonra! Çok heyecan duymamaya çalışarak yazıyorum bu satırları. Ama içim içime sığmıyor. Düşününce çok heyecanlanıyorum. Herşeyin yolunda gitmesini umuyoruz. İlk ve tek seferle sağlıklı bebeğimize/bebeklerimize kavuşmak istiyoruz. İşte günün konusu bu aslında! 

Doktor 35 yaş üstü tedavilerde direkt çift embriyo transferi öneriyor. Ah ama bu kolay verilecek bir karar değil ki! Çoğul gebeliklerde olabilecek riskler var ama doktorlar biri devam etmeyebilir en azından sağlıklı bir tane için şansımızı yüksek tutalım diyor. Hem tek embriyo için de kimse garanti veremiyor! Hiçbir şeyin garantisi yok, sadece ihtimallerden bahsediyoruz. Olasılık hesabı yapmasak da kendiliğinden gelseydi yeni personel! Kısmet işte olmadı. 

Bebek sevmekten başka büyütmenin ne yorucu ne zor bir tecrübe olduğunu bilmiyor değilim...  3 tane süper güçleri olan (!) yeğenim var benim, cok sevdiğim. ☺ Dünyaya geldikten sonraki süreç hele ki ikiz doğumlarda ne şenlikli olur, kimbilir? Keşke bu kararı vermek kolay olsaydı. Ne var canım yatılı bakıcı tutar haftada 2 gün de temizlik için yardımcı alır pek rahat devam edebilirim diyebilsem. En iyi okullarda okutur tüm imkanlarımızla çocuklarımızı ihya ederiz fantezilerini en azından yılbaşı piyangosu çekilene dek ertelemek durumundayım. Bir zar oyunu gibi değil hayat, ama şimdi elimde olmadan zihnimden hep bu soru geçiyor, tek mi çift mi? 

Umarım, haftaya tekrar görüşeceğiz...

Sevgiler,

Tuna

27 Ekim 2013 Pazar

Tomris’in Emzirme Notları – 18: Gece Beslenmesini Kesme/ Azaltma

Uzun bir aradan sonra merhabalar!

Önce işlerimin yoğunluğu, sonra tatil derken uzun bir süre Emzirme Notları’na ara verdim. Bu dönemde, gerek blog’a gelen sorulara, gerek ise Bebek Yapım Bakım Onarım Facebook Grubuna gelen sorularına cevap vermeye çalıştım, emzirme sorunları yaşayan bir çok anneyi takip ederek yardımcı olmaya çalıştım. Son zamanlarda gece emzirmelerini kesme konusu çok sorulur oldu. Okuduklarımdan ve tecrübelerimden hızlı bir toparlama yaptım aşağıya.

Bebeğin gece deliksiz uyuması dediğimiz şey tek seferde 4, 5 bilemedin 6 saat uyumasıdır. Yani öncelikle beklentinizi gerçekçi ayarlayın. Akşam 8:00 sabah 8:00 uyuyan bebekler var, ama oldukça nadir. Genellikle gece 12 sabah 5-6 arasında uyuyan bebeğe “gece uyuyor” denir. Bazı bebekler bu 5-6 saatlik uykuyu ilk yattıklarında uyurlar. Yani mesela 8-9’da yatıyorsa ve gece 2-3-4 civarında emmek için uyanıyorsa bunda hiç bir sorun yok, son derece normal. Size zor geliyorsa gece 11-12 gibi yatmadan önce bir öğün ekleyebilirsiniz (Tracy Hogg’un ‘uyku öğünü’ ‘dream feed’ dediği şey). Çoğu bebek bu saatlerde uyanmadan zaten memeyi alır. Ama bazı bebeklerde bu iş geri tepebilir, bu sefer daha çok uyanmaya başlayabilirler, dikkat etmenizi öneririm. 

Bebeğin 3 aydan önce tek seferde 4-6 saat uyumasını beklemek doğru değil, ilk üç ay ne zaman isterse meme vermek lazım. 6 aydan sonra ise bir çok bebek tek seferde 4-6 saat uyur hale gelir. Bu nedenle, prensip olarak 6 aydan sonra gece beslenmesini kesebilirsiniz, yani 4-6 saatlik aralıklarla beslenmesini bekler hale gelebilirsiniz. Ama bunu yapmak zorunda değilsiniz. Yani, kişisel nedenlerden dolayı (size yük olduğu için vb.) gece emzirmelerini kesmek istiyorsanız 6 ayı bekleyin. Ama sizin için bir sakıncası yoksa, gece emzirmeye devam edebilirsiniz. (Kendi tecrübemden yazının sonunda bahsettim). 

Bazı yazarlar bazı bebeklerin 9-10 aya kadar açlık yüzünden uyanabileceğini söyler. Yani 6 ay, büyük bir kısım bebeği kapsar, ama %100 her bebeği kapsayacak diye bir şey yok. O yüzden annelik içgüdülerinize kulak verin. Bebek açlıktan mı uyanıyor, alışkanlıktan mı? Tracy Hogg’un belirttiği bazı işaretler bir fikir verebilir: 
  • Her gece sanki saatle kurulmuş gibi aynı saatte uyanıyorsa alışkanlık olma ihtimali daha yüksektir. Farklı saatlerde uyanıyorsa açlık ihtimali daha yüksektir. 
  • Uyandığında azıcık emip geri yatıyorsa, tam bir öğün almıyorsa, alışkanlık olma ihtimali daha yüksektir. Tam ya da tama yakın bir öğün alıp uyuyorsa açlık ihtimali daha yüksektir. (Yalnız burda sıcak yaz günlerini bir istisna tutmak isterim. Sıcak yaz günlerinde terden yetişkinler bile uyanıp bir su içip yatarken bebeklerin susuzluklarını gidermek için azıcık emip yatmaları bence çok doğal) 
Gece emzirmelerini tamamen kesmek yerine azaltmaya çalışmak da iyi bir fikir olabilir. Bunun için şu yöntemleri düşünebilirsiniz. 
  • Gece emzirmesini ister azaltmak, ister kesmek isteyin, ilk yapmanız gereken şey gündüz emzirmelerini arttırmaktır. 
Dört ay civarında bebekler çevreleri ile daha çok ilgilenmeye başlar, gündüz emzirmek gittikçe zorlaşır, bir türlü oturup emmez hale gelirler. Benzer bir dönem 10-11 ay civarında yaşanır, bu sefer de hareketlendikleri için, oraya buraya koştukları için memeye ilgileri azalır. Etrafta dokunup kurcalayabileceği onca ilginç şey varken kim oturup meme emmeyle uğraşacak! Gerek bu dönemlerde, gerekse genel olarak bebeği emzirmek için en iyisi uykusundan uyandığı zamanlardır. Bebek uyandıktan sonra dinlenmiş ve dinçtir, mahmurken inadı filan da unutmuştur, o nedenle sakin bir şekilde güzelce emzirebilirsiniz. Bebek uyandıktan sonra daha perdeleri açmadan, odasından çıkartmadan salona filan gitmeden emzirmenizi öneririm. Bir kere ışık, görüntüler, oyuncaklar, ev ahalisi, konuşmalar, açık televizyonun sesi vb. uyaranlarla karşılaşmaya başladı mı emzirmek gittikçe zorlaşır, özellikle 4 ay sonrasında... 

Örneğin, altı aylık bebeğiniz gece boyunca iki saatte bir uyanıp iki meme bitiriyorsa, ya da iki saatte bir 90-120 ml mama alıyorsa, bu bebek kalorisini besinini gündüz değil gece almayı alışkanlık haline getirmiş demektir. Burda yapılması gereken şey beslenmeyi gündüze çekmektir, yani gündüz beslenmelerini arttırmaktır. 
  • Akşam yatma saatlerinden önce daha da sık emzirin (1-2 saatte bir) , yani depoyu doldurun. 
Birçok bebek doğal olarak akşam saatlerinde daha sık, sanki doymayacakmış gibi emer. Bir, iki, üç dört meme emebilir. Kızım üç aylıkken rekorumuz: 8 kez meme çevirmiştik. 

Bazı bebekler ise emer, bir saat sonra uyanır, emer, yarım saat sonra uyanır. Hepsinde taktik aynı: depoyu doldurmak. Bazı annelerin şunu yaptığını okudum, eğer süt miktarı ile ilgili bir sıkıntınız yoksa sizde de işe yarayabilir belki: akşam yatmadan önceki emzirmelerde hep aynı memeyi verin, böylece bebek daha çok yağlı sütü alabilir, çünkü yağlı süt daha uzun uyumasını sağlar. Gece uyandığında ise bu sefer öbür memeye geçebilirsiniz. Bu sefer de gece uyandıkça aynı memeyi verin ki yağlı sütü alıp daha iyi uyusun. Bence denemeye değer bir taktik. Ama bunu gündüz beslenmesini sıklaştırmadan yaparsanız sütünüz azalabilir, dikkat edin. Yani önce gündüz bol bol sık sık emzirin, sonra bu tek meme taktiğine geçin. 
  • Uyku öğünü (dream feed) verin. 
Siz yatmadan önce, yani gece 11-12 gibi bebeği alıp emzirin. Çoğu bebek bu saatlerde uyanmadan, otomatik olarak memeyi alır. Sonra da altını fian değiştirmeden yatırırsanız uyanmayacaktır. Bu şekilde sabaha kadar olmasa da daha uzun uyuyabilirsiniz. 
  • Gündüz uykularına dikkat edin. Gündüz ilk uyku belirtilerini gördüğünüzde yatırın, aşırı uykusu gelen bebek uyuyamaz, ayrıca da düzgün ememez. 
Özellikle 3 aydan sonraki dönemde bebeğin gündüz uykuları beslenmesi için büyük önem taşır. İlk 3 ay, aç bebek uyuyamaz. 6 aydan sonra ise uykusunu almamış bebek beslenip karnını doyuramaz. 3-6 ay ise geçiş dönemidir, ikisi de olabilir. 

Gündüz uykunu almamış bebek aşırı yorgun olur, huysuz olur, iyi ememez. Bazı anneler sorunu “dört aylık bebeğim meme emmek istemiyor, memede huzursuz” diye aktarır. Oysa ki altta yatan sorun sıklıkla bebeğin aşırı yorgun olmasıdır. O yüzden ilk uyku belirtilerini gördüğünüzde (esneme, göz ovuşturma, kulağıyla oynama, huzursuzluk, ağlama, oyuna ya da etrafına konsantre olamama, o oyuncaktan öbürüne geçme) bebeğinizi yatırın, aşırı yorulmasını beklemeyin. Uyandığında da misler gibi memesini verin, sıcak poğaça gibi kucağınıza kıvrılıp emmesini izleyin. Aşırı yorgun bebek ne güzel uykuya dalabilir, ne emebilir, ne de yeni beceriler öğrenip gelişebilir. 

Uyku konuları için Eren’in şu yazılarına bakmanızı tavsiye ederim. Özellikle ilk yazıyı mutlaka okumanızı öneririm, uyku eğitimi ile ilgilenseniz de, ilgilenmeseniz de...
  • Bebek sıkıntıları yüzünden sık uyanıyor ve emmek istiyor olabilir. O zaman önce bu sıkıntılara yönelik çözüm bulmanız gerekir. Bunlar: 
  1. Diş çıkartma 
  2. Oda sıcaklığı - bazı bebekler çok sıcak veya çok soğukta uyuyamaz. Örneğin bebeğiniz sabaha karşı 5’te uyanıyorsa üzerine bir ince kat battaniye daha koymayı deneyebilrsiniz yatmadan önce. 
  3. Ek gıdalara geçiş - 6 ayın altındaki bebekler ve 6 ay üstü olup katı gıdalara hızlı ve yüksek miktarlarda geçilen bebekler bunu sindirmekte zorluk çektikleri için uyanıyor olabilirler. 
  4. Alerjiler – gıda ve diğer alerjileri olan bebekler daha sık uyanır. 
  5. Reflü - reflüsü olan bebekler yatay pozisyonda rahatsız olabilirken yarı yatay pozisyonlarda (mesela ana kucağı veya eğim verilmiş yatak) daha rahat ve uzun uyuyabilirler. 
  6. Hastalık – idrar yolu enfeksiyonunda orta kulak iltihabina, pişikten burun tıkanıklığına her türlü hastalık ve rahatsızlık buraya girebilir. Özellikle eskisine göre daha sık uyanmaya başlamış bir bebekte fiziksel rahatsızlıkları göz önünde bulundurmak lazım. 
Son olarak kendimden, daha doğrusu hatalarımdan örnek vereyim. Bizim Yunus ve Mina üç aylıkken akşam 8-9 gibi yatıp 2-3-4 civarında bir kez emmeye kalkıyorlardı. Aslında hiç de fena bir süre olmadığını sonradan anladık; bir seferde 6-7 saat uyuyorlardı çünkü, ama bizim istediğimiz saatler değildi. Biz yatmadan önceye, gece saat 11-12 gibi bir öğün koyduk, uyku öğünü, ve dört aydan itibaren 12-6 arası meme vermedik (baba kalktı ve onları avutmaya çalıştı). Bu durum bizde çok kötü geri tepti. Gece bir kez kalkan bebekler gecede 4-5 kez kalkar oldu, gece uykuları tümden bozuldu. Buna ister bizden bir atasözü ile “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” diyin, isterseniz İngilizce’den çevirip “Bozuk olmayan bir şeyi tamir etmeye kalktığımız için bozmak” diyin, her şekilde hiç iyi bir şey yamadığımızı çok sonradan anladık, ama iş işten geçmişti. 6 aylık olmamış bebeklerde gece emzirmesini kesmeye çalışmak da ayrı bir hata idi. 

İkinci örneğim ise Alanur’dan. Şu anda 13 aylık, ama hala gece bir kez emmeye kalkıyor, ben de emziriyorum. Çünkü gündüz emzirmelerini çoğaltma stratejisini uygulayamıyorum. Gündüz ya işteyim (biberondan hiç hazzetmiyor o yüzden genelde beni bekliyor), ya da evde olsam da bir abisi ve ablası var ve sürekli “anne gel bizle oyna” diyip peşimi bırakmıyorlar, tam emzirirken dank diye kapıyı vurup odaya girebiliyorlar. Yani ev şartları yüzünden gündüz emzirmesini sıklaştıramıyorum. Bu durumda gece emzirmesini kesmeye kalksam bebeğe haksızlık yapmış olurum, o yüzden devam ediyorum. 

Gece emzirmesi konusunu hızlıca ele almaya çalıştım. Sizlerin de katkıları ile ilerde güncelleyip daha kapsamlı bir dosya hazırlayabilirim.

Tomris

26 Ekim 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü — 28. Bölüm

Herkese merhaba, 

Bu yazının başına her oturuşumda aynı şeyi düşünüyorum; “Ne de çabuk geçiyor zaman.” Farketmiyoruz bile. Biz Almanya`ya döneli ve Joy ailemize katılalı tam bir ay oldu. O zamandan beri deli bir koşturma halindeyiz. Evdeki tadilatımız hâlâ bitmedi. Ben, bütün gün Joy`la uğraşırken sevgilim çalışıyor, eve gelince de eğer Joy beni delirtmişse onu alıp bir tur dışarı çıkarıyor ve evimize çıkıp mutfağı bitirmeye uğraşıyor. Böyle böyle derken zaman geçiyor ve biz hep bebek adımlarıyla ilerliyoruz. Şu aralar yaptığımız her şey yavaş; her ikimiz de sanki bin parçaya bölünmüş gibiyiz. Kendimize ve birbirimize zaman ayıramaz olduk. Tartışmalarımız çoğaldı. Konularımız genelde aynı; eskiden hiç sahip olmadığımız ve bu yüzden tartışmadığımız şeyler: Joy, onun yaptıkları ve yapmadıkları, bizim ya da başkalarının ona nasıl davranması gerektiği; tadilat, bitti mi bitmedi mi; ne zaman ne yapılacak; suratın asık, yorgun musun yoksa bana mı bozuksun, yine ne oldu, neden oldu... Birbirimizi unuttuk neredeyse. Sorgulamaya başladık; büyük aşklar her şeyin üstesinden gelir mi diye. Gelir belki. Ama benim yıpranan sinirlerim bunu çok zorlaştırıyor. Biz, zor zamanlar için de söz verdik elbet birbirimize, ama işte bu, tartışmamızı engellemiyor. Neyse ki bu tartışmalar uzun sürmüyor, yine sarılıveriyoruz birbirimize. Her ikimiz de bunun, bizim sabrımızı sınayan zorlu bir sınav olduğunu düşünüyoruz. Ben, normal insanlar gibi olsaydım, belki bu kadar zorlanmayacaktık da. Ama malesef normal insanlar gibi olamıyorum. Çok istiyorum, çok uğraşıyorum ama yalama olmuş bir musluk gibiyim; ne kadar sıkmaya çalışsam da mutlaka bir iki damla akıyor. 

Son günlerde kliniği ertelemiş olmamın doğru bir karar olup olmadığını sorguluyorum kendi kendime. Geçtiğimiz haftalarda gelen onay mektubunun ardından kliniği aramış ve Kasım ayında yatmam gerektiği halde bunu Ocak ayının başına ertelemiştim. Bunu yaparken belirli bir sebebim vardı tabi ki; Joy ve evimiz bireylerinin ona, onun da evdekilere ayak uydurması; hayatın ben yokken de şimdi olduğu gibi düzenli devam edebilmesi. Ben, zamanının %90`nını onunla geçiriyorum. Sevgilim çok nadir Joyla ilgilenebiliyor. Bu da, Joy`un bana çok alışmasını ve sözümü dinlemesini sağlıyor elbet ama benim istediğim, onun sevgilimin ve ailesinin sözünü en az beni dinlediği kadar dinlemesi, onlara da alışması. Sonuçta ben tam 5 hafta boyunca evde olmayacağım. Bu süre, Joy`un temel eğitimi için çok önemli. Sevgilim işteyken o, kayınvalidemlerde kalacak. Fakat onlar da yaşlı insanlar; biri geçen hafta omuriliğinden ameliyat oldu, diğerinin minisküsü var. Bedensel zorluklarının yanında, siz de tahmin edersiniz ki yaşlı insanlara laf anlatmak zor. Köpek dünyasıyla insan dünyasının farklı olduğunu onlara bir türlü anlatamıyorum. Bu konuda sevgilimden yardım istiyorum, ama o da “Biraz zaman ver, onlar yaşlı insanlar. Joy büyüyünce alıştırırız.” diyor. Fakat bu yanlış! Joy, şu anda tam da sosyalleşme, insanlara alışma ve bulunduğu grup içindeki yerine adapte olma yaşında. Ben bunları haybeye anlatmıyorum; çok okuyup araştırdım. Ayrıca son zamanlarda birlikte çalıştığımız köpek eğitmeni de benim söylediklerimi onaylıyor. 
Fakat evdeki durum çok başka; kendimi çok yalnız hissediyorum. Ben Joy`la hep yalnız çalıştığım için, kimse bir köpek eğitmenin ne kadar zorlayıcı, emek ve çok sabır isteyen bir iş olduğunu anlamıyor. Onlar her seferinde bir şeyler öğrenmiş, uslu ve denileni yapan bir Joy`la karşılaşıyorlar. Fakat perde arkasında, ben bunları ona öğretene kadar sırtımdan aşağı soğuk terler akıyor. En çok sıkıldığım konuysa, ona öğrettiklerimin unutulmaması ve işe yaraması için herkesin Joy`a aynı davranması gerekiyor; aynı disiplin, aynı kurallar, aynı tepkiler... Ama olmuyor. Kimsede o kadar sabır yok. Eylül ayında çalışamadım. Yok, sağlığım izin veriyor çok şükür. Ama Joy`u bırakıp gidemiyorum. Olay, herhangi birinin Joy`a bakması değil, ona aynı özen, sabır ve disiplinle yaklaşması. Köpek eğitmenimiz, en kötü koşulda ben uzaktayken Joy`u alabileceklerini söyledi. Ama evde kalabilecekken, neden? Ayrıca, hadi ben yokken Joy`u ne yaptığını bilen bir eğitmene emanet ettik diyelim; peki normal zamanlarda ne olacak? Benim işe gidebilmem için, o süre boyunca onun diye burada, bilinçli birilerinin gözetiminde kalması gerek. Öyle biri de olmadığı için evde kalan ben oluyorum. Tüm bu koşullar bende bir umutsuzluk yaratıyor. 

Daha iki gün önce sevgilime yakın gelecek ile ilgili korkularımdan bahsettim. Ben daha Joy`la bu kadar zorlanıyorsam bir de bebeğimiz olduğunda başıma neler geleceğini tahmin bile edemiyorum. Geçmiş yazılarımda hep derdim, ¨Bir bebeğimiz olursa, ben ona tek başıma bakmak zorunda kalacağım.¨ diye. Nitekim, koşullarımız böyle. Ama bir bebek olduğunda kayınvalidemler bana arada sırada da olsa bir şekilde yardımcı olabilirlerdi belki. (Tabi sağlık durumları el verdiği sürece) Ama köpek öyle değil. Köpeğin senin dediğini dinlemesi için seni lider olarak görmesi lazım. Bu da emek ve sabır isteyen bir şey. Kısacası son günlerde böyle bir kısır döngü içindeyiz. Derdimi kimseye anlatamıyorum. Aslında bas bas anlatıyorum ama kimse ne demeye çalıştığımı idrak edemiyor. Daha bunlar güzel günlerim; günün birinde sevgilimin annebabasından biri veya her ikisinin hastalandığı, belki bakıma muhtaç kalacakları zamanlar gelecek; o zaman Joy hâlâ olacak, belki bir bebeğimiz de olacak. Ve şu anda omuzlarımda taşıdığım sadece Joy yükü, dörde katlanacak. Benim buna gerçekten gücüm var mı, açıkçası bilmiyorum. Şu anda, buradan böyle bakıp düşününce; YOK! 

Klinikten çok şey umuyorum. Ne umduğumu ben de tam olarak bilmiyorum, ama oraya çok yorulmuş bir şekilde gideceğim kesin. En azından oradan daha güçlü ve hayata biraz daha hazır bir şekilde çıkmayı umuyorum. Sevgilim, annebabasının bakımı konusunda devletin tayin edeceği insanlar olduğunu belirtti; haklıdır da. Ama bazen insanın hiç hesaba katmadığı şeyler olabiliyor ve bunlar da, özellikle aynı çatının altında yaşadığımız için olabiliyor. Mesela, geçtiğimiz Çarşamba günü (ben de oldukça üşütmüş, bir günlüğüne bile olsa yatak döşek yatmıştım), ameliyatının üzerinden daha 4 gün geçmiş olmasına rağmen kayınvalidemi evin girişinde temizlik yaparken gördüm. Genelde her Çarşamba temizlik günüdür. Ben de daha iyileşmemiştim, çok halsizdim ve sürekli soğuk soğuk terliyordum. Ama Joy`u yürüyüşe çıkarmam ve onunla ilgilenmem gerektiği için bir türlü yatıp dinlenemiyordum. Yürüyüşten döndükten sonra kayınvalidemi temizlik yapmaya çalışırken görünce, “Bırak, ben yaparım.” dedim. Böyle insanlar; yaşlı ve ameliyat olmuş ama “Elim, ayağım tutuyor; hâlâ yapabiliyorken yapayım.” diyorlar. Fakat omurilik ameliyatı ciddi bir olay; hemen ardından eğilip kalkması doğru değildi. Ne yapsaydım yani? O, o haliyle temizlik yaparken yanından geçip odama gidip yatsa mıydım? Bütün bunları neden anlatıyorum, bilmiyorum. 

Gözüm korkuyor çocuk yapmaktan yine bu aralar. Haberlerde okuduklarım, kanallarda izlediklerim beni hep ama hep düşünmeye zorluyor. Hep bu kadar tereddüt etmemin asıl nedeni kendi yaşanmışlıklarım, çocukluğumun ve gençliğimin nasıl geçmiş olduğu ve onlardan dolayı benim şu anda bulunduğum durum. Sevgilimden başka kimse bilmiyor hayatta ne kadar zorlandığımı, aslında bir arpa boyu yol alamadığımı; fakat bunun için yine de deliler gibi çabaladığımı. Bedensel bir rahatsızlığım yok, çok şükür. Ama her şey kafamın içinde, hatıralarımın beynime ben bilmeden kazıdıklarında. Hayatı sürdürmekte çok zorlandığım ve insanüstü çabalarla bunu başardığım anlar oluyor. Bazen düşünüyorum, tedaviye gittiğim psiko doktorlarının zamanında bana çocukla ilgili söylediklerini duymazdan mı geldim hep? Çok zorlanabileceğimi ve sinirlerimi harap edeceğimi; ve bunun, benim durumumda biri için hiç uygun olmadığını, benim huzurlu ve dengeli bir yaşama ihtiyaç duyduğumu söylediler hep. Ama bir çocuk sahibi olma isteği içimde o kadar büyük ki, dağları bile delerim gibi geldi hep. Zorluklarla karşılaşınca, aslında o kadar gücümün olmadığını; hatta neredeyse pek bir güçsüz olduğumu farkediyorum. Bugüne kadar o gücü malesef günlüğün geçmiş zamanlarında sık sık değindiğim başka hikâyelere harcamışım. 

Şimdi, tam da hayatı yaşamaya başlamam gerekiyorken, başka bir canın sorumluluğunu üzerime almayı gönlümden istiyorken, bunun için kıyıda köşede kalan enerji kırıntılarını arıyorum. Bulabildiklerim de Joy`a gidiyor; bebeğe bir şey kalacak mı, bilmiyorum. En azından şu evi bitirip eski düzenimize bir geri dönebilseydik... Kayınvalidemler Joy`la biraz bile olsa ilgilenebilseydiler, ben de o sırada işe dönebilseydim; bu sene neredeyse hiç çalışamadım. İki üniversite okumuş, yetenekli ve yaptığı işte iyi olan, çalışkan biriyim; sevgilimin eline bakmak ağrıma gidiyor. Şöyle, biraz gün yüzüne çıkabilseydik; ben kliğine gönül rahatlığıyla, gözüm ve aklım evde kalmadan gidip kendi sorunlarımı çözebilseydim ve sonunda derin, ferah nefesler alıp evime dönebilseydim... Bakalım, hayat neler gösterecek? 

Sevgiyle, 

Derya

24 Ekim 2013 Perşembe

Başak ve Tuncay'ın Hamilelik Günlüğü — 27. Hafta

Uzun bir aradan sonra merhaba!

Her güzel şey gibi tatil de hızlı geçti ve bitiverdi... Herkes gibi tatillerin bitmesine çok üzülürüm. Fakat bu sefer üzüntüm iki kat fazla oldu. Tatilin bitmesini hiç istemedim. O kadar ihtiyacım varmış ki… Önce Eskişehir ardından Londra… Eskişehir günleri bol yemekli, kabak tatlısı yemeli, bayram kutlamalı, büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öpmeli geçti. Yani her bayram gibiydi. Yine kilo almamışsınlar, zayıf kalmışsınlar söylendi tabii ki…  
Bizi en çok heyecanlandıran Londra oldu. Aslında beni demeliyim. Tuncay sürekli gidip geliyor ama benim Londra’yı ilk ziyaretim olduğu ve çok merak ettiğim için daha heyecanlı olan taraf bendim. Uçuşumuz için hiç panik yaşamadım. Uçakta bol bol yürüdüm ve su içtim. Gitmeden doktorumuz da bunları tavsiye etmişti zaten. 

THY’nin yaptığı bir saçmalığı anlatmadan geçemeyeceğim: Giderken comfort kısmı tamamen boştu ve ben de acaba bu koltuklara geçip geçemeyeceğimi hosteslere sordum. İsteğim şıp diye onaylanınca da mutlu oldum. Rahatça yatarak gidecektim. Beni gören diğer yolcular da ister mi diye düşünmedim değil ama benim ayrıcalığım vardı işte☺. İlk başta kabul gören isteğim ben ayaklanıp geçmeye çalışınca başka bir hostes tarafından engellendi. Yok efendim kabin basıncı ayarlandığı için oraya geçemezmişim. Yahu bir kişiyim, ne olabilir diye sormadım. Ama bomboş bir bölüme alınmamam da gerçekten çok saçmaydı. 
Hiç dinlenemesem de bebeğimiz için geçirdiğimiz günler beni mutlu etmeye yetti de arttı diyebilirim. Dinlenemedim çünkü Tuncay’ın toplantıda olduğu günlerde saçma sapan yürüdüm. Yürüyüş ne kadar uzun olduysa ağrılarım da o kadar çok oldu. Aslında ağrı ayaklarımda oldu. Diğer sıkıntım göğüs altımdaki derimin sızım sızım sızlamasıydı. Hala sızlıyor ayrı. Derim dokununca sanki çürümüş gibi, açık bir yara gibi acıyor. Ama görünürde bir şey yok ☺. Bu sızlamalar için sürekli gerginlik azaltıcı krem kullanıyorum. Bana mısın demiyor… Gündüzleri değil de akşam acısı gittikçe artıyor... Bu arada ben 3. trimester e girdim sanırım☺. Bu hafta 27. Haftamız. Oh çalsın davullar! 

Londra’nın yağmurlu havasında otelimize girdiğimizde yorgunluktan ikimiz de ölüyorduk. Peki yattık mı? Hayır! Üzerimizi değiştirip kendimizi St. James’s Park’a attık. Mükemmeldi… Arkasından Buckingham Palace’ı da gördük. Güzel bir yürüyüşün ardından akşam arkadaşlarımızla buluşup Uzakdoğu yemeği yedik. Ben tavuk ve noodle yedim ☺. Zaten görülebilecek her yeri 5 günde gördüm diyebilirim. Hatta Londra’da Westaham- Man. City maçına bile gittim. Maça girişte yanımıza iki polis yaklaştı ve benim için saha içinden geçmenin daha iyi olacağını, döner kapının karnımı acıtabileceğini söyledi. Tuncay ile birbirimize baktık ve ben sanki bu tutuma alışıkmış gibi onlarla gittim☺. Saha içinden geçip beni tekrar Tuncay’ın yanına götürdüler. Bu hareket karşısında şapka çıkardım ne diyeyim... Bu tip davranışlarla neredeyse her yerde karşılaştık. Benim karnım 8 aylık gibi durduğu için insanlar her an doğurmamdan da korkuyor olabilirler tabii... 

Gezmediğimiz zamanlarda bebeğimiz için bol bol alışveriş yaptık. Disney Store, Mothercare, john lewis, primark… En çok MamasPapas’tan bir şeyler aldık. Odasına tablolar, oyun halıları, alt değiştirme minderi, kıyafetler, oyuncaklar... O kadar güzel, orijinal ve renkli şeyler ki odayı yerleştirince fotoğraflarını çekip koyacağım. Aldığımız kıyafetleri açıp on kez katladık ☺. Bu arada Arsenal takımının baby kısmından minik bir forması eşyalarının arasındaki yerini aldı. Şaşırdık mı? Hayır. 
Dönüşümüz gece uçağı olduğu için biraz yorucu oldu. Hiç uyumadan işe gittik ve ben o gün cidden bayılacak gibi oldum. Hatta burnum tıkandı ve bademciklerim şişti. İlk hastalığımın ilerlemesinden korkarak bir kilo mandalinayı tek başıma yedim. Eve gelince sızarak uyumuşum zaten. Şimdi biraz daha iyiyim. İşte bizim tatilimiz böyle geçti... 

Oğlumuz tüm hızıyla büyüyor. O kadar çok hareket ediyor ki normal mi diye düşünmeden edemiyorum. Hafta sonu mobilyalarını da halledeceğiz. Geriye ne mi kalıyor? Hala bir ismi yok, onu da hallettik mi bu iş tamamdır!

Haftaya görüşmek üzere...

Başak

19 Ekim 2013 Cumartesi

Derya'nın Bebek Yapım Günlüğü — 27. Bölüm

Herkese merhaba,

Haftalar hızla geçip gidiyor, anlamıyorum. Bu hafta açıkçası biraz tembellik yaptım! Ama hakkımla kazandığımı düşünüyorum. Geçtiğimiz haftalar öyle bir koşturmacayla geçmişti ki, artık bir nefes almam gerekiyordu. Bu arada görünüşümde de ufak (!) bir değişiklik yaptım. Şöyle ki, geçtiğimiz haftasonu saçlarımı tararken tepemde bir açılma olduğunu farkettim. Stresten saçkıran geçiren bir insanım –belki geçmiş zamanlardan hatırlarsınız-. Kafamın tepesindeki kelliği farkedince, zaten aylardır aklımda olan “saçları kestirme” olayına artık girişeyim dedim. Fakat saçlarım belime kadar geliyor, kalın ve ayrıca sağlıklıklar. Bu durumda kesilen saçları çöpe atmak yazık olacaktı. Ne yapabilirim, onları nasıl değerlendirebilirim, acaba birilerine versem, nasıl versem, kime versem diye düşünürken takipçilerimden çok tatlı biri kafamda dönüp dolaşan düşüncelere şekil veren bir soru sordu: “Saçı dökülen kanser hastalarına bağışlasan?” 


Hemmen aklıma yattı ve araştırmaya başladım. Fakat hasta insan her yerde, ben de dünyanın her yerine yetişemeyeceğime göre ilk önce yakınlarımda kime yardım edebilirim diye aranmaya başladım. Bir kaç araştırma sonucu internette gerçektende kemoterapi yüzünden saçları dökülen kanser hastalarına peruk yapabilmek için saç bağışı alan bir yer buldum. (Almanya`da) Aynı fikirden çıkışlı, Amerika`da olan bir yer daha buldum. Fakat Türkiye`yle ilgili bir fikrim yok. Bağış yapacak bir yer de bulunca soluğu kuaförde aldım ve belime kadar uzanan saçlarımı kulak hizasında kestirdim! Ben bunu yapmadan önce bir çok kişi “Aman kıyma, sakın kestirme, bir daha uzamaz” gibi yorumlarda bulundular. Fakat benim bu bağış işi o kadar hoşuma gitti ki, her 4-5 senede bir yapabilirim! Sonuçta kökleri bende ve emin olun, gerçekten de uzuyorlar. Ama kökü olmayan insanlar ne yapsın? Hep derim, “Hayat, paylaşınca çok daha güzel.” 

Saçlarımı kestirdikten sonra bir yenilik duygusu sardı her yanımı. Saçların ağırlığı gidince ben de bir hafifledim, gençleştim, yenilendim sanki... Çok iyi geldi valla! Bu arada birkaç kişiyi de motive ettim sanırım, ardımdan kendi saçlarına kıyanlar oldu. Aynen devam! 
Haftanın diğer günleri tembelliğe devam ettim ve Joy`la ilgilendim. Eğitimlerimiz tam gaz devam ediyor. Her geçen gün birbirimize daha da alışıyoruz. Yakın zamanda her şeyin daha da iyi olacağından eminim. Fakat şu klinik işi beni hafiften strese sokuyor. Aslında Kasım ayında yatmam gerekiyordu ama kliniği arayıp yılbaşı sonrasına erteledim. Nitekim, bebemiz henüz küçük; sevgilim hep işte, ben evden gidince Joy`a kayınvalidemler bakacak mecburen. Ama her ikisi de yetmişin üzerinde insanlar. Kayınvalidem bu hafta omuriliğinden ameliyat oldu, kayınpederimin minisküsü var. Anlayacağınız, ben gidince bebem ortada kalacak. Köpek eğitiminde bebeklik ve ilk gençlik dönemleri çok önemli. Çünkü bu zamanlarda ne öğrenirlerse bunları ergenlik ve yetişkinlik dönemlerine de taşıyacaklar. Aynı insan yavrularında olduğu gibi... Bu nedenle klinik olayını elimden geldiği kadar geç bir zamana ertelemeye çalıştım. O sırada da kayınvalidemlerle alıştırmalara başlayacağız. Bakalım, nasıl olacak. 
Ben geçtiğimiz sene çok plan yapmamayı ve olayları biraz akışına bırakmam gerektiğini öğrendim. Ama şimdi yine strese giriyorum. Sonuçta Joy`un eğitimine çok emek veriyorum ve uzakta olacağım 5 hafta aslında çok uzun bir süre... Neyse, o zamanlara daha var. Hem eğitmenimiz de bize hep yardımcı oluyor. Emimin bir çözüm bulunacaktır. 

Bir de son zamanlarda evime olan özlemim giderek artıyor. Haziran`ın başından beri evin misafir odasını yatak odası, salon ve yaşama alanı olarak kullanıyoruz. Ne kendimize ait bir banyomuz, ne de mutfağımız var. Şükür, aç ve açıkta değiliz ama ben kendi düzenimi inanılmaz özledim. Sevgilim, boş vakitlerinde evimize çıkıp mutfağı adam etmeye uğraşıyor ama daha banyoya dokunulmadı bile. Havalar soğumuş olmasına rağmen inatla kışlıklarımı çıkarmıyorum, çünkü kışlık eşyalarımı yeni yatak odamızda, yeni dolaplarımıza yerleştirmek istiyorum. Ama sanırım bu inat bana pek yaramadı; azıcık kaptım şifayı! Aslında şu anda içinde bulunduğumuz tüm bu durumların nedeni bir bebek sahibi olmak. 

Daha önce de bir çok defa değindiğim üzere biz bayağı hazırlanıyoruz. Köpeği ileride bebeğimize arkadaş olsun diye aldık; çünkü planlarımızda (bir kaza olmaz ise) tek çocuk sahibi olmak var. Evimizdeki tadilat, yine bildiğiniz üzere bir bebek odasına sahip olabilmek için. Ve kliniğe yatacak olmam da dengeli bir ruh haline sahip olup, hayatın getireceği bazı zor zamanlarla sağlıklı bir şekilde başa çıkabilmem için... Bence bütün bunlar o pozitif test sonucunu görmeden önce yapmam gereken şeylerdi. Her ne kadar uzun sürüyorsa da, kendimi böyle çok daha huzurlu hissediyorum. Her şeyi mükemmel yapamam, ama elimden gelenin en iyisini yapıyor olmam benim için yeterli. Ah, bu aslında kocaman bir aşk. Haftalar birbirini kovalıyor ve biz bu rüzgarın içinde bazen savruluyoruz. Ama emin ol ki Aşk Meyvesi, sen hep aklımızda ve cümlelerimizin yarısındasın. Seni hasretle bekliyor ve sana hevesle hazırlanıyoruz. 

Gelecek hafta görüşmek üzere...

Sevgiyle, 
Derya

17 Ekim 2013 Perşembe

1 Yaş Sonrası İçin Uyku Eğitimi

1 yaş sonrası için uyku eğitimi maalesef 1 yaş öncesi uyku eğitimi kadar kolay olmayacaktır. ¨1 yaş öncesi için de kolay değildi ki...¨ diyenler için de: ondan da zor olacaktır, diyorum. 1 yaşındaki çocuğun artık karakteri oturduğu, dünyadaki ¨yeni insan¨ olarak varlığını ispatladığı için 12 ay boyunca alışageldiği düzeni değiştirmek yerine 5 deveye tekrar tekrar hendek atlatmayı tercih edebilirsiniz. O yüzden umarım bu yaşa gelmeden uyku meselesini çözmüşsünüz, bu yazıyı da meraktan okuyorsunuzdur :) 
Bu yazıya devam etmeden önce uyku eğitimi dizimin ilk ve en kritik bölümü olan  Uyku Kardeşim... Ver Elini başlıklı yazımı okumanızı hatta ezberlemenizi tavsiye ediyorum. O bölümü hatmetmeden herhangi bir şekilde uyku eğitiminde başarılı olmanız mümkün değil.

İlk bölümde bahsini ettiğim uyku rutinini yerleştirdikten sonra eğitime başlayabilirsiniz. Ancak şunu bilmelisiniz ki öncesinde uyku eğitimi varsa da yoksa da 1 yaşından sonra- özellikle 2 yaş civarı- hemen hemen bütün çocukların yüzyılın icadı olan ¨sendrom¨un da etkisiyle uyku düzenleri bozulur. Bunun ardında bir neden aramayın. Yaşın verdiği heyecanla o vakte kadar taşıdıkları alışkanlıklarını değiştirme, hatta kötüleştirme ihtiyacı duyarlar. Bununla karşılaştığınızda yapmanız gereken kurduğunuz düzeni çocuğunuzun gelişimsel isyanlarını da en iyi şekilde karşılayarak devam ettirmektir.


Eğitime Başlamadan Önce Sağlamanız Gereken Şartlar:


1- Odasını ayırın


Çocuğunuzun odasını kendi odanızdan ayırmak için ideal zaman 6. aydır. Ancak, bu yaşa kadar hala ayırmadıysanız, artık zamanıdır. Odası ayrılan çocuk, bundan sonra uyku olayının tamamen kendi kontrolünde olduğu mesajını alır. Odasını ayırırken yatağını da değiştirmeyi düşünüyorsanız şimdilik tavsiye etmem. ¨Büyük insan¨ yatağı uyku eğitimi aşamasında size çok büyük engeller çıkarır. Her şeyden önce yatağından kolaylıkla kalkabilmesini ve kaçmasını sağlar. Ayrıca henüz güvenli değil... O yüzden en az 2,5 yaşına kadar beşiğinde yatmaya devam etmeli.


2- Biberonu bırakın


Biberon, hiçbir zaman bebeğinizin yatağa götürdüğü ve emzik niyetine kullandığı bir şey olmamalıdır. 1 yaşından sonra bebeğinize biberon alışkınlığını terkettirmeniz ağız ve diş sağlığı açısından önemlidir. 12. aydan sonra pipetli bardaklarla içmeyi öğretebilirsiniz. ¨Nasıl yapacağım?¨ derseniz: Pipeti suya batırın ve dışarıda kalan kısmını parmağınızla kapatın, böylelikle içerisinde sıvı kalacak. Sonra pipeti sudan çıkarın ve bebeğinizin ağzına verin. Parmağınızı tıkalı olan uçtan çektiğinizde pipetin içerisindeki su bebeğinizin ağzına dolacaktır. Bunu 2-3 kez tekrarlayın, bebeğinizin pipetle içmeyi öğrendiğini farkedeceksiniz.


Elbette pipetle içmeyi öğretmek için 12. ayı beklemeniz şart değil. 8-9. aydan itibaren denemelere başlayabilirsiniz. Bir diğer alternatif de aşağıda sağda gördüğünüz bebek bardakları olabilir.

3- Gece emzirmelerini (artık lütfen!) kesin

Normal zamanda doğmuş, normal kilodaki normal bebeklerin 6. aydan sonra gece beslenmesine ihtiyaçları yoktur. Her ne kadar bazı kaynaklar (özellikle attachment parenting tarzını benimsemiş olanlar) gittiği yere kadar gece emzirmeye devam etmek gerektiğini savunsalar da bu benim pek onayladığım bir şey değil. Elbette, emzirmeye devam edecekseniz bu sizin en doğal hakkınızdır ama gece emzirmeleriyle uyku eğitiminin çok da uyumlu bir birliktelik yaşamayacağı konusunda sizi uyarmak zorundayım. Böyle bir ilişki zamanın birinde çatırdayıp yıkılmaya mahkumdur.


1+ BEBEĞİNİZE UYKU EĞİTİMİ VERMEDEN ÖNCE DİKKAT ETMENİZ GEREKENLER


1- Yatma Saati:


Çocuğunuza yapabileceğiniz en büyük kötülüklerden biri sizinle beraber 22:00, 23:00 hatta gece yarılarına kadar oturmasına izin vermektir. Burada da anlattığım gibi çocukların yatakta olmaları gereken belli bir saat vardır ve o saat olağanüstü durumlar haricinde geçilmemelidir. Çocuğunuz hergün aynı saatlerde yemek yediği gibi aynı saatlerde uyusun. Gündüz uykuları da aynı saatlerde olsun gece uykusu da... Böyle bir ritm sadece uykusunun düzeni için değil, genel anlamda sağlığı için de önemlidir. Çocuklar uyumak için akşam saat 20:00’yi geçirmemelidirler. Ancak yaz aylarında bu 21:00'e kayabilir. Geç yatmak ve geç kalkmak vücudumuzun doğal olarak oluşturmak istediği ritme engel olmaktır. Bu dengeyi bozmak, bedenimizi pek çok sağlık problemine meyilli hale getirir. Bu durum bilhassa çocuklar için geçerlidir.

Güneş battığı zaman beyin epifizi melatonin salgılamaya başlar. Geceye doğru yaklaştıkça melatonin oranları gittikçe artar ve sabaha karşı 3-4 saatlerinde maksimum seviyeye ulaşır. O saatten sonra yavaş yavaş azalmaya başlar. Şafakla beraber 0’a yaklaşmış olur. Geç yattığımız zaman bu hassas döngü zarar görür. Geç yatıp geç kalkmak  ya da 8 saat uyumak durumu kurtarmaz çünkü denge çoktan hasara uğramıştır. Beyin epifizinin işlevi bozulmuş, vücut gereksiz bir yük altına sokulmuştır. Bu durumun sürekli olması halinde iç organlar da baskı görmeye başlar.

Geleneksel doğu tıbbı güneşin batımıyla beraber yatıp doğuşuyla beraber uyanmayı şart koşar. Madem bir bildikleri olduğunu modern tıp da ispatladı, biz de kaliteli uykunun ilk kuralı olan ritmi, önce çocuklarımıza sonra da kendimize uygulayalım. 

Misafir gezmelerini yukarıda sözünü ettiğim olağanüstü durumlardan saymıyorum. Eğer dışardaysanız bebeğinizin uyku saatinde evde olmalısınız. Bebeğinizden sizin sosyal hayatınıza adapte olmasını beklemeniz biraz haksızlık olur. Henüz 1 yıldır dünyada varlık gösteren bir bebeğin en büyük ihtiyacı rutindir; Hergün aynı saatlerde yemek ve aynı saatlerde uyumak. Eğer ¨Ay ben misafirliğe gitmeden yaşayamam, asarım kendimi!¨ diyorsanız hiç olmazsa uyku eğitiminin bitmesini bekleyin ve gittiğiniz yerde (zavallı) yavrucağınızı aynı saatte uyutmaya çalışın ve uyusun diye dua edin. Fakat, en iyi çözüm bebeğinizi birine bırakıp çıkmanızdır. Tabii bu ¨misafirliğe gitmeyin¨ uyarım sık sık misafirliğe giden aileler için geçerli...


Ama benim çocuğumun 21:00, 22:00 hatta 23:00'e kadar uykusu gelmiyor?


Hayır, geliyor! Geliyor ama siz gelmedi zannediyorsunuz. Yine, yazımın ilk bölümünde de belirttiğim gibi: Çocuklar gün içinde herhangi bir nedenle uyumayı reddeder ya da uyanık bırakılırsa, asıl yorgunluğuyla savaşmaya ve uyanık kalmaya çalışmaya başlar. Yetişkinler her zaman bu çabanın farkına varmayabilirler. Muhakkak gözle görülür bir direnç olmak zorunda değildir bu. Bu direncin sonucunda çocuk adrenalin salgılamaya başlar ve hiperaktif hale gelir. Bu durum çoğu zaman anne/baba tarafından “enerji fazlalığı” olarak yorumlanır ve çocuğun bir noktada verdiği uyuma kararı enerjisinin bitmişliğine bağlanır. Oysa ki bu noktaya gelmiş olan çocuğun uyku tercihi artık yorgunluktan ya da enerji yokluğundan değil, tükenmişliktendir. Çocuk yorgunluktan neredeyse bayılacak hale gelmiştir diyebiliriz. Normal uyku saatini geçirip hiperaktiviteye ulaşmış olan çocuk huysuz ve sinirli olabilir. Aynı zamanda öğrenme ve anlama kabiliyeti de yok denecek kadar azalmıştır. Bu durum aynı zamanda gece uyanmalarına da neden olabilir. Çünkü çocuğun ritmi bozulmuştur, vücudu hangi saatte ne yapacağından emin değildir. Böyle durumlara sebebiyet vermemek ve kaliteli uyuyabilmelerini sağlamak için çocuklarımıza bir uyku ritmi oluşturmalıyız, bedenlerinin bir ritmi olmalı.


Çocuğunuzun uyku saatini erkene çekmenin en iyi yolu sabah erken uyandırmaktır. 1 yaşındaki bir bebeğin sabah 7:00 civarında uyanması normaldir. Eğer 9:00'a kadar uyuyorsa, erken kaldırın. Bu yaştan sonra pek çok çocuk gün içinde 1 kere uyumak ister. 7:00'de uyanan bir bebeğin ideal öğle uykusu saati 13:00 ya da 13:30'dur. Eğer hala 2 kez uyumaya ihtiyaç duyuyorsa 11:00 ve 14:00 şeklinde ikiye bölebilirsiniz. Hangi saatlerlerde uyursa uyusun: HERGÜN AYNI SAATTE UYUSUN.


2- Eğitime karar verdikten sonra da aşağıda sıraladığım maddelerin çocuğunuz için gerçekleştiğine emin olmalısınız:

  • Altı temiz olmalı
  • Karnı tok olmalı
  • Hasta olmamalı
  • İçinde bulunduğu ortama yeni girmiş olmamalı. Yani ev ya da yatağı çok yeni olmamalı
  • Kendi evinizde olmalısınız
  • Yakın zamanda seyahate çıkacak olmamalısınız
  • Eğitime başladığınız sırada evde misafir olmamalı, yakında gelecek de olmamalılar
  • Bebeğin konsantrasyonunu/dikkatini dağıtacak yeni eşyalar, kişiler ya da olaylar olmamalı
  • Eğer mümkünse gündüz uykuları ve gece uykuları aynı yatakta olmalı
  • Gece beslemeleri bitmiş ya da bitmek üzere olmalı 
  • Eğitimi hergün aynı sırayla, aynı hareketlerle yapmalısınız

3- Uyku Rutini:

Bizler nasıl uyku saati geldiğinde oturduğumuz yerden kalkıp direkt yatağımıza gitmiyorsak çocuklarımızdan da bunu beklememeliyiz. Uykudan önce bir rutin oluşturmak, yatma saatinin yaklaştığına dair bir mesaj verir çocuğa. Böylelikle içinde bulunduğu hareketli ve eğlenceli ortamdan yavaş yavaş uzaklaşmaya alıştırır kendini. Bebeğinizin uyku saati 7:30 ise (ki 8:00 i asla geçirmemeli) rutini bu saati geçirmeyecek şekilde ayarlamanız gerekir. Şöyle bir örnek program uygulayabilirsiniz:

7:00 banyo

7:10 pijama giyme, hazırlanma
7:15 diş fırçalama
7:20 uyku öncesi kitap
7:25 ninni
7:30 yatak
Böylelikle çocuk banyoya girdiği andan itibaren uyku saatinin yaklaştığını anlar ve buna kendini hazırlar. Elbette aynen bu programı uygulamak zorunda değilsiniz. Ama muhakkak size ve bebeğinize uygun bir rutin oluşturup uygulamalısınız. Rutinin ideal süresi 20-30 dk. arasıdır. 45 dk.’yı aşmamaya özen gösterin.

1 yaşından sonra uyku eğitimi birkaç hafta hatta 1 ay sürebilir. Buna hazırlıklı olmalısınız. 2 haftadan sonra ¨Ben bu işi başaramayacağım¨ diyerek pes etmeyin lütfen. Çevresinin ve kendinin pekala farkına varmaya başlamış bir çocuğun aylardır süregiden alışkanlıklarını değiştirmeye çalıştığınızı unutmayın. 

Uyku Eğitimi tamamlandıktan sonra dışarı çıktığınızda rutininizi adım adım uygulayamasanız da birkaç adımını gerçekleştirdiğinize emin olun. Mesela diş fırçalama ve ninni ile sınırlayabilirsiniz. Yatacağı yerin çok büyük bir önemi yok. Yatakta da yatabilir yerde de... Ama rutin önemli çünkü ona uyku vakti olduğunu ve her neredeyse uyuması gerektiğini hatırlatacaktır. Yanınıza bebeğinizin uyku arkadaşını ya da sevdiği birkaç oyuncağını almayı unutmayın. Eğer emzikle uyuyorla en kritik malzeme o olacaktır sanırım.


4- Çocuğunuzla Konuşun:


Uyku eğitimine karar verdiğiniz gün çocuğunuzla konuşmaya başlayın. Sabah 7:00'de uyandırdığınızdan itibaren artık kendi kendine uyuması gerektiğini anlatmaya başlayın ve gün içinde sürekli tekrar edin. Akşam rutini başlamadan 5 dakika kadar önce kendisine son ikazları verin: ¨Birazdan sana ayırdığımız sürenin sonuna geleceğiz. O an geldiğinde banyoya gidip uyku için hazırlıklara başlayacağız!¨ uyarısında bulunun. (İsterseniz bu ikazı yazılı olarak da verebilirsiniz. 3 uyarıdan sonra hala yatmaya hazır değilse evden atmak için yeterli nedenler olur elinizde. Tazminat vermeniz de gerekmez). Uyarıdan sonra itiraz da etse rutine başlayın. İlk günler direnç gösterebilir ancak siz kararlı ve istikrarlı olursanız uyku eğitiminin pazarlığa açık olmadığı ve o istese de istemese de uyku saatinin geldiği mesajını alacak ve kabul edecektir. 


1 yaşından sonra uyku eğitiminin zor olmasının nedenlerinden biri bu yaştaki çocukların annelerini babalarını sürekli test etmeleri ve sınırlarını zorlama isteği duymalarıdır. Bunlar gelişimlerinin önemli bir parçası... Sizin yapmanız gereken son sözü söylemek ve çocuğunuza karar verme yetkisi vermemektir. uyku saati pazarlık konusu olmamalı. 10 dk. 15 dk. 30. daha uzatmamalısınız. Verdiğiniz her izin başka isyanların yolunu açacaktır. Uyku rutini 19:00'da başlıyorsa 19:15'e sarkmamalı bu. Elbette çocuğunuzun 15 dk. geç yatması uykusu açısından ciddi bir fark yaratmaz. Ama sizin otoritenizi ciddi anlamda sarsar. O yüzden her zaman dediğim gibi: Kararlı ve istikrarlı olun!


5- Bazı Kararları Çocuğunuz Versin: 


Yukarıdaki otorite sağlama uyarım lütfen ¨despot olun!¨ anlamına gelmesin. Çocuğunuz kendini kapana kısılmış, hapsedilmiş hissetmemeli. Buna engel olmak için birtakım sorularla bazı kararları ona aldırabilirsiniz. Mesela:

  • Bu pijamaları mı giymek istersin yoksa şunları mı?
  • Bu akşam hangi kitabı okumak istersin?
  • Sabah uyanınca ne yemek istersin?
  • Bu gece hangi uyku arkadaşını yanına istersin?
Tabii bunu yaparken çocuğunuzun kitap seçmek için 45 dakika oyalanmasına izin vermemelisiniz. Çocuklar (bilhassa 2 yaşından sonra) yatma saatini geciktirmek için ellerinden geleni ardlarına komazlar. Benim 22 Aralık'da 4 yıllık olacak olan Leylam'ın en sevdiği oyalanma hareketi: kaçmak! Sürekli ordan oraya kaçar tazı gibi. Yakalandıktan sonra her aşamayı geciktirmek için çok çalışır. Eğer çocuğunuz oyalanmaya meyilliyse ¨tehdit¨ çok işe yarar. Mesela biz her gece 2 kitap okurken fazla oyalandığı geceler ¨Biraz daha gecikirsen sadece 1 kitap okuyabileceğiz, zaman kalmayacak¨ diyoruz ve dinlememesi halinde gerçekten sadece 1 kitap okuyoruz. Kıyamet kopuyor o gece elbette ama ne kadar ciddi olduğumuzu gördüğü için ertesi gün oyalanma faslını kısa tutuyor. O yüzden her ne ile tehdit ediyorsanız arkasında durun ve uygulayın. Söylediklerinizi yapmamanız çocuğunuzun sadece uyku eğitimini bozmaz, size olan güvenini de sarsar.

1 YAŞ SONRASI İÇİN UYKU EĞİTİMİ

1 yaş üzeri bebeğinize uyku eğitimi verirken 2 seçeneğiniz var:
  1. İlk birkaç günü bebeğinizin odasında, yanında kalarak geçirmek ve yavaş yavaş kalış süresini azaltarak yanından uzaklaşmak.
  2. Hiç bebeğinizin yanında kalmamak, ilk günden itibaren bebeğinizi yatırıp odadan çıkmak ama düzenli aralıklarla kontrol etmek.
Ben Leyla'ya uyku eğitimini 4,5 aylıkken verdim. Eğer 1 yaş sonrasına bırakmış olsaydım büyük ihtimalle ilk seçeneği seçerdim. Birinciyi seçmemin nedeni o seçenekle daha çabuk ve sancısız eğitileceğine inanmam. Benim okuduklarımdan öğrendiğiklerim ve tecrübelerim 1 yaşından sonra bebeklerin uzun süreli bağırmalarına izin vermemek gerektiğini söylüyor. Ek olarak 1 yaş üzeri bebekler 4-5 aylık bebekler gibi 4 gün- 1 hafta bağırmayabilirler, haftalar sürebilir bu ve herkesi beklenenden çok daha fazla mutsuz edebilir. Buna değmeyeceğini düşünüyorum. Ama elbette istisnalar vardır ve bazı bebekler bu şekilde öğrenirler. Eğer sizin çocuğunuz 2. seçenekle daha çabuk öğrenecek gibiyse onu seçmenizi öneririm. Çoğu annenin 1 yaş sonrasında bebeklerini uzun süreli bağırtmak istemeyeceğini varsayarak yazımda sadece ilk seçeneği anlatmaya çalışacağım.

İlk 6 ay aşağı yukarı bütün bebekler aynı oluyor; benzer davranıyor, benzer gelişimler sergiliyorlar. Ancak 1 yaşından sonra karakterleri ortaya çıkmaya başlıyor ve bebek A için iyi olacak seçenek bebek B için işkence olabiliyor. O yüzden tüm kararlarınızı bebeğinizin karakterini göz önüne alarak verin derim.

Yazımın ilk bölümünde açıklamaya çalıştığım ve yukarıda özetlediğim uyku rutininden sonra, bebeğinizin halen uyanık olduğuna emin olarak yatağına bırakın. Eğer son faslınız ninni ise siz ninniyi söylerken uykuya dalmış olmamalı yoksa “kendi kendine uyumayı öğretme” trenini o gün kaçırmış olursunuz. Böyle bir durumla karşılaşırsanız eğitimi ertesi güne erteleyin.


Ninniyi söylerken bebeğinizi kucağınıza alarak odanın içinde yürüyebilirsiniz, ama sallamayın! Çoğu yüzükoyun yatmayı sever. Leyla, ninni faslını başını omzumuza dayayarak geçiriyordu. Bu fasıl, bebeğin rahatlayıp gevşemesine yardımcı oluyor. Ama uyumamasına dikkat edin. Amacımız yatağında uyumasını sağlamak. Ninni bittikten sonra bebeğinizi yatağına bırakın. Uyku arkadaşını yanına koyun. Mızıldanırsa saat yönünde dairesel hareketlerle karnını okşayın. Bir sandalyeyi yatağının yanına koyun ve oturun. Bağırmaya devam ederse yine karnını ya da başını okşayın, arada bir eğilip öpün. Düşük ve sakin bir ses tonuyla ona uyku zamanını geldiğini ve uyuması gerektiğini söyleyin. 2-3 kelimelik bir cümle seçin ve her gece aynı cümleyi tekrarlayın. Mesela ¨Uyku vakti canım kızım...¨.

Bebeğiniz bağırmaya devam ederse kucağınıza alma isteği uyandıracaktır ama kendinize engel olmaya çalışın. Unutmayın ki 1 yaşını geçen bir bebeğin kafasını karıştırma olasılığınız 4 aylık bir bebeğinkinden çok daha fazladır. Eğer kucaklarsanız ne yapmaya çalıştığınızı anlayamaz. Sürekli artık kendi kendine uyuması gerektiği yönünde telkin etmelisiniz. Kucağınıza gelmek istemesinin nedeni gerçekten kucaklanmak değil, istediği şekilde uyumak. 1 yaşından sonra ne istediklerini çok iyi biliyorlar ve o yolda herşeyi mübah görüyorlar :) Bu yaşa kadar en iyi öğrendiği şeylerden biri bağırınca birinin gelip onu kucakladığı, salladığı ya da emzirdiği olmuştur. Şimdi sizin öğretmeye çalıştığınız, bağırarak istediği herşeyi elde edemeyeceği ve artık kendi kendine uyumasının zamanı geldiğidir. Muhtemelen sonraki günlerde yakanıza yapışacak, kucağınızdan inmemek için giysilerinize asılacaktır. En zoru bunu yaptığında size yapışmış olan bebeğinizi söküp yerine koymaya çalışmak olacak...

Eğer öyle bir şansınız varsa eşinizle dönüşümlü olarak çocuğunuzun yanında kalın. Böylelikle hem tüm yükü tek başınıza sırtlamamış olursunuz hem de çocuğunuz babayla birlikteyken daha çabuk adapte olabilir yeni düzene. Eğitimden önce bebeğinizi emzirerek uyutuyordu iseniz, baba ile birlikteyken yeni düzene adapte olması daha kolay olabilir. Çünkü, bebeğiniz sizi uykuyla özdeşleştiriyorken baba ile böyle bir şansının olmadığını çok iyi biliyor.

Eğer yatağında sürekli ayağa kalkarsa ¨Uyku vakti canım kızım...¨ demeye devam ederek tekrar yatırın. Sürekli kalkmaya devam edecektir, siz her seferinde tekrar yatırın. Eninde sonunda öğrenecektir.

Eğer şirinlik yaparak uykuya direnirse o zaman işiniz ağlamasından daha zor. Ama direnin anneler! ¨Uyku vakti canım kızım...¨ ı tekrar edin yine. Şimdi uyku vakti, oyun vakti değil. Hatta şirinlikleri görmemek için gözlerinizi kapatabilirsiniz :)

Ne kadar yanında kalacaksınız? İlk 3 gece (ve gündüz) ne kadar gerekirse... Yani ne zaman uyursa. 1 yaş üzeri bebeklerin bağırmalarına izin vermeyi doğru bulmuyorum. Çünkü 2-5 aylıkken bu aslında iletişim yolu olarak bağırmak iken, artık ağlamaya ve kolaylıkla acı çekmeye dönüşebilir. Bebekler alternatiflerin farklında değildirler, o yüzden yeni bir alışkanlık kazandırmak çok kolaydır. Ancak 1 yaş üzeri bebekler pek çok şeyin, en önemlisi de ne istediklerinin farkındadırlar. O yüzden bu yaştan sonra ağlamalarına izin vermek bence biraz kaderlerine terketmek olur. Elbette her bebek aynı değildir. Çocuğunuzu en iyi siz tanıyorsunuz, belki 13 aylık bebeğiniz uyku eğitimi yazımdaki önerilerimle çarçabuk eğitilebilir. Ben sadece genelleme yapıyorum. Önerilerimi körü körüne değil de, çocuğunuzun karakterini ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak uygulamalısınız. 


İlk 3 gün uyuyana kadar sandalyenizle yanında kalırken 4. günden itibaren yavaş yavaş geri çekilme planları yapmaya başlayabilirsiniz. Mesela sandalyenizi yatağın yanından ayırıp odanın ortasına alın. Eğer çok huysuzlaşırsa arada bir yanına gidip okşayın, sevin. Ama kucağınıza almayın! Bu sevmeler ilk 3 gündeki kadar yoğun olmamalı çünkü bir noktada yatağına bırakıp odadan çıkmak istiyorsunuz. Sonraki iki günde de aynı şekilde devam edin. Sandalyenizle odanın ortasında bebeğiniz uyuyana kadar bekleyin.

7. günden itibaren (en kısa yolda kaçııp kurtulabilmek için) sandalyenizi kapının yanına koyun. Bebeğinizin varlığınızdan haberdar olduğuna emin olun ama bu sefer her mızırdadınğında yanına gitmeyin artık. ¨Uyku vakti canım kızım...¨ ı tekrar tekrar söylemeye devam edebilirsiniz. 

10-12 günün sonunda artık uyku eğitimini tamamlamış olmanız gerekir. Ama bazı çocuklar daha zordur tabii, o yüzden yazımın başında da belirttiğim gibi 1 ay kadar sürebilir eğitim. Ben aşamaları gün gün 3'er 3'er böldüm fakat siz her aşamayı 4 gün sürdürebilirsiniz. Ancak 5 günü aşmamaya özen gösterin çünkü uyku eğitimi verirken yeni bir alışkanlık kazanmasını istemezsiniz.

Gece Uyanırsa Ne Yapacağım?


Uyku eğitiminin bir yarısı bebeğinizin kendi kendine uyumasını, diğer yarısı da gece uyandığında yine kendi kendine tekrar uykuya dönmesini sağlamaktır. O yüzden gec uyandığında refleks olarak yanına gidip kucaklamayın, sallamayın, emzirmeyin ya da biberon vermeyin. Bunu yaptığınız takdirde uyku eğitiminiz başarısız olur ve tekrar başa dönersiniz. Eğer gerçekten susamış olduğunu düşünüyorsanız o zaman yukarıda resmini gördüğünüz bardaklardan biiyle biraz su verin.


1 yaşın üzerindeki bebeklerin gece uyanmaları aslında gerçek anlamda uyanma olmayabilir. Yarı uyanık-yarı uyku hali olabilir. Yani henüz derin dediğimiz uykuya geçmemiş olabilirler. Sizin erken müdahaleniz bebeğinizi tamamen uyandırmanıza neden olabilir. O yüzden bebeğiniz uyandığında en az 5 dakika beklemelisiniz yanına gitmeden önce. Ancak ideal süre 10 dakikadır. 10 dakika sonunda çoğu bebek tekrar kendi kendine uykuya döner. 


10 dakika sonunda hala tekrar uyumamış olursa o zaman yanına gitmelisiniz. Eğitim sırasında her ne yaptıysanız tekrar yapın. Kucağınıza almayın ama sakinleştirin, okşayın, ninni söyleyin. Sizi görebileceği bir şekilde sandalyeye oturun ve çocuğunuz uyuyana kadar odada kalın. Tekrar hatırlatayım: gece uyanmalarını babalar annelerden daha iyi çözüyorlar. Eğer babanın kalkma şansı varsa bu şansı kullanın.


Gece Kalkıp Odamıza Gelirse Ne Yapacağım?


Bunu Leyla 2 yaşından sonra pek sık yapmaya başladı. Eğer geceyarısı misafircilik oynamaya kalkışırsa ¨müsait değiliz¨ diyip geri yollayın. Bunu içinizden diyin tabii... Yapmanız gereken hiç ses çıkarmadan kalkmak, (kucağınıza almadan) elini tutup odasına geri götürmek ve yatırmak. Yine: emektar sandalyenizi yanına çekin ve uyuyana kadar yanında bekleyin. (Aynı nakaratı tekrar hatırlatayım: gece uyanmalarını babalar annelerden daha iyi çözüyorlar).

Hiçbir şekilde konuşmayın ve sakın kızmayın. Uyku eğitimi eğer 3 haftayı aşmışsa sizin için müthiş bir yorgunluk nedeni olmaya başlar. Çocuğunuza kızmaya teşebbüs edebilirsiniz ama kendinize hakim olmalısınız. Kızmak ancak olan durumu daha kötü hale getirir. Eğer bu işe başladıysanız kurallara uyarak devam etmelisiniz ki alnınızın akıyla sıyrılabilesiniz :)

Sabah Çok Erken Kalkarsa Ne Yapacağım?


Uyku eğitimini yeni almış bebekler sabah 4:30-5:00 gibi kimsenin sevmediği saatlerde kalkmak isterler. Böyle bir durumda yine 5-10 dk. bekleme planını yürürlüğe sokun ve gece uyandığında yapmanızı tavsiye ettiklerimi yapın yine... eğer 6:00 olduğunda hala uyumamış ve kalkmak için ısrar ediyorsa o zaman kalkmasına izin verin. 20:00'de uyumuş bir çocuğun 6:00'da uyanması beklenebilir. Normaldir. Artık uyanma ve güne başlama rutinine geçebilirsiniz.

Beslenirken Uykuya Dalarsa Ne Yapacağım?

Uyku eğitimi sırasında sadece siz bitap düşmüyorsunuz, bebeğiniz de çok yoruluyor. İstediğini elde etmek ve alışkanlıklarını sürdürmek için müthiş bir efor sarfediyor. Dolayısıyla gün içinde emerken ya da yemek yerken uykuya dalmak istemesi çok beklenen bir davranış olur. Bu zaten uyku eğitimine başlamış pek çok bebekte gözlemlenen bir davranış. Sizin yapmanız gereken kesinlikle uyumasına izin vermemek. Memede uyuması uyku eğitimine çok büyük bir darbe vurur. Siz memede uyuyamayacağını, artık kendi kendine uyuması gerektiğini öğretmeye çalışırken gün içinde bununla çelişen bir davranışınıza tanık olursa hem güveni sarsılır hem kafası karışır. O yüzden yapacağınız hiçbir şey uyku eğitimi rutini ve kurallarıyla aykırı düşmemeli. Bir dahaki uyku saatine kadar uyanık tutmak için elinizden geleni yapın. Emzirirken yüzüne üflemek, odayı serin tutmak ve bebeği soymak uykuya dalmasını zorlaştırmak açısından işe yarayabilir.

Eğer uyku saatine kadar dayanamayacağını düşünüyorsanız saati biraz erkene almanızda sakınca yok. Ancak bu birkaçgün boyunca sürerse o zaman erken aldığınız saati asıl uyku saati haline getirin artık.

Son Söz

Uyku eğitimi kolay değil. 1 yaş sonrası için ise daha zor. Eğer bebeğiniz 1 yaşına gelmemişse ilk yazımdaki önerilerimi uygulamanızı tavsiye ederim. Uyku eğitiminde ne kadar gecikirseniz işiniz o kadar zorlaşır. İstikrar ve kararlılık çok önemli. Eğer eğitime başlamaya karar verdiyseniz eğitimin ortasında vazgeçemezsiniz. Bu 4 aylık bir bebek için bile tavsiye ettiğim bir şey değilken 1 yaş üstü bebeklerde sonuçları çok daha vahim olabilir. En son istediğiniz şey çocuğunuzun size olan güvenini sarsmak ve ne yaptığınızı bilmediğiniz zannına kapılması olmalı. Yarıda bırakılan uyku eğitimi durumu daha da beter hale getirir. Başladığınız noktadan çok daha kötü vaziyette bulabilirsiniz kendinizi.

2 yaşından sonra uyku eğitimli olsa da olmasa da pek çok çocuğun düzeni bozulur. Sadece uyku düzeni değil, genel halinde de köklü değişiklikler meydana gelir. Çocuğunuzu en iyi siz tanıyorsunuz; doğal gelişimine zarar vermeyecek şekilde uyku düzenini sürdürmeye çalışmanızı tavsiye ederim. 

İlk bölümde olduğu gibi bu bölümde de tüm yorumlarınızı cevaplamaya çalışacağım. Ancak lütfen sorunuzun daha önce sorulup sorulmadığını görmek için önceki yorumlara bir göz gezdirin. 

Bol şans!


Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım