18 Kasım 2014 Salı

Ebru'nun Çocuk Gelişim Notları — 5. Bölüm

Merhaba, 

Beyin gelişim kurallarını anlatırken, çocuklarımızın beyin gelişimini desteklemek için oyun ve aktivitelerde uygulamamız gereken kurallardan, iç içe geçmiş olan bazılarını birlikte ele aldım. Böylece anlatılanları gözünüzde canlandırmanızın ve uygulamanızın daha kolay olacağını düşünüyorum. 

Araştırmacıların yaptığı çalışmalar, kısa süreli stresin öğrenmeyi desteklediğini fakat süresi uzamış stres altındaki insan beyninin bırakın yeni bilgiler öğrenmeyi; bildiği bilgileri bile açığa çıkaramadığını göstermektedir. 
8. Stres olmadan öğrenme: 
Birçoğumuzun başına gelmiştir; sınavdan çıktıktan hemen sonra, sınavda hatırlayamadığımız cevaplar bir anda aklımıza doluşur. Çünkü yaşadığımız stres, hafızamızı da zayıflatır. Bu nedenle çocuklarımızın gelişimini desteklerken anne-babaya düşen en büyük görev, baskıcı, otoriter ve kuralcı tavır içerisine girmemek, bu sayede de, stresten arınmış mutlu bir birey yetiştirmeye çalışmak olmalı. 

Aynı şekilde asıl konumuza dönersek; çocuğunuzun sinir sistemini desteklemek adına onunla yapacağınız aktivitelerdeki tavrınızın da benzer şekilde katı ve kuralcı olması boşuna vakit kaybetmenize sebep olacakken, destekleyici ve uyumlu duruşunuz onun stres seviyesinin düşmesini, böylelikle hızla gelişimini sağlayacaktır. Unutmayın, çocuğunuzla güven dolu bir bağ oluşturup onun duygularına saygı duyarak, kendi pozitif duygularınızı ona aktardığınızda, onunla en etkili iletişimi ve etkileşimi de kolaylıkla sağlarsınız. Yazının başında bahsettiğimiz kısa süreli stresi sağlayarak, nörolojik süreçleri ve beyin plastisitesini desteklemek için yapmanız gereken ise; 
9. Mücadele ve meydan okuma: 
İnsan sinir sistemini sürekli canlı ve uyanık tutmak öğrenme süreçlerini destekler. Tahrik etme, uyandırma ve canlandırma unsurlarını çocuklarınızın oyunlarının içine katmak onunla oynadığınız oyunların sıradanlaşmasını ve çocuğunuzun aktiviteler üzerindeki heyecanını ve motivasyonunu yitirmesini engelleyecektir. Fakat asıl önemli olan; sinir sistemindeki alarm halinin sağlanması ve beynin sürekli uyanık tutulmasının sağlanması ile öğrenme kalitesinin kat kat artmasını desteklemesidir. Oyunlar içindeki mücadele ve meydan okuma unsurlarını arttırdığınızda (Elbette doğru oranda zorluk ve stres olmadan öğrenme basamaklarını dikkate alarak); çocuğunuzun özgüvenini de desteklediğinizi, yetişkin hayatında zorluklara karşı daha hazırlıklı ve güçlü bir savaşçı olacağını, kendi ayakları üzerinde durma konusunda çok daha az sorun yaşayacağını da göreceksiniz. 

Mücadele ve meydan okuma unsurunu oyunlarda nasıl kullanabilirsiniz küçük bir örnek vereyim: Oyun oynarken çocuğunuzun beklentisi dışında hareket edin, onu şaşırtın ve oyuna sürprizler ekleyin. Bu sayede oyununuzun dinamik ve değişken olmasını sağlayın. Aynı zamanda çevresel düzenlemeler ekleyebilir, eşyaların yerini değiştirebilir, oyun için gerekli olan malzemeleri her zamanki yerinden farklı yere koyabilir, sandalyelerin, masanın yerini değiştirerek önünde bir anda engeller oluşmasını sağlayabilirsiniz. Oyunlar sırasında her zaman onun yanında değil, karşısındaki rakibi olarak da bulunun. Mesela onunla saklambaç oynarken oyununuzu bir anda körebe veya yerden yüksekle birleştirin. Tüm bunları yaparken öncesinde oyunu planlamamış ve değişimleri anlık yapmış olmalısınız. Böylece çocuğunuzun kafasındaki planı bozup yeni duruma adapte olmasını sağlarken, dikkatini ve katılımını arttırırsınız. 

Mücadele; çocuğunuzun değişime ayak uydurma ve doğaçlama yapma içgüdülerini destekleyerek onun gelişimine katkıda bulunur. 
10. Yeni ve farklı aktiviteler: 
Yeni bir şey yapmak veya bilindik bir şeyi başka bir yolla yapmak başarılı etkileşimler için hayati önem taşır. Başa çıkılması gereken durumlara adapte olabilmek yeni beceri ve başarılara götürür. Bu nedenle oyunlarınızda farklılıkları ve yenilikleri ihmal etmeyin. 
11. Kişiselleştirme-bireysel farklılıklar: 
Her çocuğun kendi içinde seviyesi farklıdır. Çocuğunuzun yaşına, seviyesine, mizacına, ilgi ve yeteneklerine en uygun (ne çok zor ne de çok kolay) aktiviteleri seçin ki, asıl hedefimiz olan doğru adaptif cevabı (davranışı, tepkiyi, hareketi) çıkarabilsin. Seçtiğiniz herhangi bir oyun veya aktiviteyi bütün kurallarıyla çocuğunuza aynen uygulamak yerine kişiselleştirerek zorluk seviyesini arttırıp azaltın. Kalıpların dışına çıkarak yaratıcı olmaya çalışın.
12. Doğru oranda zorluk: 
Çocuklar en iyi gelişimi kendi yeteneklerine uyan zorlukları aşarak elde ederler. Çocuğunuzun zaten aşina olduğu ya da ona basit gelen oyunların hem sizin hem de onun için zaman kaybı olacağını unutmayın. Fakat oyunlardaki zorluk miktarının çocuğunuzun seviyesinden sadece bir ya da iki üst basamak olması gerektiğini, başarısız olacağı zor mücadelelere sokulmaması gerektiğini unutmayın. Çocuğunuzun seviyesini geliştirmek için öncelikle onu kendi içinde değerlendirmelisiniz. Ardından seviyesinin bir-iki üst basamağı olan aşamadaki oyun ve aktiviteleri başarmasını hedeflemelisiniz. Böylece aktiviteleri kişiselleştirerek zorluk derecesini çocuğunuza göre ayarlamış olacak, öğrenmenin kalitesini ve başarı oranını arttıracaksınız. 

Gelecek hafta görüşmek dileğiyle...

Sevgilerimle; 

Ebru Sidar 
Physical Therapist 
The University of Southern California-WPS Sensory İntegration Certified- SIPT Certified

14 Kasım 2014 Cuma

Züleyha'nın Hamilelik Günlüğü — 31. Hafta

Merhaba, 

Ben ve Luna, 31. haftaya geldik. İyi kötü, düşe kalka, ağlaya güle geçti; geçiyor. Son görüşmemizden beri sağlık durumumla ilgili bir özet geçeyim, başına gelecek olursa -dilerim en iyi gebelikler sizin olur- kulağına değmiş olsun. 

Herkesin bu aya kadar kusmama bağladığı şekilde (buna birazdan muhtemelen ağzımdan köpükler saçarak değineceğim) vücudumda çok şey eksik. B12 yok, demir yok, kan az, D vitamini, omega… Tansiyonum yükseliyor. Hipotiroidi zaten hep başımdaydı, şimdi bir de şeker! O Karatay’a söyleyin, onun ağzını kısım kısım büzeyim! Açık kalan boşluklardan konuşabilirim sansın, ama çemçük ağzıyla iki laf edemesin daha bu konuyla ilgili. Aklına uyup şeker yüklemesi yaptırmamış olsam birçok sıkıntım olabilirdi. Çok şükür ki öyle bir saçmalığa yeltenmedim. 20 gündür diyetteyim gebelik şekeri sebebiyle. Bugün son bir tahlille insüline geçip, geçmeyeceğime karar verilecekti; şükür, gerek kalmadı. Sıkı bir diyetle, her hafta yapılacak şeker kontrolüyle gerekli seviyede tutmaya çalışacağız. 


Şu ana kadar da 11 kilo aldım. Kız iyi, ona da bin şükür, vıgır vıgır! Artık pıt pıtlar bitti, “Ben buradan, şuraya atlayabilir miyim acaba?” denemeleri başladı. Evet, atlayabiliyor. Arkadaşlarım karnımın adını Luna’park koydu. Ben de merak ediyorum çok; içeride bu kadar eğlenceli, sürekli aksiyonlu ne var acaba? Çıktığında kendisini bu kadar eğlendirebilecek miyim? O kadarcık haliyle bile ne kadar akıllı! Bana mı öyle geliyor yoksa? He he, benim çocuğum üstün zekalı he! :) Solumdan sağıma döndüğüm an, uyuyor olsa bile en fazla otuz saniye içinde dönmem için kıpırdamalar, iteklemeler başlıyor. Döndüğüm gibi, anında duruyor. Bazen deniyorum belki uyanmaz diye ama yok; ya hiç uyumuyor, ya da aman sağa dönmesin diye tetikte bekliyor. Tek derdimiz bu olsun! 

 “Bunu neden yapar?” diye soracaktım, analık var ya serde; ne kadar akıllıdan girdim. Sen beni o “Benim oğlan zehir gibi, zehir!” anaları gibi olmaktan ömür billah alıkoy Yarabbii! Her seferinde de o soruyorum denk geldikçe. 

- İcadı mı var, buluş mı yaptı, n’oldu da? 
- Bir cevaplar veriyor, bir görsen! Geçende babası “Geç gelicem, yemeğe beklemeyin” dedi. Bizimki hemen “Bana bakşana şen Muyat Efendii, şok geş kayıyosun, şeni döyeyim!” diyor. 
- Siz çocuğun yanında nasıl konuşuyorsunuz da bu kadar çirkin bir tavrı var? Sınırlarını da bilmiyor yani. Gevrek gevrek gülüyorsunuz ya bir de! Gerisi benim ufaktan çıldırmam ve “Sen de anne olacaksın, göreceğiz!” Göreceksiniz.

Adresimiz değişince doktorumu da, başka bir doktor arkadaşımın önerisiyle değiştirdim. Hypnobirthing yöntemini biliyor olması ve doğal doğuma öncelik vermesi -zaten olması gereken bir şeyi, lütufmuş gibi anlatıyor olmak ne acı!- benim için muhteşem oldu! Nedense beklemiyordum. Bu yüzden doğumla ilgili taleplerimi daha rahat ve zorlanmadan ifade edebileceğim için mutluyum! Hiçbir zaman gebe olduğum için kimseden özel bir ihtimam beklemedim. “Onu kaldırma, yoruldun mu, hadi uzan, hızlı yürüme, koşma, sıkı şeyler giyme, susadın mı, acıktın mı, sen buraya otur, koktu mu, yanında dedik ama canın istedi mi?” Bunlar, tamam ince düşünülen, nazik şeyler ama ben sıkılıyorum. Yoruyor bunlar beni. Herkes benle ilgilensin, ben özelim, kutsalım gibi bir hamile kibrim olmadı hiçbir zaman. Olandan da hep nefret ettim. Beni bilen biliyordur artık, anlatırken bile içim şişti. Bu konuda böyleyim ama özen beklediğim bazı durumlar var ve başıma geldiği için asla kimseye yapmayacağım şeyler. 

Ben aylar boyu, günde defalarca kustuğum için zaten fazlasıyla yorgunum. Hem fiziksel, hem ruhsal… Kemiklerimin içleri bile ağrırdı, hala o halsizliğim devam ediyor. Birçok kez de çok doktora, bir bilene danıştım. “Kusmamın bebeğime bir zararı olacak mı?” Herkesin cevabı çok net ve tek. “Kilo vermediysen hiçbir şey olmaz. Kilo vermek de yalnızca seni etkiler ve dirençsiz düşürür, yoksa bebeğin sen hiçbir şey yemesen bile senden alacağını fazlasıyla alır.” Bunu biliyordum. Ama 7 ay kusup, şeker sebebiyle 8. ayda diyete başlayınca sağlık görevlisi olan yakınlarımdan bile duyuyorum. Belli etmesem de canım ciddi derecede sıkılıyor. “Çok kustuğun için vücutta hiçbir değer kalmadı tabii…” Gece çok döndüğünü söylesem bile “E diyet yapıyorsun ya, karnı aç garibin…” Be hayvan! -Çok affedersiniz sevgili hayvanlar- “Sen şimdi diyet yapıyorsun ya, e bu bebek kedi eniği gibi küçücük doğacak o zaman?” deme cesaretini, hadsizliğini nereden buluyorsun sen? İnsan olan bir hamilenin, en çok bebeğinin iyiliğini önemseyeceğini düşünemez mi? Bu kadar mı şuursuzsunuz? Ben ne kadar kendimi rahatlatmak istesem de, yine de içimde toplu iğne ucu kadar da olsa bir sorumluluk duygusu var. Anlık da olsa bazen “Benim yüzümden, benim hatamdan mı acaba?” diyorum. Sen ne diye benim yaramı kaşıyorsun? Gecemi, gündüzümü zehir ediyorsun? 

İçimden de olsa küfür ne güzel şey! Herkes, her şeyi beğenmek zorunda değil ama bir de şu isim konusu… Beğenmediğini belli etmek neyin nesidir? Tamam; garip gelebilir, hiç duymamış olabilirsin, aklında tutamama ihtimalini de anlarım, tınısını sevmemişsindir ne haltsa! “Başka isim koyarsanız ben onu diyim!”i bana aklı başında biri açıklasın hele. Bu nasıl bir kendini önemsemek acaba? :) Bu neye benziyor biliyor musunuz? Gelinliğinizi beğenmeyen birkaç yakının “Sen düğününde benim olduğum zamanlarda şunu giy. Bu daha güzel!” demesi gibi. Çok beğenmişsin, severek de taşıyacağına inanıyorsun, bir kere olacak, mutlusun; biri gelip kötü demese dahi niyetini belli ediyor. “İsmiyle bin yaşasın, kaderi güzel olsun!” de geç. Sırf o taraf için bir isim daha koymayı düşünmüştüm, aptallıkmış! Koyarsam bile ikinci bir isim, el için değil tabii ki kendisi/kendim için koyacağım. Velhasılı, çok düşünüp bir ömür taşımasını uygun bulduğum isme burun kıvırma ya da olumsuz eleştirme hakkını kimseye vermiyorum. Ben koydum, sen koyma! 

Şu en güzel günlerimi -her şeye rağmen güzel- huzursuz eden diğer kesim de “Senin gibi sıkıntısı olan biri vardı, karnında ikizleri öldü. Falan oldu, az kalsın bebeğimi kaybediyordum. Aman dikkat, bebeğini sadece sen düşünürsün! Falan falan olmasaydı ikimiz de zarar görecektik. Çok çok acil, hemen doktorunu ara!”cılar. O doktoru bulana kadar kaç kere doğuruyorum ben biliyor musunuz? Bir kıçı kırık enfeksiyonda bile dikenlere oturttular beni. Yapmayın gözünüzü seveyim. İlk bebek diyorum, cahiliyim diyorum, hormonlardan ara ara delirecek oluyorum diyorum. Etmeyin! Yol yordamı, efendi gibi söylemenin usulü yok mu bunları? Sonra ben hep huysuzum, hep ukala ve kırıcıyım, hep bir halt sanıyorum kendimi, bir bebek de ben doğuracağım!... 
Son olarak “Eşek değilim, artık gidip bir şeyler alayım.” dedim ve aldım. Artık, beklenmedik bir doğumda kızı koyun postuna sarmamıza gerek kalmayacak. Yine de yanıma alayım ama. :) 

Bol bol kucakladım hepinizi, sevgiler. 

Züleyha

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım