23 Temmuz 2014 Çarşamba

Naz Kız'ın Hamilelik Günlüğü — 30. Hafta

Herkese Merhaba,

Çok şükür bugünleri de gördük, 30. Haftaya geldik… Geçen hafta sezeryan olursam genel anestezi almayı düşündüğümü söylemiş ve Eren’in uyarısı ile karşılaşmış; akabinde sizlerin yorumları ile “aman allahım ben ne yapıyorum” olmuştum. Gerçi epidural korkumu anlatmaya çalıştım; omurilikten giren bir iğne fikri beni, daha önce de benzer bir deneyimi kötü tecrülerle atlattığımdan oldukça geriyor ama narkoz almaktan daha mı kötü, değil mi? ☺. İnşallah en normali olur da bunlara hiç gerek kalmaz. 

Geçen hafta alınan kan değerlerim iyi çıkmış, takviye bir ilaç vermedi doktorum. Bu arada toplamda 11 kilo değil, 10 kilo almışım; bu da beni motive etti ve maşallah bu hafta önüme ne gelse yeme modundayım, fena!!! Bir babyshower partisi yapma hevesi sardı beni; ilk defa uzun yıllar Amerika’da yaşayan kuzenim yapmış, hoşumuza gitmişti; sonra 2 yıl önce kuzenime yaptık; acayip eğlendik. Ben de herkesi göreyim, azıcık şımarayım diye giriştim bir işe ama iş ne zaman benim bir organizasyonum olsa, tam bir sefilim. Aklıma birşey gelmez, hemen cayarım, içim sıkılır. Şimdiye 20 kere iptal ettim ama eşim inat etti; “heves ettin, yapacaksın” ultimatomu ile kesin kararı yapma yönünde verdim. Eylül başı diyordum ama şimdi bile ne kadar büyüdüğümü düşünerek, Ağustos başına çektim. Hem annem de olur yanımda; malum ablam da doğum yapacak ve İzmir’e taşındı. Annem 1 ay sonra yanına gidecek ve sonrası meçhul. 


Ben en çok kahvaltı severim; o yüzden kahvaltı mekanları araştırdım; her yer oldukça pahalıymış, bunu da gördüm. Neyseki bir yer buldum; bu hafta mekanı görüp, nihai kararımı vereceğim. Süsleme için iki organizatörden teklif aldım; hani piyasa araştırması diyelim; azıcık tuzluymuş. Açıkcası kimsenin emeğine saygısızlık etmek istemem ama birazcık da saçma rakamlar. Kağıt parçalarına öngörülen ücetleri haksız buldum ve kolları sıvadım.. öncelikle kafamda bir konsept oluşturdum. Mavi hariç, bütün yaz renklerini işin içine kattım. Gelen misafirlere verilecek hediyeleri de şöyle düşündüm. Lavanta keseleri (ben çok severim, biri hediye etse severek dolabıma koyarım); cam şişelerde şeker (şeker bitince cam şişeleri kullanmaya devam edebilirler, kalp şeklinde mantar tıpalı) keçeden yapılma bıyıklı kitap ayracı ve ucunda renkli püsküller (kitap okumayı çok severim, kitap ayracına bayılırım; bıyık konsepti de hoşuma gidiyor) bir de cup cake ve şekerlemeler ve bunları koyacakları küçük renkli torbalar. Hepsini cennet Eminönü’nden aldım. 

Keçeden bıyıkları eşimin kızkardeşi yapacak; hatta ucuna takılacak püskülleri bile hazır aldırmadı; kendi Bayram tatilinde uğraşacak, sağolsun. Lavanta keseleri için de kese bulamadım, yani hep allı, pullu vardı; tasarım keseler de azıcık pahalı idi; rengarenk tüller aldım; bir paket de lavanta; Bayram tatilinde hepbirlikte olduğumuz için kayınvalidem, görümcem, eşimin kuzeni bu işlere girişeceğiz. Kalpli cam şişelere de kurdela bağlayacağız. Tek mavi bu kurdelalarda var ☺. iki renkli kova aldım, içine köpük koyup, saplı şekerlerden dizeceğim. Son olarak da “Naz Kız’ın Babyshower Partisi” diye amerikan servisleri ve küçük, yuvarlak stickerlar hazırlıyoruz. Kese ve şişelere asacağız. Masanın arkasına da oğlumuzun hala bir adı olamadığından “adsız prens geliyor” banner'ı düşündüm. Masanın ortasında ise bizim resmimiz; Diğer görseller de aşağıdalar ☺. Tüm bu satınalmayı bana verilen teklifin bayağı yarısından da düşüğe getirdim. Baby shower yapacağım hafta 32 haftalık olacağım inşallah. Umarım kolay ve sıkıntısız geçer. Olup, bittikten sonra ilk kendi organizasyon deneyimi paylaşırım. 
Haftaya görüşmek üzere...

Sevgiler, 

Nazlı



20 Temmuz 2014 Pazar

Ege’nin Evlat Edinme Hikayesi — 7. Bölüm

Herkese Merhaba,


Uzun zamandır aklımda olan konuyu açıyorum. ¨Koruyucu aile olalım¨.
Yıllardır çocuk hasreti ile kavruluyoruz ve bu ateş giderek bizi yakmakta. Sancılar içinde debelenirken istediğimiz tedaviyi deneyelim zaten olmayacak. Artık kabul edelim ve yolumuzu çizelim. Bir gün hamile kalırsam da hoş gelir ama bunun için daha fazla maddi harcama yapmayalım kendimizi de üzmeyelim diyorum. Yenilenme zamanı. Üzüntü kozasından kurtulup yeniden kanatları takıp uçma zamanı. Tedaviyi reddedip artık kendi içimde hayatımı farklı yönlendirmeye karar verdiğim günlerden hatıra bir dövmem var vücudumda... yeni doğmuş bir kelebek. Rengarenk hareli. 

Uzun gel-gitler den konuşmalardan sonra pazartesi sosyal hizmetlere gitmeye karar veriyoruz. Gidip konuşacağız ve gerekli bilgileri onlardan alacağız. 18.11.2013 Pazartesi öğleden sonra sosyal hizmetlerin kapısındayız. Bir gerginlik tedirginlik ikimizde birbirimize belli etmemeye çalışıyoruz ama anlıyoruz hallerimizden. Görevliden bilgi alıp buluyoruz koruyucu aile birimini. Bizi çok tatlı sosyal hizmetler görevlisi bir hanım karşılıyor. Anlatıyoruz, o sorular soruyor bilgi veriyor, biz sorularımızı soruyoruz. Öğreniyoruz ki koruyucu aile olursak bebeğimiz elimizden alınabilir çünkü bizim velayetimize geçmiyor, prosedürler bizim düşündüğümüzden farklı, ikimizin de kabul edebileceği bir şey değil… Görevli hanım bize ¨Siz evlat edinmeye uygun bir ailesiniz, bence evlat edinme birimi ile de görüşün onlardan da bilgi alın¨ diyor. Peki, diyoruz madem bir adım attık yürümeye devam etmeliyiz. 

Evlat edinme birimine giriyoruz. Bu görüşme epey bir sıkıntılı  geçiyor. Sonrasında şikayetçi olacağımız bir görüşmeye dönüşüyor ama yeniden hatırlamaya gerek yok. Bu karar verme döneminde 3 kere daha kuruma gittik konuştuk, fikirler aldık, bebeğimiz ve bizim için en doğru olan neyse onu yapmak istedik. O kapıdan geçebilmek hayatımda verdiğin en zor kararlardan biri. Bir dönüm noktası. Bizim için evlat edinmeye karar vermek kesinlikle bir pes etme değildi, son seçenek: ee madem bunu yapalım da değildi. Yüreğimizde hissettik ve başvuru yaptığımız andan itibaren her dakikasında mutlu olduk, heyecanlandık, doğum sancılarımızı bekler gibi bekledik. Her düştüğümde yüreğim kanamıyor artık. Ruhum da tazelendi.

Hazırlamamız gereken bir dizi evrak var onları hazırladık, referanslarımızı belirledik, hastaneden raporlarımızı aldık.  Bu süreçte insanın yanında dostlarının olduğunu hissetmesi çok güzel. Bizi hiç tanımayan insanların bile omzuma koyduğu destek eli, bir gülümsemesi anlatılamaz. En sonunda 13.12.2013 tarihinde evlat edinme birimine resmi başvurumuzu yaptık. Kurumun sizden istediği kriterler olduğu gibi sizinde belirleyebildiğiniz kriterler var ancak bizim hiçbir kriterimiz olmadı çünkü kendimde hiçbir zaman bu hakkı görmedim. Biz gerçekten anne baba olmak istediğimiz için ordaydık ve bunca tedavi arasında hamile kalsaydım bir kriter koyamayacakken böyle bir kibri kendime yakıştıramadım. Normalde insanlar hamileliklerini öğrenince gidip bir patik, bir badi falan alırlar. Bizim bebeğimiz için aldığımız ilk şey yoğurt makinesiydi:) Sevgilim sağ olsun. Mutfakta olmayı bu kadar çok seven bir baba adayı olunca (hiç de fena bir durum değil hani)… Dosyamız onaylandı çok şükür, sıramızın gelmesini beklemek dışında bir sıkıntımız yok. Aslında bu hikaye de erken doğum tercih sebebimizdi.

Arkadaş toplantılarında anlatacağım bir doğum hikayem ve aşerme hikayem yok benim. Göğüslerimden sütler de fışkırmıyor yavrumu beslemek için. Benim bebeğimi bekleme sürecim de farklı, her ay gidip ultrasondan görmüyorum ya da karnımda oynadığını tekmeler attığını hissetmiyorum. Ben onu yüreğimde hissediyorum, yüreğimde büyütüyorum. İlk karşılaşmamız da  bir doğumhanede olmayacak, bakıcı annenin kollarında göreceğim ilk kez. Bir telefon bekliyorum yüreğim ağzımda, gelebilirsiniz artık diye. Nefesim kesiliyor.  Eğer yüreğinde o sevgiyi taşıyorsa hiç tanımadığı birini sevebiliyormuş, onun için hayaller kurabiliyormuş, özlemle bekleyebiliyormuş insan.

Bir oğul var adını Deniz koyduğum... Kaderimizin birlikte yazıldığı bir oğul. Odasının duvarlarında martıların uçtuğu... Bir oğul var yüzünü rüyalarımda gördüğüm, yosun kokusunu burnumda hissettiğim. Anneannesinin ördüğü battaniyelerle ısınacak, sevgi arsızı olacak bir oğul.
Bugün sen çok gençsin yavrumHayat ümit neşe doluMutlu günler vaad ediyorSana yıllar ömür boyuNe yalnızlık ne de yalan üzmesin seniDoğarken ağladı insan bu son olsun bu son
Haftaya görüşmek üzere,

Ege 




17 Temmuz 2014 Perşembe

Emel'in Tüp Bebek Yapım Günlüğü — 4. Bölüm

Herkese selamlar, 

Geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim ve gelelim 3.tedaviye, artık hikayede günü yakalamaya az kaldı bu arada... 

28 Haziran Cumartesi günü OPU daydım yine, aradıysanız ulaşamamışsınızdır :) Bu sefer de geçen tedavideki gibi 6 folikül vardı. Artık üstün deneyimlerimize göre, 2 tanesinin boyutu küçük olduğundan (10mm) işleme alınamayacağını biliyorduk. Bir tanesi ise almış başını gidiyordu (22mm), en büyük ben olacağım arkadaş havalarında diğerlerine fırsat vermiyordu. Çok şükür ki çatlamadı son güne kadar ve onu da kurtardık. Toplanan 4 olgun folikülden 3 ü döllendi ve hooop buzdolabına :) Doktorum tedavilere ilk başladığımız günden beri, tıkanmadığımız sürece ekstra bir tahlil ve tetkik istememiştir. Hatta hastanede pahalı olan kan testlerini Kızılay’ da yaptırıp getirmemizi tavsiye etmiştir. Ancak tedavi süreçlerini takip ettiğim çoğu kişide ilk rahim filmi (hsg) istenirken bende tedavi başlangıcında (belki de bir spontan gebelik olduğundan) buna gerek görmemişti. İlk başarısız deneme sonrası rahim filmi çekmişti. Ki haklı çıkmıştı, tüplerde bir yapışıklık veya tıkanıklık söz konusu değildi. O günün görüşme randevusunda bugünün sorusunu sorup bir sonraki aşamanın historeskopi olduğunu ama şimdilik rahim içinin bu kadar kurcalanmasının faydalı olmayacağını öğrenmiştim. 

Üçüncü tedavinin OPU öncesi son muayenesinde ise doktorumuzdan beklediğimiz tetkiki duyduk. Dosyamı inceledi ve histereskopi istediğini söyledi. İnfertiliteye neden olan kesin teşhis konulmuş olmasa da rahim zarı inceliği şimdilik ilk problemim. Doktorumun düşüncesine göre; doğuştan zaten çok kalın olmayan bir yapıya sahip olan rahim zarım, ilk hamileliğimde yapılan kürtaj sonrasında iyice incelmişti. Onun anlattığına göre çok narin çalışılsa bile, kaldırılan mikron seviyesindeki yapı neticesinde orada bulunan kök hücreler zedelenebiliyormuş. Doğal olarak doğal yapısı bozulup bir daha eski kalınlığına ulaşamayabiliyormuş. Bkz. Şekil A! Öncesinde de kalın olmayan bir rahim zarım olduğunu düşünüyorlar. Bilebilir miyiz? Hayır. Şimdi sakın zannetmeyin ki kürtajı başka bir yerde veya kötü bir hastanede yaptırdım. 

Çalıştığım grubun kendi özel hastanesi var. Türkiye’nin sayılı özel hastaneleri arasında ve bize çalışan indirimi olduğu için tüm hastalıklarımızda burayı tercih ederiz. Hamile olduğumu öğrendiğim zaman yine bu hastane bünyesinde daha önceden de gittiğim kadın doğum uzmanımın kapısını çalmıştım. 3. muayenemde gebeliğin sonlandırılması gerektiğini söyleyince tabii hemen tamam dememiştik. Önce hocası olan yüksek riskli gebelik uzmanı (perinatolog) doktor arkadaşına yönlendirildik. O da aynı şeyi söyledi. Akabinde başka bir doktor gelip yine ultrasonla baktı. Netice değişmedi. Ben ısrarla kendi düşsün, kürtaj olmam desemde (içime doğmuş demek) üçününde ortak görüşü şuydu; eğer beklersek rahim içi kanamam fazlaydı ve rahimi kurtaramayıp ileride çocuğum olmama (!) riski vardı. Üç profesörden daha mı iyi bileceğiz dedik ve yattık o masaya. Bugün gelinen noktada yine aynı hastanede diğer meslektaşının (o da profesör) yapmış olduğu bir operasyon sonucunda böyle olabileceğini öğrendim. Doktorum açıkça ifade etti: “Biz çok hassas çalışsak dahi bazen kaldırdığımız yüzey bir tık fazla olabiliyor. Bazen de bünye böyle tepki veriyor inceltiyor.” Alın size nur topu gibi bir IVF bilinmezi daha...

OPU öncesi son randevuda bunu öğrenmiş olmam moralimi bozdu tabii ancak hastaneden çıktıktan sonra eşimle çeşitli senaryolar yazdık. Eğer kendi seçimimle doğal yolla düşmesini bekleseydim daha iyi olacağının garantisi var mıydı? Yoktu. Başka bir hastane olsaydı sonuç farklı mı olacaktı? Seçimlerimizin getirdiklerini yaşıyoruz, bilemeyiz. Baktık oraya takılmak, geriye sarmak bize iyi gelmiyor, bu tespiti burada bırakalım dedik. Doktor hatası mı, doğuştan imalat hatası mı bilemiyoruz tabii ama böyle de bir problemim var. Nokta. 

Muhtemelen bu hafta regli olup, haftaya historeskopideyim. Yine arasanız ulaşamayacaksınız :) İnternete çok fazla girip canımı sıkmak istemediğim için (kötü yorumlar da olabiliyor) çok araştırmadım ama genel ansiklopedik bilgilere göre bu aynı zamanda bir ameliyatmış. İçeriye girildikten sonra ince bir hassasiyetle rahim yapısı kontrol ediliyormuş ve karşılaşılan bir problem olduğu zaman (miyom, yapışıklık..vs.) anında müdahale şansı varmış. Gel gör ki adı gibi fiyatı da janjanlı... Fiyatı duyunca doktorun ilk seferde neden historeskopi istemediğini anlamış olduk :) 

Allah’ a şükür normal yaşantımızda maddi anlamda sıkıntımız olmayacak iyi işlerde çalışıyoruz. Ama tedavi başladığından beri eve giren maaşların 3 katı kartlardan çıkar oldu. Bir şekilde bugüne kadar düşe kalka geldik. Alışık olduğumuz ve hizmetinden memnun kaldığımız için tüp bebek tedavisinde de bu hastane ilk tercihimizdi ancak fiyatı duyunca acaba yaptırmasak mı demeden edemedim. Tüp bebek tedavilerinde işin duygusal boyutundan çok maddi boyutu da aileleri sarsıyor. Bizim için bu ay kredi kartları eksi bakiyelere düşse, gırtlağa kadar borca girsekte, annem sağolsun hac için biriktirdiği parayla (!) imdadımıza yetişti. Kartları sıfırladık, historeskopi için limit sağladık. Benim gibi devlet hastanesine gidecek esneklikte bir işi olmayan (özel sektör gözün kör olsun!) ve özel merkezlerde bu işlemleri yaptırmak zorunda kalan tüm derttaşlarıma Allah kolaylıklar versin diyorum. 


Ama şimdilik en stresli olacağım gün historeskopi olacağım değil, embriyoların çözdürüleceği gün bence. Bu sefer 5. gün transferi istediği için doktorumuz 2.günde dondurulan kardeş embriyolar 5. güne kadar gelişebilecekler mi? İlk seferde 3.gün transferi sonrasında geriye kalan 2 adet embriyo için 5.günü bekleyelim öyle donduralım demişlerdi ama maalesef bu senaryo gerçeklememişti. Embriyoların 4.gün gelişimleri durmuştu. Biliyorum önce historeskopinin iyi geçmesi için dua etmek gerek. Sonrasında düğün telaşımız var, kuzenim evleniyor onlar mutlu mesut olsun diye dua etmem gerek. Düğünden dolayı (şehirlerarası gidip geleceğiz) bu ay transferi erteleme durumumuz var aynı zamanlara gelmese diye dua etmem gerek. Ondan sonra çözülenler gelişimine devam etsin seviyesine gelebileceğiz inşallah. 

Off yazarken yoruldum. Siz de bana dua edin. Şansım bu sefer beni şaşırtsın ;) Not: Bu kadar yoğun gündemin arasında bir de düğünde ne giyeceğim telaşına düştüm ya ben! Bu ilaçlar +5kilo yaptı eskilerin içine giremiyorum diyeceğim ama bende “pisboğaz”lık yapıp, ilaçları bahane etmiş ve yemiş olabilirim tam emin değilim :) 

Not Not: Ben bu satırları yazarken yan masada yine tam gaz bebek muhabbeti.. Birlerdi iki oldular.. Sabır sabır... 

5. bölümde görüşmek üzere, 

Sevgiler, 

Emel.

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Naz Kız'ın Hamilelik Günlüğü — 29. Hafta

Bir Tosuncuk Geliyor... 

Aman Allahım! Bir tosuncuk anasıyım galiba ☺. Bu hafta 29. Hafta kontrolümüz vardı. Size daha önce oğlumuzun 1,5 hafta önden önden geliştiğini söylemiştim. Dün de 31 haftalık çıktı. Gittikçe fark atıyor. Kafası, karnı maşallah kocaman; suratı tam bir tosuncuk. Doktorum oldukça şaşırdı; ben de açıkcası endişelendim. Sağlıksız bir durum değilmiş, sadece doğumda biraz zorluk yaratabilirmiş. Muhtemel 4 kilo üzeri doğmasını bekliyor, çünkü şu an tam 1,5 kilo ☺. Ama bu büyüklüğe plasenta maalesef hala aynı yerde; yukarı çıkmamış; ama daha vakit varmış. Bu arada pozisyonu da kafa aşağı, hafif çapraz idi. Ben yine hafiften panikledim; doktorum anladı; merak etme kanalda değil dedi. Çok şükür... Bu arada iki gündür kasıklarımda acayip hareket hissediyorum; meğer ellerini kasıklarıma sıkıştırmış; onların hareketini hissediyormuşum. Töbe töbe yahu... İçimde başka bir kalp, ruh olması fikri bile beni şaşırtırken, bir de kıçını başını sokuşturduğu yerler hepten aklımı alıyor. 

Bebeğin büyüklüğü konusu kafamı kurcaladı. “Şekeri kaçırıyor olabilir misin?” dedi. Bu sorudan önce eşim komiklik olsun diye (veya çenesi düştüğünden ☺) bu aralar çok yediğimi söylediği için doktoruma, o da haliyle yediğimi, içtiğimi sorgular oldu; oysa bu ay sadece 1 KİLO aldım ☺. Ben bunun havasını atacağım derken, bir de hesap vermeye başladım. Gerçi son zamanlarda sinir sistemim öyle dengesiz ki azıcık saçmalıyor olabilirim ama gerçekten oturup 1 porsiyon tatlı bile yemedim. Hep az az, tırtıklama suretiyle takıldım. Ya da bana öyle geliyor ☺ Eşim doktora “hamile yalancılığı” var mı diye sordu ☺. Bu yeme içme konusunda azıcık karıştırıyor olabilirim... Ama zaten yesem kilo alırdım değil mi? (Kendini haklı çıkarmaya çalışan hamile ☺).  Bu irilik genetik de olabilirmiş tabi; fazla uzatmadan, konuyu burada kapattık. 

Çarpıntımdan bahsettim; kansızlık yapabilir dedi; kanımı aldı. Bu hafta sonucu bildirecek. Toplam kilom 75.6. yani ilk günden itibaren 11 kio aldım. Bence fena değil ☺ kalan zamanda da dikkat edersem, üstesinden gelebilirm sanırım. Bir dahaki görüşmemiz 3 hafta sonra, 32. Haftaya denk gelen zamanda. Çalışmak istediğimi belirttim; tamam dedi. Muayene sonrası herşey yolundaysa, raporu ona göre verecek. Hastaneyi de ayarladık. Dün bir telefon görüşmesi yaptım. Oda+ doğum+ bebek bakımı vb konularda bazı taleplerim olacak. Umarım uygularlar. Mesela doğum sırasında doğumhanede müzik çalmasını çok istiyorum. Kuzenim de orada doğum yaptı ve müzik yoktu. Bu konu benim için çok önemli; aynı şekilde odamızda da hep istediğimiz müzikler çalsın istiyorum. Sezeryan olacaksam, narkoz alma kararı aldım. Epidural riskli geliyor; ben baygın olsam bile bebeğimi hemen göğsüme vermelerini tembih etmem gerek. Galiba eşleri bebek doğunca içeri alıyorlarmış; ben hep yanımda olsun istiyorum. İşim gereği detaycı olduğumdan, bunları son güne bırakmadan ve kafamdan da atmak için sorup, halletmek istiyordum ama galiba benden başka kimse bu kafalarda değil ve ne desem “daha erken” cevabı aldığımdan, doğuma gidince halledeceğiz. Ama hastanenin hallolması da bir tik benim kafada ☺ Şimdi siz yine kafamın çok karıştığını, çok didiklediğimi düşüneceksiniz ama aslında öyle değil. Zihnim bulanmadan, kaygı halleri sarıp, sarmalamadan bu keyifli işleri keyifle halletmek derdindeyim. Sonra büyüyen karın, sıcak hava ile “offlaya pofflya” yapmak istemiyorum. Malumunuz mızmız ve huysuzuz... 

Şaka bir yana karnım çok büyüdü; baksanıza; Geçen gün 29. Haftasında olan bazı hamiledaşların hastane çantasını hazır ettiğini okudum facebook grubunda. Açıkcası azıcık şaşırdım; ben daha 1 adet hastane çıkışı aldım ki o da küçük kalacak galiba. Liste çok uzun değil ama o kafaya henüz girmemiştim ki bir arkadaşım, daha büyüdüğümde bu işleri şimdiye göre daha zorlanarak yapabilirsin diyerekten, beni endişe ağına aldı. Ben de taktım kayınvalidemi koluma ufak bir alışveriş turuna çıktık. Tabii ben o kadar cahil; kayınvalidem o kadar sakin ve detaycı ki; iyi ki benimle gelmiş. Yoksa elime attığım herşeyi alacaktım. Mesela bir mağazada hamile yastığı vardı; bayağı kullanışlı gözüküyordu ama açıkcası saçma bir rakamdı ama ben almaya razıydım; hatta eşim “uykularından önemli mi alsaydın” dedi ama süper kayınvalidem yastIğı iyice inceledi ve bugün kendi yastıkcısında yaptıracakmış. Bebeğin büyük olacağı fikri ile hastane çıkışı değil, 0-3 ay body.ler alalım dedi. Mesela 2 gün sonra %30 indirim başlıyormuş. Ben olsun birdaha gelemem alalım kafasındaydım ama o ben gelirim, sen beğendiklerini göster suretiyle tutumlu babaanne ödülünü kazandı. 

Ben ve eşim çok savurganız; böyle bir tutuculuk lazımdı bize; şikayetçi değilim, sağolsun, varolsun. 2 saatte genel listeyi tamamlamış olduk; ama o kadar yorulmuşum ki, ayaklarım patates gibi olmuştu. Bir yandan kayınvalidem, bir yandan görümcem sağolsunlar ilgi alakada her zaman ailemden kat ve kat daha duyarlı olarak, ayaklarımı ovmaya kadar beni mest ettiler. Gerçekten ne ablam, ne kuzenlerim, ne başkası bizim ailede böyle iletişimler yoktur. Eşimin ailesi ise rahat ve duyarlıdır. Bunu hamilelik sürecimde çok daha fazla gördüm. İyi ki varlar... Kayınvalidem hala kocama nazlanmıyorum diye bana kızıyor ☺. Sonra da oğluna beni şımartmadığı için kızıyor; hahahaha ikimiz de beceremiyoruz ama... Çarpıntımın ve halsizliğimin artması dışında bir sıkıntı yok çok şükür ama halsizliğimin erken başladığını söyleyenler var. Çivi çiviyi söker mottosundan koltuğa çok uzanmamaya, çok oturmamaya çalışıyorum. Çünkü içimdeki tembel bir uyanırsa, bir daha totomu koltuktan kaldıramam. Ayrıca son güne kadar hareketli olmayı tercih ediyorum. Karnımın büyüklüğü biraz soru işareti yaratsa da bugüne kadar benimle süper işbirliği yapan oğlumun beni yarıyolda bırakmayacağını umuyorum. Şu aralar tek hayalim bolca tuzlu suda yüzmek ve kuma yatmak. 

Sevgiyle Kalın, 

Nazlı

15 Temmuz 2014 Salı

Ayça'nın Doğal Doğum Hikayesi

Sevgili BYBO Ailesi, 

Eren Kaya, yok mu normal doğum hikayesi dedi ben de yazdım!

Hamileliğim boyunca normal doğum yapmak istedim. Çevremdekilere de hep söylerdim. Onlar da yüzüme karşı bir şey demezlerdi ama arkamdan eminim asla başaramaz diyorlardı. Çünkü bendenizin canı pek tatlıdır. Adet sancısına bile dayanamam. 

Dokuz aylık serüvenin sonunda 26 Ağustos'u 27 Ağustos'a bağlayan sıcaaakk bir gecede saat 4:00 sularında yine ben bunalmış bir vaziyette uyandım ve salona geçtim. O güne kadar en bir sancı ne başka bir şey. Bu arada 39. haftamdayım... Akşam sabah bekleniyor yani hanımefendi. İlk önce karnım ağrıdı. Tuvalete gittim. Sonra tekrar salona geçip uzandım. Fakat o sırada bir sancı girdi. Adet sancısı gibi... Önemsemedim tabii. Ama 10 dk. sonra tekrar geldi aynı sancı. Böyle 1 saat devam etti. Ben tekrar tuvalete gittim. Nişanım gelmişti. 

Hemen eşimi uyandırdım, "Bebek geliyoooorrr!!". O pek sallamadı tabii. Sanıyor ki ben avaz avaz bağıracağım falan... Neyse artık sancılar 5 dakikada bir gelmeye başladı. Nihayet kocacığım uyandı ve annemi aradı gelmesi için. Bu arada doktorumun hemşiresi benim çok yakın bir arkadaşımın annesi. Saat 6:30'da onu aradım ve sancıların süresini sordu. Ilık banyo yapıp sancılar 3 dakikada bire inince hastaneye gitmemi söyledi. Sancılar sıklaştı, sabahın köründe kuzen uyandırıldı ve ben, eşim, annem ve iki kuzenim yola koyulduk. 

Sancı geldikçe ben çığlık atmamak için zor tutuyorum kendimi. Bir de hep şunu düşündüm. Doğarken anneler kadar bebekler de sancı çekermiş ne kadar doğru bilmiyorum. Onu düşündükçe geliyordu bana bir ağlama krizi! Zor tutuyordum kendimi. Hastaneye vardık. Doktor hemen muayene etti ve 9 cm açıklık olduğunu söyledi! Ben epidural hayalleri kurarken doktorum "Ne epidurali doğum başlamış" dedi ve ben de içimden kallavi bir küfür salladım tabii. 

Sonra doğum odasına geçtik. Hamileyken hayalim eşimin de doğuma girmesi idi ama o hep redderdi. Ben sancı çekerken bir de baktım eşim elinde fotoğraf makinesi içeri girdi. Fakat bu sefer de ben onu istemedim. Çünkü sese tahammülüm yoktu. Ebe hemşire kontrol etti. Bebeğin başı gözüküyor saçlı bir kız olacak! Sonra kendi doktorum ve bebeğimin doktoru koşarak geldiler. Doktorum iki kere ıkın çıkcak derin nefeeesss haydi bakalım dedi ve gerçekten de iki, bilemediniz üç ıkınmayla bebeğim dünyaya geldi. Hemen yanağıma kondu ve ilk öpücüğümü aldı. İşte bu kadar!

Bu kadar kolay olacağını ben de tahmin etmiyordum. Ama sanırım hamileliğimde az kilo almam ve son bir ay köpeğimi sabahları gezdirmem de bu güzel doğumda çok etkili oldu. Umarım herkesin böyle güzel, sorunsuz ve mutlu birer doğum hikayesi olur.

Sevgiler,

Ayça

14 Temmuz 2014 Pazartesi

Emel'in Bebek Yapım Günlüğü — 4. Bölüm

Merhaba Herkese, 

Haftasonu Kızılay’daydık. Kalabalık ve hayat var orada. Öncesinde pilates, biraz Tunalı kaçamağı, arabayla ilk kez Tunalı’ya gidişim gayet başarılıydı ☺ Haftaiçi kalabalıktan uzakta yaşıyorum. İşim şehirdışında nerdeyse. Evim desen o da şehirmerkezinden uzak. Servisle çevreyolundan gidip geliyorum eve. Kimi zaman özlüyorum bu hareketliliği kimi zaman ohh be sessizlik diyorum... Yine kendimizi kalabalığa attığımız bir gündü. Önce mendil satan çocuğun annesinin elinden tutarak giden bir çocuğa arkasından bakakalması çarptı gözüme. Kim bilir neler geçiyordu kafasından. Başını okşayarak geçip gittik yanından. 


Eşimin kimi zaman önüne geçemediğim hadi arada yesin dediğim hamburger krizi tutmuştu. Ben elimden geldiğince yemiyorum öyle şeyleri. Bir masaya oturmuş eşimi beklerken başka bir masada Kızılay’da çoğu kişinin tanıdığı mendil satan çocuklar oturuyordu. Önlerindeki patates kızartmalarını, hamburgerleri yiyorlardı. Derken bir bayan geldi elinde iki paket vardı. “Bunlar da kardeşlerinizin” dedi. Ben hiç o gözle bakamamıştım o çocuklara, hiç elinden tutup bir hamburgerciye götürme cesaretini hissetmemiştim kendimde. Eşimin patateslerinden alırken inanın boğazıma takıldı. Çocukken babamın bizi hamburgerciye götürdüğündeki mutluluğumuz geldi aklıma nasıl da mutlu olurduk kardeşimle... Onların da çocukluklarını yaşamaya, arada şımartılmaya ihtiyaçları var.. Güzel yürekli bayan size teşekkür ediyorum... 

Bu hafta doktora tezimde ilerleme kaydettim. Aslında çok basit olan bir ayrıntıyı gözden kaçırınca oturmuyordu taşlar bir türlü yerine, odaklanmam gerekiyormuş sanırım. Şimdilik önümü görebiliyorum. Bu omuzlarımdan yükün birazını kaldırmama yetti. Bir de tez danışmanım onaylarsa tam olacak ;) Havalar da ısındı ya çalışması o kadar zor ki evin perdelerini indirip dışarıyı görmemeye çalışıyorum ☺. 

Bu arada bebek yapım aşamasında ise vücudumun dengesi yeniden kuruldu çok şükür herşey yolunda. Buna sevineceğim hiç aklıma gelmezdi hayat sen nelere kadirsin ☺ İniş çıkışlarım oluyor: mesela işyerinde yemekte başka masada bebek muhabbetinin geçmesi üzerine masayı bir anda terketmek isteyişim gibi... Garip karşılanıyorum muhtemelen ama beni anlamasını beklemiyorum kimsenin. Neyse, çıkayım şu moddan hemen! Yeni heyecanlı bekleyişler beni bekliyor ;) Bir gün o muhabbeti yapan sen de olacaksın Emel (inşallah yani ☺ ) İyi şeyler düşünmek istiyor insan ama bu aralar gördüklerimiz, duyduklarımız, bize hissettirilenler, yasaklar bunu imkansız kılıyor. Güzel günlere çok ihtiyacımız var.. 

Haftaya daha güzel bir pazartesiye uyanmak dileğiyle... 

Sevgiler

Emel

11 Temmuz 2014 Cuma

Ege’nin Evlat Edinme Hikayesi — 6. Bölüm

Merhaba,

Ben “Sevgili” 

Biraz da benim gözümden okuyun istedim hikayemizi: 

Her şey benim “eksiksiz olmalı her şey“ fikrimle başladı. Ya da durakladı demeliydim. Hayatım boyunca insanlar sevdim. Ama en çok çocukları. Çok sevdiğim içinde haneme doğacak güneş için her şey tam olmalıydı ve ben Ege’yi durdurmalıydım. Çocuğum için her şey hazır değildi! Hazır olan tek şey sarışın kızımız (Goldenimiz) di. Daha çok gençti ve enerjisi hiç bitmiyordu. Bize çok yardımcı olacaktı. Çünkü o hayatında ilk kez bir insan yavrusuyla karşılaştığında bile her zaman yaptığı coşkulu hareketleri bir kenara bırakıp sadece şefkatini ve dostluğunu sunmuştu. Elbet bizim geleceğimizin mutluluk kaynağı için de aynısını yapacaktı. Ama daha çok eksik vardı ve çok erkendi. 

Bir gün babamın gözlerinde gördüm o özlemi. Herkes torunundan bahsederken bana bakışında kaldım günlerce. Babam 30 yaşında baba olmuştu ve ben 28 yaşındaydım. Ege’nin artık beklemeye sabrı yoktu, başkalarının çocuğunu sevmek onu tatmin etmiyordu ve ben hep bunu görememiştim. Bencillik etmiştim. Hem de babamı düşünürken hayat arkadaşıma karşı bencillik etmiştim. Babamın hüznü Egenin yanında kumsalda ki bir kum tanesiydi. Hem arkamda doğmamış bir hayata özlem duyan bir sürü insan vardı ve ben hayattayken babama da gelecekte kendime de bunu yapmamalıydım. Evet emindim bir çocuğum “artık” olmalıydı. 

Her çağdaş çift gibi ilk durak bir jinekolog oldu. Her şey normaldi. Hatta biz bir yetmişlik almalıydık ve keyfimize bakmalıydık. Zaten olacaktı. Ama olmadı!... Bir sürü tahlil, tetkik, kontrol vs vs… Hep Ege birilerinin emirlerini yerine getirmek zorundaydı. Yediklerine dikkat etmeliydi, kilo vermeliydi, moralini iyi tutması gereken hep o idi. Zaten aldığı ilaçlar yüzünden kilo almasına, rahim kanseri riskine ve erken menopoza gireceğini bilmesi onu hiç ama hiç rahatsız etmemeliydi. Eeee ben ne yapacaktım? Ben damızlıktım sanırım. Tek işlevim vardı ve o da ikimize artık ızdırap gibi geliyordu. Zaten bir çocuk özlemini bir de sevdiği ile böyle bir durumda kalmayı düşmanıma dilemem. 

Canımızın yanmasında son nokta o rahim filminin çekildiği gündü. O gün yemek yememeliydi. Ne yani karşısına oturup ben kahvaltımı mı yapacaktım? Sonra o işlem. Çektiği acı anesteziye rağmen yüzünden okunuyordu. Artık ben bile inanmayarak “Artık bu son, bir sonraki çilen doğum olacak” diyordum. Ama ne o sondu ne de sonraki onlarca adım daha sancısızdı. Hele o clexane denen işkence ilacı yok mu? Ama ben yine sadece yanında bir saksıydım. Bu işlemlerin hepsini Ege’den okudunuz zaten. Ama tüp bebek ayrı bir tükenişti. Yapılan tüm işlemlerden sonra artık mucize “son silah” kalmıştı. Tabii ki yapmalıydık. Eeee her zaman ha deyince olmuyordu istediklerim. Evet olmuyordu. 

Ben öyle Türk filmlerinde her karne alındığında yanında bir de bisiklet hediye alınabilen evlerden birinde büyümedim. Hep ailemin gururuydum ama yıllarca kuzenlerinin bisikletine bindikten ve bekledikten sonra isteğine kavuşan bir Anadolu çocuğuydum. Ama beklediğimde hep ulaşmıştım emellerime. Emindim bu sefer de olacaktı. Sadece biraz daha bekleyecektim. Hesabımızı yaptık ama paramız biteli çok olmuştu. Fakat biz alışkındık, hem ne olacaktı evimizi birkaç yıl geç alırdık. Onun yerine kredi limitimizi bebeğimiz için kullanmalıydık. Kullandık tabii. Yine bir sürü ilaç bir sürü işlem eee ben ne yapacağım? 

Yumurtaların toplanacağı gün bir katkım oldu. İnsanın mahremiyetini bir kenara bu kadar bırakacağı başka bir neden olabilir miydi acaba. Sanmayın ki bir defa bu kötü hissiyata maruz kaldığım için yazdım. Her doktora gidişimizde Ege’nin yaşadıklarının ortağıydım. Ama artık bitiyordu. Yani öyle sanmıştık, bütün sevdiklerimizle beraber! Ne kadar bekledik hatırlamıyorum. Bu kadar olay üst üste binince insan bir her şeyini yutan bir girdabın ardından hangi eşyasının daha uzağa hangisinin daha yakına savrulduğunu bilemediği gibi bir ruh halinde oluyor. An geliyor sanki her şeyi tek bir filmde izlemişsin de anlatıyormuşsun gibi geliyor, an geliyor her badire ayrı bir uzun metraj oluveriyor. Zihni bile insana oyun oynuyor artık. Üstesinden gelmenin tek yolu unutmak olduğundandır belki... 

Ve embriyoların nakil vakti gelmişti. Ege laboratuara girmek istiyordu. “Bebeklerim” diyordu. Hep öyleydi, fanustaki balığını bile parmağını suya sokup severdi. Bebekleri bu kadar yakındayken onları görmek istemesi hiç de anormal değildi. Ve nakil yapıldı. Hayaller kurmaya başladık tabi, çünkü birden fazla bebeğimiz olacaktı doktorumuza göre. Bir kız bir oğlan. Kızın ismi annesinin çocukluğuydu ve babasının doğduğu yerdi. Erkeğin ismi ona üflediğimiz candı. Bazen, ikisini boynuma dayayıp öyle salyalarını akıta akıta uyutuyordum; bazen çocuklarımla sohbet ediyordum, söylediklerine şaşa kalıyordum. Her anımızı en renkli kalemlerle nasıl yazacağımı anlatıyordum, hiç siyah-beyaz fotoğraf çekmeyecektim hep rengini sonuna kadar açacaktım fotoğraf makinemin. Bir keresinde ikisini de evlendirdim, torun bile istedim.


Yine bir süre geçti ve sonuç zamanı gelmişti. Ben zaten emindim de bir uzmanın onayını bekliyordum. Ege ise bir o kadar ürkek. Kadın hassasiyeti ve her yerinden yamalı umutlarıyla gitmişti kan vermeye. Telefon bana geldi. Söyleyemedim. Ama kadınlar anlıyordu işte. Daha önce sadece Çağan Irmak beni böyle ağlatabilmişti. Erkekler hep ağlamaz ya? Yani öyle bilirdik… Bu son umut meğer buzdan yapılmıştı ve biz daha sıkı sarıldıkça daha kolay eriyip gidiyormuş. Hiç bu kadar yüksekten düşmemiştik. Artık ne paramız vardı, ne buna dayanacak gücümüz ne de 15 embriyodan nakledilenlerden geriye kalan herhangi bir şey. Dipteydik ve daha bitmemişti. Ege'nin vücudu da, psikolojisi de bir kıskacın içindeydi ve evde koca bir yalnızlık kök salıyordu. Hem acımız içimizde dağ gibi büyüyor hem de sevdiceğine bakıp kanserli bir hasta gibi ellerinin arasından kayıp gitmesini izlemenin kahrı oturuyordu yüreklerimize. Uzaklaşıyorduk ve bunun durdurmanın bir yolunu bilmiyorduk. 

Neyse ki! Bir psikolog imdadımıza yetişti. Psikiyatrist arkadaşıyla karar verdiler ve Ege’yi iyi etmenin yolunun ilaçlardan geçtiğine karar verdiler. Onlar uzmandı ve şimdiye kadar ne yaptıksa yine aynısını yaptık. Yani ne dendiyse onu. Ege uyuşturuldu. Sadece nefes alıyordu. Gülmüyordu, acıkmıyordu bile. Bu arada her sohbeti bir yarışmaya çeviren insanlar, bize vahşi hayatın aslında devam ettiğini kafamıza vura vura anlatıyordu. Çünkü bir çeşit cüzzam taşıyorduk ta aynaya bakmadığımız için bir biz fark etmiyorduk. Kendimize biriktirdiğimiz bir çok dostun tedavülden kalktığını geç fark etmiştik. Kalanlara daha sıkı sarıldık ve daha çok özlemeye başladık anne-babamızı… Bir gün yine sevdiğim şarkıları dinliyordum. Yeni Türkü çalıyor, Oya Küçümen söylüyor. Klibin son sözü sıcacık bir kelime “Baba…..” Ardından kaderin ikinci cilvesi: üç deniz ve “yağmurlar dinmeden gel”…. Sonrası çaresizlik. 

Ölümdür insanın en büyük çaresizliği. Bense kavuşmadan kaybetmiş gibi çaresizim. Küçücük hissediyorum. Akıp giden zaman ve gözyaşı birbirine karışmış ve tünelin ucu karanlık… Aradan geçen zamanlar hep birbirine benzediğinden yine bilmiyorum kaç gün doğumu kaçırdık. Sonra Ayşe Arman ve Mutlu Tönbekici yazıyor ve Ege’de bir ışık beliriyor. Bana geliyor “ne olur gidelim, görüşelim. Bir zararı olmaz. Hem ilk ağızdan öğreniriz her şeyi”. Herkesin bu hayata geliş amacı farklıydı. Hep iyi bir insan olduğumu düşünürdüm ama yaşadığımız hayata bir katkım olmamıştı. Bu yüzdendi bütün organlarımı bağışlamam hatta kalanın kadavra olarak kullanılmasını istemem. Yaşarken bir işe yaramamıştım, bari sonrasında bir faydam olsundu. İşte yaşarken de bir fırsat bulmuştum. Eminim çok güzel gülen bir bebeğim olacaktı ve o bana-ben ona mutluluk verecektik. Sonra mı? Sonrası mavi bir mutluluk…… ☺ 

Sevgiler 

“Sevgili” 

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Naz Kız'ın Hamilelik Günlüğü — 28. Hafta

Ohh beeee ☺ Stresime neden olan etkinliğimizi kazasız, belasız ama akıl almaz bir yorgunlukla atlattım. Kuş gibiyim, tüy gibiyim; havalarda uçuyorum... Bebeğim de çok destek oldu; birlikte üstesinden geldik çok şükür. Stresimiz bitince oğlumla daha sakin günler geçirmeye başladık. Keyfimiz yerinde, sağlığımız da öyle çok şükür. Sadece kalp çarpıntım çok oluyor ama bu sıcaklarda normal olsa gerek. Haftaya doktor kontrolümüz var; bu konuyu soracağım. 

Tekmeler inanılmaz arttı, neresi olduğunu bilemediğim tarafları artık elime geliyor; biraz ürkütücü geliyor açıkcası; korkuyorum tutarken ☺. Bunun dışında bu hafta iki konum var zihnimde ; biri doğuran anne çalışmalı mı? Neden çalışmamalı? Evde kalan anne illa kafayı mı yiyor üstüne. Zaman yaklaştıkça gelen sorular nedeniyle ertelediğim bu soru, cevabını veremediğim sürece önüme çıkıp duracak gibi. Şimdi ben büyük konuşma üstadı, bir gün anne olursam, bebeğime kendim bakma konusunda söylemlerde bulunuyordum. Zira şans o'dur ki eşim de en az 2 yaşına kadar benim bakmamdan yana. Şimdilik bir planımız olamasa da 16 haftalık doğum izninin acımasızlığı düşünülürse bebeğimi 2-3 aylıkken birakıp, işe gitme fikri bile içimi darlıyor. Ama bu konuda açılan tüm sohbetlerde herkes ama anne olmuş herkes “sakın işi bırakma, mutlaka işe dön” diyor. Resmen baskı haline geldi. Oysa henüz bir karar vermedik ama bu mevzu çokca kafamı karıştırıyor. En son annemin kuzeni şunu dedi “çocuk için neden kariyerinden vazgeçiyorsun ki? Ben 2. Ayda mamaya geçtim (yurtdışı seyahati çok olduğu için) oğlum da maşallah hiç hasta olmaz ( şu an 8 yaşında), domuz giibidir” gerçekten ağzım açık kaldı. Bu hayatta çocuğun için birşeyden vazgeçmeyeceksen, ne için geçeceksin? Ben farklı kafalardayım sanırım ama sizlerin de fikrini almak istiyorum. 

Henüz anne olmadığım için ve doğum sonrası efsaneleşmiş “ilk 3 ay çok zor” sendromunu ancak tahmin edebildiğimden, fikrimin değişeceği belli gibi. Oysa işyerinde de birsürü insanın ağızkokusunu çekiyor; yollarda sefil olmuyor muyuz? Sizi çok motive eden, sürekli dinamik ve heyecanlı bir işiniz yoksa (maddi kısmı konu dışı) onun yerine bebeğinizle olmak daha keyifli olmaz mı? Ayrıca bebeği olan illa evde mi oturur? Parka gider, sahile iner, ağaç dibine tüner; değil mi? Çok mu hayal kuruyorum? Çoğu şeyi yaşayıp, göreceğimin farkındayım. Büyük konuşma üstadı olarak artık ağzımdan çıkandan korkar oldum. Oysa niyetim iyi ise ağzımdan çıkan da iyi değil midir? Herşeye mi nazar değiyor yani? ( İsyannnnnn!!!!) Bakalım siz tecrübeli anneler, babalar neler diyeceksiniz? Yani şansımız yaver gider de, maddi olarak gücümüz olur ve ben işten ayrılırsam, kafayı yiyeceğim kesin bilgi mi? ☺ Bu arada ömrü hayatımda çalışmış, çalışmayı seven ve genelde evde ne yapacağını bilemeyen bir karakterimdir. 


Gelelim gündemimdeki diğer konuya; bu daha zevkli ☺ Bu siteyi tanımama vesile olan Ceren Avusturya’da yaşıyor ve bebek taşıma üzerine eğitim almış. İlk defa onda gördüğüm bizim tabirle “bez ile taşıma” fikri hoşuma gitmişti. Akabinde kızkardeşi, benim iş arkadaşım 3 ay önce doğum yaptı ve o da 15 günlükten itibaren bebeğini Girasol Mei Tai tarzı bağlama şekli ile taşımaya başladı ve ne kadar konforlu ve kolay olduğunu gördük. Emzirirken bile bu şekilde sadece memeyi açma suretiyle emziriyorlar. Kumaşları organik ve çok kullanışlı. Sağolsun Sevgili Ceren Türkiye’ye geldi de bana da dün kısa bir bağlama eğitimi ve değişik taşıma materyallerini tanıttı. Benim şimdilik aklıma yatan Frl. Hübsch tarzı taşıma. Ama eşim de taşıyacağı için onunla ortak kullanımlı birşeye karar vermemiz gerek. Ceren bu ürünleri yurtdışından getiriyor. Değişik renkleri, modelleri var. Bana bir link yolladı. Akşam olsa da eşimle seçim yapsak diye pek heyecanlıyım. Umarım taşımayı da becerebilirim, malum bel fıtığı var. Ceren özellikle bebeğin omurilik gelişimi için doğru taşıma üzerine çok faydalı bilgiler verdi; kesinlikle omuriliğin dik olmaması gerektiğini, ayakların sağ ve solda nasıl bir açı ile durması gerektiğini dünya güzeli oğlu Luis Aren mankenliğinde çalıştık. Bu arada BYBO rozetleri de bu taşıma kumaşlarının üstünde yerini aldı ☺. 

Haftaya görüşmek üzere,

Sevgiler,

Nazlı

4 Temmuz 2014 Cuma

Emel'in Tüp Bebek Yapım Günlüğü — 3. Bölüm

Merhaba BYBO,

Büyük üstad Bülent Ortaçgil'in dediği gibi saatler çalışıyordu izinsiz hep bir sonraya ve biz değirmenlerine karşı bile bile yitik savaşımızı veriyorduk. Şarkının sonu umut verici bitiyor neyse ki: "belki de en güzeli böyle" ... Testin sonucunu öğrenince, olumsuz olma ihtimaline karşılık 10 gündür kendimi hazırlama çabalarım işe yaramış, kötü habere rağmen hiçbir şey hissetmemiştim. “Oh be, bekleme stresinden kurtulduk çok şükür!” ilk sözüm oldu eşime. O ise çok üzüldü, baktım benden bir kıvılcım görse ağlayacak bile, inanmak istemiş demek kendine bile çaktırmadan. Zaten biliyorduk falan filan zırvalamalarıyla laf salatası yapıp kafasını bulandırdım. Dışarı çıkalım dedi, çıktık, gece yarısına kadar gezdik, bedenen kendimizi yorduk eve gelene kadar –ki yastığa başımızı koyunca gözler fal taşı gibi açık tavana dikilmesin diye. 

İlk tedavimiz embriyo oluşmadığı için OPU seviyesinde kalmıştı, yazmıştım. Bu ikinci tedavi sonuna kadar gelebildiğimiz ilk tedaviydi ama onda da olumlu sonuç olmamıştı. Eşime göre ilk tedavi deneme olarak sayılmıyordu. Ama niyeyse parasını ödüyorduk :) Negatif haberinin üçüncü günü bende durum dank etti. Nedense kötü haberi aldığımızda durumu çok güzel kotarabilmiştim ama aradan 72 saat geçince o an öğrenmiş gibi birden sarsıldım. Ne oldu o gün, yine işyerinde biri bir şey mi dedi hatırlamıyorum ama eve gitmek istiyordum. Eve geldim, yemeği hazırlamak gelmedi içimden, hasta gibiydim. Eşim işten geldi, sonrasında bende film koptu. 

Bugün durumu analiz ederken yaptığım tespit şu; sanırım ben 11 yaşındayken babam bu dünyadan göç ettiği için hayatın ilk 11 yılından sonra karşıma çıkan bütün zorluklarında evin reisi rolünü üstlenmişim. Annemin veya kardeşimin kurtarıcısı olmuşum. Hep problemleri çözmüş, altından kalkamadığım hiçbir şey olmamış. Evlenmişim, eşimin ve eşimin ailesinin de bilumum işlerine ben koşmuşum, problemlerini ben çözmüşüm. Şimdi ise kontrolü bende olmayan bir arabaya bindik ve ilk denemede duvara çarptık. Sanırım sonradan dank eden bu nirvanaya varıştı. 

Geldik üçüncü tedaviye... Bu arada 2013 Kasım ayında başladığımız maceramız 7.ayına girmişti. Her tedavi başlangıçlarında ilaçların ve iğnelerin neden olduğunu söyledikleri muhteşem kistlerim olduğu için doğum kontrol haplarımı alıp tıpış tıpış eve döndüm. 21 gün iç, 4 gün bekle, reglinin 2.günü tekrar kontrole git. Allahtan ilaçla sönmeye karar veriyorlardı da işi daha uzatmıyorlardı. Şu herşeyimi planlama manyaklığım yüzünden kendi kendime bu işin bitme süresi olarak gördüğüm 6 ay dolmuştu ve 7. aya girmiştik. Hesaplarıma göre çoktan hamile kalmış olmalıydım, Yonca’ nın, Ceren’ in, Gizem’ in, Büşra’ nın, Yeliz’ in, Nur’un ve Nil’ in bebekleri doğmadan ben de hamile olurdum herhalde?!?!.. İkisi doğurdu, ikisi bu hafta doğuruyor, son iki ise tur bindirdiler bana. Yani en erken hamile kalma tarihimde hamile kalma ihtimalim, onların doğumlarından öncesine yetişemiyor an itibariyle. Düşünün ailenizde ve işyerinizde bu kadar hamileyle ve göbekleriyle burun buruna yaşadığınızı... 

Biri de işyerinde yan masa komşum. Sabahtan akşama kadar bebekle yatıp bebekle kalkıyoruz. Tabii mutludur, dibine kadar yaşasın, anlatsın herkese. Ama ben bu kızcağızımıza ilk hamileliğimi ve kaybımı anlattım, doktora gittiğimi biraz biliyor, geri kalan kısmını aldığım gün içindeki 2 saatlik izinlerimden tahmin ediyor, ayrıca hamileliğinin 8.haftası başlayıp 12. haftasına kadar süren riskli bir durum yaşadı ve ben ona büyük destek oldum. Benim nasıl hissetmiş olacağımı ucundan kenarından bilen birisi olarak bu süreçte benim olduğum ortamlarda biraz daha hassas davranamaz mıydı? Şu an yaklaşık 6 aylık hamile ve yine eski buhranlarıma geri dönüş yapıyorum sayesinde. 3 aylık hamileyken bebek şekeri yapımına başlanır mı arkadaş? Bir de benden başka biri yok mu git ona sor nasıl olmuş o mu bu mu diye! Bir doğursa da bende bir rahatlasam diye gün sayıyorum vallahi. Hep bir densiz çıkar ve “Eee hadi sizde amma tembel çıktınız yahu, sıra sizde, hahahaa” der ya o an yemin ederim büyük küçük demeden ağzının ortasına okkalı bir Osmanlı tokadı çakmanın hayalini kuruyorum. Çok kişiyi böyle sildim defterden. Densizler ve densiz olmayanlar diye ikiye ayrıldı insanlar. Densizlerden mümkün olduğu kadar kaçtım, yeri geldi tuvaletimi tuttum o densiz oradan çıkmadan girmeyeyim diye. 

Çetin şartlarda zor bir cephede savaşıyordum ama git gide bu tedavi ve doktora gitme işlerine de alışmıştım. Yarı densiz sayabileceğimiz bir iş yeri arkadaşımız bir gün beni sotada yakaladı. Dersime hiç çalışmamıştım, gece karanlığında ışık görmüş tavşan gibi kal geldi. İlk hamilelik hikayesinden haberi olduğu için kendinde hak görüp sordu, nasıl gidiyordu, 2 sene olmuştu, merak ediyordu - haklı olarak. Baktım aklıma yalan gelmiyor, “nereye kadar yalan Emel?” gazıyla ilaç kullanıyorum dedim. Doktora gidiyoruz dedim. Rahim zarı inceliği diye bir sıkıntımın olduğunu ve bunun ilaçla düzeltilmeye çalışıldığını anlattım. Aslında kelimesi kelimesine doğruydu hikaye, amh değerimle ilgili ve tüp bebek tedavisiyle ilgili eksik kısımlarını saymazsak... Bir rahatlama geldi bana anlatamam. Demek hikayenin hepsini ve soran herkese anlatabilsem ne kadar hafifleyecektim piuuuu! 


Eşim benim bu hayattaki en büyük şansımdır. Beni bazen ben bile çekemezken, dile kolay 18 senedir idare etmiş. (Maşallah!) Ergenlik bunalımlarımızdan başla, evlilik krizlerine gel.. Annem-teyzem ikizler, baba tarafından dedemin ikizi var-mış, (bu arada anne-babam teyze çocukları olduklarından aslında pek anne tarafı baba tarafı diye bir ayrımımız yok) yine baba tarafından kuzenlerim ve yine onların çocukları olarak 4 adet ikiz var ve bu ikiz bolluğunun yanı sıra evlendik, bende hep bir korku “Ya çocuğumuz olmazsa?” Hayır arkadaş bu kadar korkuyordun madem niye bu kadar erteledin diye kendime sormak istiyorum müsadenizle. -Evet Emelcim cevap lütfen? Yok. Burada işte eşimin yine en büyük şansım olduğunu hep birlikte bir kez daha anlıyoruz kızlar: Evlendiğimiz günden beri adam, “çocuk yapalım” dedi, yok daha zamanı var dedim, ya çocuğumuz olmazsa diye sora sora onun ömür törpüsü oldum, “ben seninle muhakkak çocuğumuz olsun diye evlenmedim ki, olmayabilir” dedi. O kadar negatif düşünce yollayınca evrene o da beni haksız çıkarmamak için ağlarını örmüş sağolsun. En son annemin kuzeninin gelini (!) ikiz doğurdu, yakasına yapıştım annemin “Anneannemler zamanından beri bizim sülale toptan tüp bebek tedavisi görüyor da benden mi saklıyorsunuz ya?” atarımla gülme krizlerine girdik. “Çocuğumuz olmazsa, önce dünya turu yaparız. Mesela Amerika’ ya gideriz, gezebildiğimiz kadar gezeriz, (bkz. İlk bölüm girişi- gezmeyi seviyoruz demişim ve aklımız fikrimiz hala gezmekte) dönüşte de gerekli kurumlara başvurup, istersen koruyucu aile oluruz istersen evlat ediniriz” düşüncesinde bir eşim var çok şükür. Evlat edinme işine yeşil ışığı daha evlenmeden yakmıştık biz. Evlenince ilk çocuktan sonra yardıma muhtaç bir çocuğun hayatına dokunup evlat edinelim diye konuşmuştuk. Allah herşeyin hayırlısını bilir verir zaten ama sen sen ol büyük büyük konuşma arkadaş! Bak bana ibret al. İçimdeki gizli nine yönümü önüme katıp "Hayırlısı neyse o olsun evladım" diyorum kendime. Aferin bana! Benden ufak bir tavsiye, bir şeyi isterken Allah'dan eksik dua etme. Ve en kısa zamanda değil en hayırlı zamanda, sağlıklı ve uzun ömürlü, hayırlı evlat iste. İster doğurduğun, ister büyüttüğün olsun farketmez. Dua, amaca giden, elimdeki tek araç...

4. bölümde görüşmek üzere, 

Sevgiler, 

Emel.

3 Temmuz 2014 Perşembe

Melek'in Hamilelik Günlüğü — 9. Hafta

İlk kontrolümüz 

İlk randevuyu almış, 08:30’da hazır bekliyorduk hastanede ☺. Allah’a şükür bir problem görünmüyor. Ultrasonda tek kese göründü. Haftaya yine görünme ihtimali olabilirmiş. Tekrar kontrol edilecek. Belki bir sürpriz olur. Bugün 5 hafta 6 günlükmüş. Yani şu anda 6. Haftamın günlüğünü yazıyorum. Son adet tarihi hesabı transfer tarihinden 2 hafta öncesi olarak alınıyormuş. Benim SAT 20 Aralık 2013'tü, ama 26 Aralık 2013 diye hesaba başlamak gerekiyormuş. Boyu 4mm. Aslında boyuna göre 6 hafta 1 günlük. Ama bu fark blastokist olarak transfer yapıldığı için olabiliyormuş. Kalp atışlarını dinledik ☺ Umarım hep öyle atmaya devam eder. Tek sıkıntım midemdeki gaz... Geçmiyor, bitmiyor... Hep bir gurultu ile dolaşıyorum. Patlamaya hazır bomba gibiyim. Bir şey yiyerek de geçmiyor, yemeyerek de... Alt karında hissettiğim ağrılar ise ayrı bir sorun. Okuduğum kadarıyla rahim genişlemeye çalıştığı için böyle sancılar oluyormuş. Ama neredeyse kanamam başlayacak gibi sancılar giriyor :( Kendimle ilgili başka bir sıkıntım yok. 

6. Haftada başlaması muhtemel mide bulantıları başlamadı. Zaten her hamilelik kişiye özel. Belki biraz da genetik. Şimdilik normal hayata devam ediyoruz. Sadece abur-cubur yemiyoruz. Benim sağlığımdan çok bebeğimin sağlığı için… Tiroid rahatsızlığım için bir uzman doktora danışmamı önerdi doktorum. Zaten bir rahatsızlık olduğu için hamileliğin başında, ortasında ve sonunda görüş almamızın faydalı olacağını söyledi. Bu sabah doktora giderken evdeki tartıda 68 kiloydum. Hastanede 71 çıktım. Arada fark çıkacağını zaten biliyordum. Moralimi bozmuyorum :) Eşimin bana belli etmediği endişeleri yüzünden sürekli kavga eder hale geldik. Ona göre ben hamileliği umursamayan, sorumsuz ve bilinçsiz biriyim. Kendime hiç dikkat etmiyormuşum. Halbuki ben sağlığımın elverdiği ölçüde normal hayatıma devam ediyorum. Mesela eşim araba kullanmaktan hiç hoşlanmaz. İşi gereği hafta içi sürekli araba kullanması gerektiği için çok bunalmış oluyor. Haftasonları arabayı ben kullanırım ve araba kullanmak benim için bir zevktir ☺. Gerçekten çok keyif alırım. Bunu bilmesine rağmen hafta sonu anahtarları elimden alarak “ben çok istiyorum araba kullanmayı” dedi. Bunu beni kandırmak için söylediği belliydi. Araba kullanmanın bana zarar vereceğini düşünüyordu aklı sıra… Çok kötü kavga ettik ve ben direksiyona geçtim. Böylesine bana zevk veren bir olayı neden bu hale getiriyor anlamakta zorlanıyorum. Halbuki nevresim değiştirmek gibi daha çok bedensel aktivite gerektiren bir işte son derece umursamaz davranıyor. Aynı şekilde ben işim gereği bazen mesai saatlerini uzatmak zorunda kalırım, haftasonları çalışmam gerekebiliyor. Belki önümüzdeki haftasonu çalışmam gerekir diye bilgi verdiğimde yine beni umursamaz olmakla suçladı. Daha 6. Haftada, ortada bir risk yoksa neden çalışmayayım? Bunları yaşayan sadece ben değilimdir diye tahmin ediyorum. Ama benim kendimce düşüncem, kavga etmemeye uğraşıp sinirlerimi içime atarak yıpratmaktansa, kendimi üzüp bebeğimi strese sokmaktansa, doğru bildiğimi direkt söylemek ve içimi rahatlatmak. Acaba doğru mu yapıyorum? 

Ayrıca bu kontrolümüzde çok fazla USG kontrolü yapılmasının sakıncaları hakkında konuştuk doktorumuzla. Doktorumuzun fikri bunun bir zararı olmadığı yönünde. Özellikle zararlı bir alet olsa bütün gün ellerinde gezdiği için ilk zararın doktorlarda görüleceğini düşünüyor. Amerika ya da Almanya gibi ülkelerde hamilelik süresince sadece 3 kere ultrason muayenesi yapıldığından bahsettik. Doktorumuzun fikrine göre, orada doktor muayene ücreti ve USG ücreti ayrı ayrı alınıyor. Ayrıca sağlık sigortaları USG ücretlerini hamilelik süresince 3 kere karşılıyor. Bu nedenle aradaki ücreti kimse cebinden karşılamadığı için USG'ye de az bakılıyor. Siz ne dersiniz? 

İkinci Kontrol 

İkinci kontrolümüzü tam 7 hafta 0 günlükken yaptırdık. Doktor probu ilk yerleştirdiğinde 2 karaltı gördüm ve yine bir umut oldu içimde. Ama biraz sonra doktor tek bebek dedi. Demek ben yanlış gördüm dedim. Eşimi çağırdı. Ona da gösterdi. Yine kalp atışını dinletti. Ve sonrasında benim gördüğüm karaltı için kanama olduğunu söyledi. Bu kanama bazen kendiliğinden geçtiği gibi bazen de artabilirmiş. Ultrason cihazı belki iyi olmasa göremeyebilirdik bile dedi. Ancak bir kere gördüğümüz için artık yokmuş gibi davranamayız, dinleneceksin, başka yolu yok dedi. Haftada 2-3 gün işe gidecekmişim, en azından bebeği biraz daha büyütene kadar. Ben sürekli kötü senaryolara kendimi hazırlayan biri olarak sakin davranmaya çalışıyorum. Her şey bizim için… Ama artık acil bir durum var. Muayeneye öğle arasında gitmiştik. Doktor hemen rapor yazarak beni eve yolladı. Sürekli yatacaksın dedi. Her şey önüme gelecekmiş. Ev işlerini dert etmeyeceksin, istediği kadar işler yolunda gitmesin, umursamayacaksın dedi. Söylemesi kolay ama yapması gerçekten zor bir şey benim için… 

Bebeğimiz Allah’a şükür sağlıklı devam ediyor. Boyu 12 mm (7+0), gelişimi 3 gün (7+3) ileride çıktı. Hemen işe döndüm. Raporumu teslim edip, bilgisayarımı toplayıp çıktım. Durumu müdürlerime mail attım. Allah’a şükür son derece anlayışlılar, ne kadar gerekiyorsa yat dinlen dediler. 4 gün boyunca sürekli yattım. Progestreron olarak yaptığım vajinal jel ve 3 günde bir kalçadan yaptırdığım iğneye çok özen göster ve devam et dedi. 5. gün rutin tahlillerimi yaptırmak için devlet hastanesinde bir doktora gittim. Bundan sonra orada da bir doktorun kontrolüne devam etmek istiyorum. O doktorun düşüncesi de aslında yatarak düşüğün kesin engellenemeyeceği. Ama tedbirli olmak için dinlenmem gerekiyor. Rutin olarak istenen hamilelik testlerini gösterdim ve yaptırabilir misiniz diye rica ettim. Bu doktorun tespiti çok yerinde oldu, çünkü istenen tahlillerin çoğu tüp bebek öncesi yaptırdığımız tahlillerdi. Tüm tahlillerimi bir dosyada sakladığım için hemen 1 sene öncesine göz attım ve yaptırdığım tahlilleri buldum. Zaten çoğu antikor-antijen tahlili olduğu için, eğer vücudunuzda varsa vardır. Artık kaybolmaz. 

Benden bir de kan uyuşmazlığı testi istenmişti. Doktor hanım kan grubumu sordu, 0 Rh (+) dedim. Anne pozitif olduğunda kan uyuşmazlığı oluşmazmış. Yani bu tahlil de boş yere yaptırılacak bir şey olacaktı. Böylelikle devlet hastanesine gitmeye karar verdiğim için gerçekten mutlu oldum. Özel hastanelerin büyük ihtimalle doktorlara zorunlu kıldıkları testleri sorgusuz sualsiz, özel sağlık sigortasının avantajını kullanarak yaptırmaya çalışmaları çok manidar. Kaldı ki benim özel sağlık sigortam %100 olarak her şeyi karşılamıyor ve ben hemen laboratuara koşup tahlil yaptırsaydım bunun bedeli ne olacaktı Allah bilir. Üstelik daha önce yaptırdığım testler için… Kadın doğum doktorunun önemsediği bir konu oldu. Günde 4 doz kullandığım östrojen hormonu ile birlikte 10 senedir kullandığım insülin düzenleyici ilacın birlikteliğinin bir sorun oluşturma ihtimali… Bunun için de dahiliye bölümüne randevu almamı istedi. Hemen başka bir devlet hastanesinden randevu aldım. Dahiliyeci beni endokrinologa sevk etti. Aslında işlerinizi devlet hastanesinde halletmek zor gibi görünse de biraz zamanınız varsa yapabilirsiniz. Özellikle tüp bebek gibi mali anlamda yorucu bir sürecin sonunda, benim gibi ayda bir hormon tahlili yaptırmanız gerekiyor ise devlet hastanesini tercih edin derim. Artık devlet hastanesindeki doktorlar da daha ilgili, daha özenli. Endokrinolojinin görüşü; insülin direnci için kullandığım ilacı normalde endokrinologlar pek tavsiye etmez ama tüp bebek tedavisi içerisinde kadın doğum doktorları bunu faydalı bularak devam ettirirler. Şimdi uzun süredir yürütülen bir tedavi olduğu için müdahale etmek istemedi. Ama tahlil sonuçları sanırım daha belirleyici olacak. 

Bu hafta 9 haftayı tamamlayacağız. Bendeki tüm belirtiler kayboldu. Midemde gaz da olmuyor maasallah, kasıklarımda ağrı da… Bir yandan maaşallah derken bir yandan da korkuyorum.

Haftaya görüşmek üzere...

Melek

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Ege’nin Evlat Edinme Hikayesi — 5. Bölüm

Merhaba BYBO,

‘’Tamam hazırız’’ dedik ve tüp bebek tedavisi için yola koyulduk. Hazırız dedik ama hiç de hazır değildik aslında. Öyle kolay kabullenilmiyor bundan önce yaşanan negatif sonuçlar, kaygılar geçmek bilmiyor. Hatta her defasında daha da büyüyor. Her defasında toplanmak daha da zorlaşıyor. Bisiklet binmeyi öğrenen kız çocuğu değilim ki artık her düştüğümde kanayan dizlerime rağmen yeniden kalkabileyim. Kanayan yaralar kabuk tutmuyor, tutmasına da izin vermiyorlar zaten. 

Aşılamada yaşanan hipersitimulasyondan dolayı tüp bebek tedavisinde de doktorumuz düşük bir dozla başlayalım dedi. İğnelerle akraba olmuştuk artık. Pıhtılaşma problemi yaşamamak için bir de clexane kullanıyordum onun acısı hiç birine benzemiyordu. Yumurta olgunlaştırıcı, buna karşı antagonist iğne ve kan sulandırıcı iğne… vücudum süzgeç olmuştu resmen. Ben yine daha 5. Gün kontrole gitmeden hipersitimule olduğumu anladım ama bu sefer diğerlerinden daha fenaydı. Karnım 5 aylık bir hamile karnı gibiydi. Adım bile atmakta zorlanıyordum sanki ben yürüdükçe yumurtalar teker teker dökülecekti. 

Psikolojik destek alıyorduk, eşimle birlikte aile terapisine gidiyorduk. Kontroller eşliğinde yumurta toplama gününe geldik. Ufak bir anestezi ile 27 tane yumurta toplandı. Boşuna değilmiş bu kadar sıkıntı. Doktorum sepet sepet yumurta diye dalga geçiyordu. Ancak hipersitimulasyon kötü durumdaydı 3 gün içinde kontrol altına alınmaz ise transfer gerçekleşmeyecekti, embriyolar dondurulacaktı çünkü hayati risk oluşmaya başlamıştı. Bu fikir hiç de hoşuma gitmedi. Bu sefer de embriyoların dondurulması işlemine takmıştım, okuduğum makalelerde en çok kabul gören dondurulma işlemi farklıydı ancak İzmir'de hiçbir merkezde bu işlem uygulanmıyordu. Takıntılarıma bir yenisi daha eklendi, ya benim embriyolarıma bir şey olursaydı ya hiç transfer için embriyom kalmazsaydı?

27 yumurtadan 19 tanesi döllenmişti. 3. Gün sonunda 15 tane embriyom vardı. Daha sonra transfer edilmek üzere saklandılar. Verilen kortizonlara rağmen benim hipersitimulasyon bir türlü geçmiyordu ve bir gece fenalaşarak hastaneye kaldırıldım. Durum ciddiydi pıhtılaşma başlamıştı. İğnelerden kurtulamıyordum, serumlar bitmek bilmiyordu. Hastaneden eve çıktığımızda bile evde serum devam ediyordu. Biraz daha geç kalınsa yaşamım sona erebilirmiş. Annemler de bizimle perişan oldu. Herkesin kendi canı tabii, sonuçta ben de onların yavrusuydum. Yaşadığım üzüntüler yetmezmiş gibi bir de canını kaybetme ile karşı karşıya kalmaya dayanamadılar. Toparlanıp vücudumun transfere hazır hale gelmesi için iki ay bekledik, kontrol edildik. Ama içimde bir ses sürekli beni rahatsız etti. Aklım hep dondurulmuş embriyolara bir şey olursa'da... 


İlaçlar verildi rahim hazırlandı transfer günü geldi. İşkence daha bitmemiş. Transfer öncesi sıkışık olunması gerekliymiş. O nasıl bir durumdur, o kadar kötü olmuştum ki transfere odaklanamadım bile. Transferden sonra bir süre dinlendim ve evimize geldik. 12 gün sonra kandan tahlil yaptıracaktım. 1 hafta izin aldım evde dinlendim annem ve canım anneannem geldiler bana bakmaya. Ellerinden gelse nefes almama bile izin vermeyeceklerdi. Tuvalete bile izinleri ile gidiyordum. 12. Gün hafta sonuna denk geldi gidip baktırmadım, zaten benim dönemim şimdiye kadar daha kan tahliline kalmadan gelmişti. Bunda da öyle olur diye düşündüm. Ama gelmedi gecikti. Eşim nasıl heyecanlı, oldu bu sefer oldu diyor. Gidiyoruz tahlile, beklemiyoruz hastanede. Zaten laboratuar teknisyeni tanıdık sonuç çıkınca bize haber verecek. İş yerine geliyoruz. Odanın kapısında eşim duruyor bana sarılıp hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Olmadı bu kez de olmadı... Benim boğazımda bir düğüm... yutkunamadığım, aylarca sürecek olan... Öylece sarılıyorum ona teselli ediyorum. Sonra bir an aklıma diğer embriyolarım geliyor onları hiç sorgulamamıştım. Öğreniyorum ki hepsini kaybetmişiz bir daha dondurulamamışlar. 15 embriyo ile sadece bir deneme yapabilmişiz yani. Benim dışımda herkesin gözü yaşlı, perişan. 50 li yaşlarındaki babamın ağladığına şahit oluyorum. 

Şubat ayı benim için güzeldir. Şubat doğumluyumdur. Bu sefer iyi olacak diyordum. Şubat yine bize güzel gelecek. Doğum günümde dileğim son 4 yıldaki ile aynı. Ama 2013 Şubat bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Doktor ¨2-3 ay dinlenin sonra tedaviye başlarız tekrar¨ diyor. Hayır diyorum. Madem infertilite için bir neden yok, zorlamayalım. Olmuyorsa olmuyordur diyorum ve çıkıyorum. İstediğiniz kadar terapiye gidin kendinizi her türlü sonuca alıştırmaya çalışın hazırlıksız yakalanıyorsunuz her seferinde. 

4 yıl sonunda, 5 yumurta çatlatma, 3 aşılama ve 1 tüp bebek tedavisi geçirmiştim. 55 kilo başladığım tedavilerin sonunda 73 kiloya ulaşmıştım. Vücudumdan nefret ediyordum. Mutasyon geçirmiş gibiydim. Bir daha tedavi lafı bile duymak istemiyordum. Etrafımdaki herkes o kadar üzgündü ki ben sürekli kendimi sıktım, bırakmamak için uğraştım, tek bir damla gözyaşı dökülmedi gözlerimden. Sonra bir gün yaşanılanlardan üç ay sonra büyük patlamam yaşandı. Boğazım yırtılana kadar ağladığımı hatırlıyorum, ancak o zaman geçti yıllardır orda duran düğüm. Hayaller yarıda kalmıştı. İkimizin de hiç bir şeye tahammülü yoktu. Yerli yersiz nedenlerden birbirimizi kırar olmuştuk. 13 yıl emek verdiğimiz, ilmek ilmek ördüğümüz birlikteliğimiz hırpalanmaya başlamıştı. Bize iyi gelir diye tatile çıktık, gezdik. Yalandan rengarenk mutluluklar oluşturmaya çabaladık. Ama olmuyordu. Hayatımızda bir eksik vardı. Tamamlanmıyordu bir türlü. Yerini hiçbir şey doldurmuyordu. Sevgilim gittikçe içine kapanıyordu, kendi karanlığında boğuluyordu. 

Mutsuzluklar içerisinde 8 ay geçti. Sözde hiçbir takip yapmayacaktık kendi haline bırakacaktık. Ama öyle olmuyordu engel olamıyorduk takip ediyorduk yine. Zorunlu ve saatli sevişmeler devam ediyordu. Ben artık kadınlığımdan iğreniyordum. 16 Kasım 2013 cumartesi. Ben mutfakta uğraşıyorum. Sevgilim salonda dağınıklıkları içerisinde , her zamanki gibi müzik açık arkadan güzel sesler geliyor. Sonra bir anda bizim evde son bir yıldır dinlemesi yasak şarkı ‘’Yağmurlar Dinmeden Gel’’ çalmaya başlıyor. Yüreğimde bir sızı kalıyorum öyle hemen salona koşuyorum. Sevgilim koltuğa çökmüş gözünde sicim gibi gözyaşları… Dinmiyor bir türlü sarılıyorum sıkı sıkı ama dindiremiyorum acısını. Bu böyle devam edemez diyorum. 

Artık metamorfoz zamanı. 

Haftaya görüşmek üzere,

Sevgiler,

Ege

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım