21 Eylül 2014 Pazar

Naz Kız'ın Hamilelik Günlüğü — 38. Hafta

SON... 

Sevgili herkes; Bir umutla, heyecanla başladığım, genç kızlığımdan evlilik serüvenime kadar; köpeğimizin hikayesinden PID kabuslarıma kadar ve ne mucizedir ki 38. Haftamın günlüğünü yazmama varan serüvenimin sonuna geldik. Hepinizi her cümlemde yanımda hissettim, yorumlarınızla tebessümü hiç bırakmadım, çok güzel dostluklar edindim ve şimdi oğlumuzu karşılamaya 7 gün kala size veda ediyorum. Geçmişe dönüp baktığımda bugünü hayal ettin mi dersen, hayır etmedim ama çok ümid ettim ve çok şükür gerçekleşti. 

35. haftada izne ayrıldığımı söylemiştim. İlk hafta annecimleydik ve çok iyi geldi. Oğlumuzun bütün kıyafetlerini yıkadık, bazılarını sanki kurutucuda heba ettik ☺. annecim hepsini tek tek misler gibi ütüledi. Sonra da becerikli halam gelip, onları mühendis edasıyla dolabına yerleştirdi. Şu an nerede ne var, kaç aylıklar nerede en ufak bir fikrim yok. Bu arada minnak evimizde başka bir oda olmadığı için yemek masamızı kaldırıp, bebeğin dolap ve yatağını buraya kurduk; yani salonda, Padme Hanım’ın alanında. Biraz değişik oldu ama mobilyaların uyumu sayesinde cici bir salon-oda yarattık sanırım. Padme Hanım biraz şaşkın tabii ama yine de çok iyi adapte oldu. Onun yatağını da bebek deterjanı ile yıkadım, kokuya alışması için bir yöntemdir belki. 
Bu arada bir de oyuncak bebek aldık, oğlumuzun kıyafetlerini giydirdik ve gerçek bebekmiş gibi kucağımızda alıştırmalara başladık. Ana kucağına yatırdık, babasının kucağında alıştırma yaptık, bebeğin elinden ödüller verdik. Gören bize deli veya abartı diyebilir ama bizim genleri gereği kormucı, aileci, sahiplenici bir köpeğimiz var ve bu süreçleri önemsiyoruz. Neyse ki başarıyla gidiyor şimdilik. Aynı cins köpeği olan ve yakında bir kız bebeği dünyaya getiren bir arkadaşım da bir öneride bulundu. Zamansız yerlerde bebek ağlama sesi dinletmiş; ilk başta verdiği heyecan tepkisi gittikçe kendini “anne, baba bebek ağlıyor” bakışına bırakmış. Fikir hoşumuza gitti, şimdi bebek sesi eğitimine başlayacağız. Bu arada eşim bebeği kız almış, ben erkek kılığına sokayım derken bayağı Chucky oldu ☺. 
Gelelim 37. Hafta kontrolümüze... sadece 700 gr. Alarak rekor kırdım. Oğlumuz da 3.200gr olmuş. Maşallah keyfi, sağlığı yerinde. Plasentaya yeniden baktık ama bir değişiklik yok maalesef. Rahim ağzıma mesafesi 1.9 cm ve arada bir damar belirmiş. Allahtan plasenta arkada kalmış, yani sezeryanda önce bebeği alıp, sonra plasentayı alacakmış. Eğer plasenta önce olsaymış, onu kesip alması gerekirmiş, o da olası kanama senaryosunu doğurduğundan bana şükretmem için bir sebep daha sundu doktorum. Sanırım sezeryanın bende yarattığı durgunluğu yoketmeye çalışıyor. Bu arada son dönemde çok kaşınıyordum, daha önce hamile olan bir arkadaşımın başına gelmiş ve karaciğer enzimleri yüksek çıktığından olduğunu öğrenmiştik. Ben de bilmiş bilmiş doktoruma “çok kaşınıyorum, acaba karaciğer enzimlerim mi yükseldi” dedim. O da bazı tahliller verdi ve hemen yaptırdım. Tahmin ettiğimiz gibi değerler yüksek çıktı; hemen demir ve kalsiyum ilaçlarını kesip, bu süreç için bir ilaç önerdi. Ama kaşınmak ne fenaymış; heryerimi yara yaptım, şimdi daha iyiyim ama özellikle akşamları inanılmaz artıyor ve sinirlerim çok bozuluyor. Doğumla mucizevi bir şekilde geçiyormuş; bekliyoruz mecbur. 

37. hafta raporu için yine bir devlet hastanesine gidip, “iş göremez” raporu aldım ve işyerime bildirdim. Sanırım yapmam gerekenleri doğru yaptım. Bu arada eşim Alman vatandaşı olduğundan oğlumuz çift vatandaş olacak; o prosedürü de öğrendik. Önce hastaneden aldığımız doğum belgesi ile Nüfus müdürlüğüne gideceğiz ve TC kimliği çıkacak. Sonra aynı nüfus müdürlüğü Formula A denilen çok dilli bir belge verecek ve Alman Konsolosluğuna gidip, Alman kimliği çıkacak. Süreç verilen bilgilere göre bu kadar kolaymış; umarım öyle olur. Bir de doğumdan sonra yine doğum belgesi ile daha önce rapor aldığım devlet hastanesine gidip, “iş göremez” raporu alıp, yine işyerime işletmemiz gerekiyormuş. Tabii bu süreçlerin hepsini eşim yapacak ve bu konularda pek iyi değildir. Daha doğrusu prosedüre tahammülü yoktur; umarım üstesinden gelir. Benim gibi kontrol delisi biri için bu süreci ona bırakmak zor olacak ☺. 

Gelelim en büyük meselemize... ismimiz belli oldu; alışması zaman alacak benim için ama umarım adıyla yaşayan güçlü bir oğlumuz olur; TOROS ☺ T-R ve O yanyana gelince biraz kulağa kaba geliyor ama insan alışıyor, yani alışacak. 

Bu hafta ise 38. hafta kontrolümüz vardı, meğer son kontrolmüş ☺ Herşey çok şükür yolunda. NST.ye bile girmedim; girmeyecekmişim de... Toros’un hareketleri ve sağlığı yerinde olduğu için ihtiyaç yokmuş. Kilomuz 3.480 olmuş, ben hiç kilo almamışım. 81.de kaldım. Yani tam 15 kilo ile maratonu tamamlıyorum. Sezeryan olduğundan doğum tarihimiz ve saatimiz de belli; 23 Eylül Salı günü saat 10.’da sezeryana alınacağım inşallah. Bu arada Toros’un da erken gelmemesi gerekiyor tabii. Ben hala çok hareketliyim, eğiliyorum, kalkıyorum, mangal partisi veriyoruz, çarşı Pazar geziyorum; kendime neyi ispat ediyorsam artık. 
Bu da son halim... Çok çok çok şükür kaşınmak dışında bir rahatsızlığım yok; bir de azıcık sinirliyim ve tahammül kotam çok düşük. Hepsi geçecek mi, katlanarak artacak mı bilmiyorum; artık düşünmeye de gerek yok. Yaşayıp göreceğiz... Hepinize bu macerada yanımda olduğunuz için çok teşekkür ederim. Benim için dua edin... 

Sevgiler, 

Nazlı

19 Eylül 2014 Cuma

Ebru'nun Çocuk Gelişim Notları — 2. Bölüm

Çocukların Beyin Gelişimini Desteklemenin 25 Temel Kuralı 

Tekrar merhaba!

Geçen yazımda bu yazı dizisinde, davranışın nörolojik boyutundan, sinir sistemi gelişiminden ve bu gelişimin sağlanması için sizin çocuklarınızla neler yapabileceğinizden bahsedeceğimi belirtmiştim. Beyin gelişiminin desteklenmesi adına sağlıklı gelişen tüm çocuklarda, önemli boyutlarda işe yarayacak kısa fakat oldukça önemli önerileri en alta sıraladım, açılımlarını da aktivitelerle birlikte yazmaya devam edeceğim. 

İnsan beyni inanılmaz! Henüz doğmamış bir bebeğin bile beynini geliştirebilmek adına, bilim adamları her geçen gün yeni araştırmalar yapıp o kadar çok farklı yöntem buluyor ki yazabileceğim aktivite ve önerilerin sonu hiç gelmeyecek diye düşünüyorum. Öncelikle, sinir sisteminden bahsederken bilmemiz gerektiğini düşündüğüm temel terim ve sistemlerden bahsedeyim. 


Beyin gelişimi günümüzde ‘Beyin plastisitesi’ terimi ile anlatılmaktadır. Plastisite kelimesi; beynin plastiğe benzer yapısı sayesinde gelişebilir olduğunu tanımlamak için kullanılmaktadır. Bu gelişim, beyindeki hücre sayısının artması ile değil; var olan hücrelerin kullanılması ile sağlanır. Sinir sistemi gelişimi; kullanılmayan sinir hücrelerinin kullanılmaya başlanması veya hali hazırda kullanılan sinir hücrelerinin farklı görevler edinmesi ile olur. Beyindeki bu sinir hücrelerine nöron denmektedir. Beyinde, nöronlar birbirine elektriksel uyarımlar ileten kablolama sistemleri ile bağlıdır. Nöronların her birini özel görevleri olan işçiler gibi düşünebilirsiniz. Beynin bir bölgesinin kullanılıp kullanılmadığını anlamak için beyin görüntüleme sistemleri ile o bölgedeki nöronlar arasındaki bağlantılara bakılır. Yani köyündeki evinde uslu uslu oturan nöron bir işe yaramaz. Diğer nöronlara ulaşmak için yollar inşa etmiş olması gerekir. Çevresindeki nöronlarla olan bağlantıların artmış olması beynin o kısmının kullanıldığı anlamına gelir. Gelişmiş bir beyinde nöronlar arasında çok sayıda bağlantı yolu bulunur ve biz veya çocuğumuz her yeni beceri kazandığımızda ve yeni bir şey öğrendiğimizde, beynimizde daha önce kullanılmayan alanlara yollar inşa etmiş oluruz. Böylece evinde oturan nöronlarımız yeni yapılan yollarla birbirine bilgi taşırlar. Sinir sisteminde, öğrenme ve gelişim ile birlikte sayısı sürekli artan şey nöronlar arasındaki bu bağlantı yollarıdır. İki nöronun birbirine bağlandığı noktaya sinaps, bu bağlantı yollarına da sinaptik bağlantı yolları denir. Beyin plastisitesi; kaç yaşında olursa olsun insanın, akıl ve kişilik özellikleri bakımından değişebileceğinin en önemli bilimsel göstergesidir. 

Yazılarımın tamamında, beyin plastisitesi ve sinaptik bağlantı yollarının arttırılması terimlerinden bahsedeceğim. Anlatacağım her şey farklı gelişimsel alanlarda beyin gelişimini yani plastisiteyi destekleyecek bilgi, öneri ve aktiviteler olacak. Sinir sistemi gelişimini desteklemek için birçok farklı unsurun bir arada olması gerekmekte. En önemlisi çocuğunuzun ya da sinir sistemi gelişimini hedeflediğiniz kişinin duyu bütünleme problemleri olmaması gerekiyor. Duyu bütünlemenin ne olduğundan ve problemlerinin neler olabileceğinden sonraki yazılarımda bahsedeceğim. O yazılarımı okur ve problem olmadığına emin olursanız tedavi sürecini es geçebilirsiniz. Plastisiteyi destekleyecek zihin gelişim modalitelerinin hepsini birlikte kullanır ya da birkaçını kombinasyon yaparsanız çocuğunuzu en iyi şekilde desteklemiş olursunuz. 

Ben yazılarımda örnek aktiviteler yazacağım ama öncelikle bu aktivitelerin mantığının oturması gerektiğini düşünüyorum. Neyi neden yaptığımızı bilirseniz sizler de yeni aktiviteler üretebilir, elinizdeki oyunları çeşitlendirebilirsiniz. Aşağıya yazacağım basamakların çıktısını alın ve buzdolabına yapıştırın ☺. Kendileri 10 yılı geçen emeğin ve bolca eğitimle araştırmanın ürünüdür. Denenmiş, başarısı garantilenmiş ve tamamı bilimsel verilere dayanmaktadır. Bunları kendi sinir sistemi gelişiminiz için de kullanabilirsiniz. Sıralama önem sırası değildir, karışık dizilmiştir. Beyin plastisitesini desteklemek için: 
1. Duyusal Bütünleme (Varsa duyusal sistemlerdeki problemlerin tedavisi)  
2. Fiziksel Egzersiz  
3. Çoklu uyaranlar  
4. Problem Çözme  
5. Fikir Üretme  
6. Aktif Katılım  
7. Motivasyon  
8. Mücadele ve meydan okuma  
9. Doğru oranda zorluk  
10. Yeni ve farklı aktiviteler  
11. Doğru adaptif cevabı (Doğru Davranış) açığa çıkarma  
12. Başarmak (Pekiştireç)  
13. Oynayarak öğrenme  
14. Kişiselleştirme-bireysel farklılıklar  
15. Tam yeri ve tam zamanı  
16. Düzenli tekrar  
17. Vücut farkındalığının desteklenmesi  
18. Beynin her iki hemisferinin de kullanılması  
19. 5N1K soruları  
20. Hafıza çalışmaları  
21. Simgesel düşünme  
22. Uyku ve dinlenme  
23. Stres olmadan öğrenme  
24. Doğru Beslenme  
25. Tecrübe-Geçmiş bilgiler 
Bu basamakların tamamını tek tek açıp yazmayı planlıyorum gelecek yazılarımda... Örnek aktivitelerin hangi basamağı ya da basamakları içerdiğini ve açıklamaları ekleyeceğim. Duyusal Bütünleme tek başına uzun sayfalar alacağı için öncelikle bu konuya ağırlık vereceğim. 

Gelecek hafta görüşmek üzere...

Ebru Sidar 
Physical Therapist 
The University of Southern California-WPS Sensory İntegration Certified- SIPT Certified

16 Eylül 2014 Salı

Züleyha'nın Hamilelik Günlüğü — 21. Hafta

Merhabalar herkes, 

Bu günlüğüm biraz “Lütfen elimi tutun. Yanlış yerdeysem, doğruya çekin.” ricası olacak. Birçoğu etrafımda yaşadığım, kimilerine akıl verdiğim durumlar ama başa gelmeyince demek ki… Bi’ silkeleseniz kendime geleceğim aslında. Bugün tam 21 haftalık hamileyim. Kendimi bildim bileli istediğim bir bebek bu. Hayattaki tek amacım neredeyse. Tek hayalim… Beni, ruhum, kalbimi temizleyeceğine inandığım tek güzellik. Beni “insan” yapacak, artık çocukluktan çıkıp kadın olduğumu -cinsiyet değil, yetişkin anlamında söylüyorum- öğretecek en güzel delil. Çok istedim onu, hep çok özledim. Yıllar yıllar öncesinde bile, çok geceler sabahlara kadar emzirdim. Üzerimde uyuttum, nefesini takip ettim. Kirpiklerini sevdim, parmaklarımı kavramasını izledim, anne demesini dinledim. Bir, iki değil; defalarca. Sanki hayatımdaki tek eksik oymuş gibi bekledim. Geldiğinde bütün huzursuzluğum bitecek, kanım temizlenecek, renkler başka güzel görünecek, her şey bahar gelmiş gibi kokacak… Birkaç gün evvel de ilk tekmesini hissettim, aklımı kaçıracak gibi oldum. Sahiden anlatılamıyormuş güzelliği. Bir daha, benzer bir mutluluk yaşar mıyım? 
Ama -Ama’dan önce söylenen her şey de geçersiz değildir.- ben bile bu kadar çok isterken, planlı bir gebelikken, tam hayal ettiğim ve dilediğim zamanda olmuşken; korku hissediyorum artık ve peşinden vicdan azabı. İlk bebek olduğu için mi bilemiyorum. “Beni ne bekliyor?” korkusu normaldir, değil mi? “Ona nasıl bir hayat sağlayabileceğim, mutlu olacak mı, sağlığını koruyabilecek miyim, nasıl bir anne-baba olacağız?”dan biraz sıyrılıp, belki bencilce ama “Bundan sonra hayatım nasıl olacak? Doğru mu yaptım?” kalbimde büyüyen siyah bir noktacık gibi. Rahatına fazlaca düşkün biri olarak artık endişelerim var. 

Sanırım beni etraf korkuttu. Getireceği iyi şeylerden çok, kötülerini dinledim. Hastalığı, uykusuzluk, yorgunluk, bakımsız kalmak ve birçokları… Bu zamana kadar bunları hep kulak arkası etmiştim. Başkaları yaşadığında tepkim hep çok net ve keskindi. Kendimde farklı olmayacak, hatta daha sivri olacağımdan ne yazık ki kuşkum yok ama neden beni böyle işlediniz zalimler? Neden gecelerimi huzursuz ettiniz? İlk bebeğim bu benim, tecrübem yok, nasıl hissedeceğim hiç bilmiyorum; neden yapıyorsunuz bunu bana? O kadar ürktüm ki, onu sevmeme ihtimalimden bile korkuyorum. Bu his, aklıma saniyenin onda birince bile düşüp can havliyle ittiğim bu fikir; içimi nasıl acıtıyor, tarif edemem. 
Bugün TV’de hamile bir ünlünün hayatındaki olası değişimleri güya esprili bir şekilde, önceki hayatıyla kıyaslayarak sundular. Rezillikti! “Magazin senle ilgilenmeyecek, uykuyu unut, eski güzelliğinden eser kalmayacak, erkekler eskisi gibi etrafında tur atmayacak, spora bile vakit bulamayacaksın çünkü anne oluyorsun.” dediler. Aynen böyle. Kadının da belli etmese de canı çok sıkıldı. Gülerek olsa bile “Eyvah, korkuyorum…” dedi. Onu, hissettiğini, tedirginliğini çok iyi anladım o an. En doğru kelime o çünkü: Korku. Korkuyorum. Sadece eski hayatımın geride kalmasından değil, yargılanmaktan da. Evet, anne olmayı çok istedim. Hep istedim. İstiyorum. Ama bunu asla “Kadın olmak, kadınlığını anlamak” ya da çok yerde yazıldığı gibi “İşte şimdi tam olmak” olarak asla görmüyorum. Asla! Bebek sahibi olmayan ya da olamayan kadınlar eksik mi? Ne aptalca, ne saçma, ne gereksiz bir kibir bu! 

Bebeğin cinsiyeti konusunda doktorumuzun tahmin yaptığı gün -göstermedi ama yüksek oranda kız olduğunu söyledi bu arada- şöyle şeyler duydum: 

- Sen sevinmedin galiba? 
- Mutlu olmadın mı? 
- Erkek mi istiyordun? 

Bunu sakin olan ses tonumdan çıkardılar ve böyle sorular sormayı kendilerinde hak gördüler. “Sevindim tabii ki ama benim için cinsiyetinin ne olduğu, onunla ilgili endişe ettiğim en son şey. Sadece sağlık ve huzur diliyorum.” diyebildim. Kız ya da erkek diye halay mı çekecektim, çığlıklar mı atayım? Erkek olsa ne, kız olsa ne? İkisi de benim evladım değil mi? Sonra konu benim ne kadar duygusuz olduğuma kadar geldi, şaka yollu. Hadsizliği şakaya vurmak, yüzsüzlüğün en gündelik hali. 

Daha hiçbir şey almadım. Alışveriş etmedim, bana göre erken. Tabii ki başlayacağım ufak tefek ama her gün gelen “Baksana çok güzel, alıyorum bunu!” mesajlarından ya da “Siparişini veriyorum, haftaya gelir!”lerden yoruldum. Erken olduğunu söylüyorum, cinsiyetinden emin olmadığımızı, kötü ihtimaller yaşayabileceğimizi ve sonrasında elimde bir sürü bebek giysisi, eşyasıyla kalmak istemediğimi anlatıyorum. Bu kez de heyecansız oluyorum, sonra yalandan hak veriliyor. Diğer maddeler hiç duyulmayıp, “Aklıma -hep- kötü şeyler getirdiğim” için ufak tefek azarlara maruz kalıyorum. 

İlan etmek için 12 haftanın bitmesini bekledim. Etrafımda hala birçok insan evliliğin yaradığını düşünüp, sadece kilo aldığımı zannediyormuş. Bu da garipsendi tabii. Daha incir çekirdeği kadarkenki haliyle ultrason fotoğrafını alnıma mı yapıştırmam lazımdı? Ne gerek, neye lazım? Her kusmamda, her ağrımda istisnasız “Cennet boşuna mı anaların ayağının altında?” nakaratını dinliyorum. Abartmıyorlar mı biraz? “Tamam çok garip, içinde bir canlı yetişmesi hiçbir şeyle kıyaslanamayacak değişik bir olay ama eminim dünyada bundan daha önemli şeyler de var. Hem bir ben mi doğuracağım ya?” ya da “Lütfen bana bebek giysisi fotoğrafı gönderip durmayın. Öyle abartılı abartılı baby shower partisi, yok kırk uçurma, yok mevlit… Bu kadar çocuk açken, açıkken bunlar bana hiç sevimli gelmiyor. İstemiyorum.” dediğimde sanki bebek benim içimde değilmiş gibi bozulanlar, hevesi kırıldığı için kalbi de kırılacak olanlar, şımardığımı düşünenler… Benim karnımdakinden bahsederken “Benim yavrum yaramaz olacak, her şeyin en güzeli onun olacak!”lara da “Hayır, olmayacak. Onu diğer bebeklerden üstün yapan hiçbir şey yok. Her şey ihtiyacı kadar, onu mutsuz etmeyecek kadar...” demekten; bunun gibi örneklerde, incitirim korkusuyla kelime seçmekten de yoruldum. Baktım olacak gibi değil, artık şarkı söylüyorum içimden. Arkadaş, ne çok konuştunuz ya! 

Lütfen söyleyin; ben bebeğimi onlardan daha mı az seviyorum, daha mı az coşkuyla bekliyorum? Şu 21 haftada emin olduğum tek şey şu: Anneliği çok abartıyorlar. Bu yüzden anne olmak isteyip de olamayan birçok kadın hayata küsüyor. Onların acısını kendi adıma beslemek istemediğim için de - Anneler Günü’nü de aynı sebepten kutlamıyorum- içten içe, olabildiğince normal yaşamaya çalışıyorum bu günleri. Heyecanlıyım tabii ama çıldırmıyorum. Her an bunu düşünüp, bunu konuşmuyorum. Öyle olursa sıkılıyorum. Bu kadar “kötü” anne varken; bu kadar bebek, çocuk annelerinden muzdaripken her anneyi bir tutamam, iyi bilemem. 

Evet; bu dünyaya çocuk getirmek çok şey, bu dünyaya çocuk getirmek hiçbir şey! Hayatta her şeyin üstünde, her şeyin önünde çocuğunu gören; öyle de davranılmasını isteyen insanları da anlayamayacağım. Bu insanlar bana delirmiş geliyor. Her seferinde “Tabii ki, evladımı çok seviyorum. Tabii ki; o benim etim, kanım”la başlayan açıklamalar yapmak beni şimdiden, of anam!.. Ya bir gün “Anne, geleceğim için heyecanlı değil miydin?” derse? O da beni, ona karşı soğuk bilirse? Değilim. Hiç değilim! Bütün hücrelerimle istiyorum, bekliyorum ve özlüyorum. Elimi karnımdan alamıyorum. Gözüm sürekli orada. Ama en önemlisi o “zor günler geliyor” korkusu ne olacak? Kucağıma aldığımda bütün bu endişelerim geçecek, tüy gibi uçup gidecek değil mi? 

Haftaya görüşmek üzere... Öpüyorum, kucaklıyorum. 

Züleyha

15 Eylül 2014 Pazartesi

Emel'in Tüp Bebek Yapım Günlüğü — 6. Bölüm

Herkese selamlar! 

Sonunda merakla beklenen operasyonu oldum. Bugün günlerden Salı ve aslında ben önümüzdeki Perşembe günü bu operasyonu olacaktım. Tüm iş planımızı da buna göre ayarlamıştık. Ancak doktorun son anda çıkan işleri nedeniyle Salı gününe çekildiğini öğrendik. Hiçbir şeyimiz normal olmadığı gibi bunu öğrenmemizde normal olmadı tabii ☺. Cumartesi günü İstanbul’ un en sıcak olacağı gün ilan edilmişken ve herkesler tatile gitmişken (!) evde kalan biz anaya babaya sardık. Eşimin annesi ve babasıyla birlikte “haydin dere kenarına pikniğe” temalı günümüz için sabahın körü şehir dışına çıkmak için düştük yollara. Saat 09:00 suları kahvaltı yapmak için arabayı yol üzerinde bir deniz kenarı parkına çekip nevaleyi indirdik. Tam çaylar koyuldu benim telefon çaldı. Arayan numaraya bakınca zaten (tüm hatları ezberledim) hastaneden aradıklarını anladığım an kanımın çekildiğini hissettim. Mecbur açtım. 
- Günaydın Emel hanım ben Tüp bebek bölümünden Serpil, müsait misiniz acaba? - Iııı, değilim ama buyrun..? Meali: Sen anlat güzelim ben sadece hı hı ya da ı ıı deyip seni geçiştireceğim. Sende falso verme, teknik terim kullanmam gereken yerde “şey” diyeceğim, beni tamamla. - Tamam o zaman.. Meali: Anladım ben seni. Canını sıkma güzelim o iş bende ;)
Bol “hı hı” lı ve “şey” li bir telefon görüşmesi oldu. Ortamda feci bir gizem yarattığına emindim. Aynı anda hem karşı tarafı dinleyip hem de Cumartesi günü sabahın köründe beni kim aramıştı yalanını kafamda çevirmeye çalışıyordum. Neyse, kazasız belasız dışarıya bir şey belli etmeden kapattık telefonu. Bankadan arıyorlar, bireysel emeklilikle ilgili son durum hakkında bilgi verdiler falan gibi bir şeyler geveledim, onlarda çok üstünde durmadı. Eşime kaş göz ve el koordinasyonuyla durumu anlattım. Şu an için onun ailesinin durumdan haberi yok. Aslında 6 ay öncesinde annesi ona sormuş. Eşimde şimdilik doktora gidiyoruz, Emel 1-2 tane ilaç kullanacak deyip geçiştirmiş. Yani bir doktordan haberleri var ama Tüp bebek tedavisi gibi büyük bir girişimden haberleri yok. İleride bu girişimimizin olumlu bir sonucu olursa açıklar mıyız bilemiyorum. Olumsuz giderse hep öğrenecekleri kesin de... 

Gelelim histereskopi’ ye.. Sabah 12 saatlik açlıkla çağırdıklarından en son akşam 20:00 de yemek yemiştim. Ama gel gör ki benim operasyon 12:30 da imiş. Öğle yemeği molasına denk geldiğim için o oldu 13:00. Bu plansızlık tamamen doktorun acilen yurtdışına çıkması gerektiğinden ve öne çekilen operasyon öncesi anestezi doktorunun da beni görmesi gerektiğinden ama boş randevusu olmadığı için sabah erken gelin demelerinden kaynaklandı. Nitekim 17 saat aç ve susuz yaşayan ben, fotoğraf paylaşım sitesinde milletin domates, peynir, simit, çay.. vs. paylaşımlarına yalanır oldum. Biraz uyu, biraz tv izle falan derken saat geldi ve operasyona aldılar. Bir OPU sonrası gibi beklentilerim olsa da yok arkadaşım ağrı sızı olmuyormuş. Genel anestezi ile oldu operasyon ve hiçbir şey hissetmedim ayıldıktan sonrada. Sadece uyumak istedim –ki eve geldik deliksiz 4 saat uyumuşum- narkozun etkisiyle. O yüzden uyku sonrası cin gibiyim de yazıyorum hemen size. 

Doktor operasyon sonrası bilgi vermeye geldiğinde her şeyin mükemmel olduğunu, sadece üstlerde bir bölgede çok az yapışıklık olduğunu ve ona müdahale ettiğini anlattı. Kafamız aynı çalıştığından olsa gerek aklımdan geçen soruyu ağzımdan alan eşim “Peki bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi?” dedi. Yani gönül istiyor ki rahimde şu soruna rastladık, onu da şu yöntemle çözdük, meğer ondan olmuyormuş sizin bebeğiniz desin birisi... Doktor bunun iyi bir şey olduğunu, en azından rahim duvarının küretaja bağlı yıpranmadığını, yapısını beğendini ve kalınlaştırabileceğini izah edince içimiz rahatladı. Bu cevabı duyabilmek için bir tüp bebek tedavisi masrafının yarısını vermiş olsak bile aklımızda soru işareti kalmadı en azından her şey yolundaymış dedik. Gerçi bunda da bir şey çıkmayınca sebepsiz infertilite gerçeğine yaklaştık sanırım ama çok üstünde durmayıp eğlenceli hemşiremizle vedalaşıp evimizin yolunu tuttuk. 

Bundan sonraki aşamamız transfer. Sanıyorum reglinin 2. veya 3. günü transfer için hazırlıklara başlayıp, dondurulmuş ve 3 aydır bizi bekleyen embriyolarımızı almaya gideceğiz. Tek duamız 5.güne gelebildiklerini görmek. Toplamda 5 embriyo var ama mesele hangisinin 5.güne ulaşabileceği gerçeği.. 

7. bölümde görüşmek üzere...

Sevgiler, 

Emel

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım