29 Haziran 2016 Çarşamba

Zeynep'in Doğal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO,

İlk kez anne adayı olduğumda normal doğurabileceğimi bilmiyordum. Çünkü nerdeyse etrafımdaki herkes planlı sezaryenele doğum yapmıştı. Ta ki çok sevdiğim arkadaşım beni doula adayı teyzesiyle tanıştırana kadar... Zeynep Birinci Güler. Kendisi şimdi anlı şanlı doula ama 2012'de adaydı ve beni doğum hakkında çok bilinçlendirdi. Çok şükür 18 saat sancı sonrası 16 Ağustos 2012'de Bade kızı aldım kucağıma epizyotomi ve epiduralle. İkinci kez hamile olduğumu duyduğumda hem çok sevindim hem "haydaaaa" dedim :) çünkü beklenenden 11 ay erken hamile kalmıştım bu yüzden sigorta zerre bir şey karşılamayacaktı. Neyse, çok da önemli değildi zaten... planlarımda öyle her ay ultrasona girmek yoktu. En fazla 5 kere ve buna detaylı ultrason da dahildi. Ama işte biz planlar yaparken Allah gülümsüyormuş "hee hee tabii..." diye. 


20. Haftaya kadar 2 kere kontrole gittim. 20. Haftada detaylı ultrasona girdim. Atıl hoca ilkinde olduğu gibi çok tatlıydı sonra birden durgunlaştı. Asistanına "ince bağırsakta 3 derece parlama var" gibi birşey söyledi. Biz öyle boş boş bakıyoruz tabii ekrana. İlkinde bir şey yoktu bunda da olmayacaktı. Emindik! Kontrol bitti "odama geçelim konuşmamız lazım. Korkacak bir şey yok ama." dedi. E o zaman ne konuşacağız bırak gidelim dedim içimden. Önce akrabalık derecemizi sordu. Yok dedik 2 ayrı ucuz. Aile geçmişimizdeki rahatsızlıkları sordu söyledik. Peki dedi "kistik fibroz diye birşey duydunuz mu?" "HAYIR!" uzun uzun ne olduğunu anlattı. Biz hala öyle boş boş bakıyoruz... Anlamadığımızdan mı yoksa kendimizi hiç bir şey çıkmayacağına hazırlayıp şapa oturduğumuz için mi bilemiyorum. Amniyosentez dedi. Aman hocam ben kan aldırmam yapma dedim yaptıramam. "O Zaman senden kan alınacak İsviçreye veya Amerika'ya gönderilecek. Bakalım bu hastalığın taşıyıcılığı var mı?" Peki dedik tavsiye ettiği laboratuvara gittik kan verdim. Şimdi sıra 3 hafta beklemedeydi. "Yok canım yoktur öyle bişey ben çok sağlıklıyım. Çok iyi besleniyorum grip bile olmam." 


Cehalet işte... 3 hafta sonra bir mail geldi laboratuvardan. Biz anlamaya çalışırken hemen arkasına telefonumuz çaldı. "Yakındaysanız gelin görüşelim. Eşiniz taşıyıcı." dediler kocama. Tek hatırladığım saçma sapan nefes alış verişlerim. Laboratuara gittik "Tamam hemen amniyosentez yapalım, hazırım." dedim yok dediler. Bir kızınız daha var o da risk altında olabilir babaya da bakalım. E ama hamileliğim ilerliyor ne olacak onda da çıkarsa. Devlet aldırmana izin veriyormuş böyle gebelikleri! "Nasıl böyle bir şey söylersiniz!" dediğimi hatırlıyorum gerisi salya sümük... 


Bir 3 hafta daha vardı önümüzde. Eşim İzmir'e gitmişti iş için biz de 1 hafta sonra yanına gidecektik. İzmire gitmeme bir gün kalmıştı ki gece 11'de kapım çaldı. Kocam İzmir'den kalkmış gelmiş. "Ahh canım kıyamamış bana hamile hamile çocukla yollara düşmeme, beni almaya gelmiş" dedim. "Evet aşkım." dedi hiç bozuntuya vermedi. Birşeyler atıştırdı sonra geldi önümde diz çöktü. "Zeynom, sonuçlar geldi. Maalesef ben de taşıyıcıymışım. Yarın amniyosentez yaptırmaya gidiyoruz." dedi. Başımdan aşağı soğuk ter boşaldığını hatırlıyorum. Donmuştum. "Ben yatıyorum" deyip odada bağıra bağıra ağladığımı hatırlıyorum ve hiç uyumadığımı. Tamam dedim bitti. Gidiyor bebeğim oysa ben ona ondan hiç vazgeçmeyeceğimi söylemiştim. 


Sabah oldu öğlen amniyosentez yaptırmaya gittik. Bu arada yaptırmak isteyen veya zorunda olan varsa söyleyeyim hiç ama hiç korkunç değil. En başta korkup yapmamakla çok büyük hata etmişim. Neyse yaptık, yine başladık beklemeye. Esas zor olan o beklemeler. Kızımıza abla oluyorsun diyemiyoruz artık, bebeğe bir çöp dahi almadık, isim düşünemiyoruz ama bu arada iliklerime kadar hissediyorum yavrumu. Ve ondan vazgeçmem istenebilirdi. Korkunçtu! Neyse 2 nefessiz haftanın daha sonunda, 28. haftada rahatlatan cevap geldi. Kızımız sağlıklıydı, o da sadece taşıyıcı. Bizim ve ablası gibi. Şimdi sıra doktoruma geldi. Kendisi doğal doğumcu değildi. Hatta riske girmek istemiyor doğumun başında epizyotomi yapmak istiyordu. Bende son 10 hafta kalmış doktor değiştirmek istemiyordum. Neyse dedim artık olduğu kadar. Ama yine her muayenede mümkün olduğunca doğal doğum istediğimden bahsettim. Bebeğin kordonu 2-3 dk sonra kesilsin, bebek doğar doğmaz kucağıma verilsin, plasentamı istiyorum atmayın, gerekmedikçe epizyotomi yapmayın gibi... O da "Deli bu kadın yemin ediyorum" dercesine boş boş baktı yüzüme ve bombayı patlattı: "Bu sefer doula'nız doğuma giremez!" Çok çok üzüldüm ama iyi ki inatlaşmamış veya ters düşmemişim. Adamcağız bana harika bir doğum yaşattı sağolsun :) 

27 Ocak'ta, 38. haftada, belden sancım girdi NST'ye bağladılar, herhangi bir kasılma görülmedi. Eve döndük o gece saat başı sancı girmeye başladı. Sabah 7 civarı uyandım. Aman allahım yüzüm gözüm dökülüyor, grip olmuşum! Sağolsun anacım verdi doğal ilaçları, C vitaminlerini hafifletti beni ama ben 9:00 gibi doktorumu aradım ve geceden beri saat başı sancı çektiğimi söyledim. Gel bir bakalım dedi ama ben o kadar yorgundum ki uyuya kalmışım. Akşam üzeri tekrar aradım, ben kötüyüm yatıyorum gelemeyeceğim dedim o da domuz gribi testi yaptırmamı istedi. Yakındaki bir hastanede yaptırdık negatif çıktı ama bütün bu zaman zarfı içinde her sancı geldiğinde öğrendiklerimi uyguladım. Pilates topunda zıplama, ılık duş, anne desteği, nefes çalışması derken sancılarım 15 dakikada bire indi. Sonra 8 dakikada bire. Eşime yıkan çıkalım doğum başladı dedim. Ama o kadar sakin ve kontrollüydüm ki kimse inanmadı. Çünkü ilkinde yeri göğü inletmiştim! 

O sağda solda oyalanırken 28 Ocak gece 11.15'de suyum geldi. Doktoru aradım "ben bi duş alıp geliyorum." dedim, en büyük hayalimdi bunu söylemek :) Evde sancıyı çekip en son doğuma gitmek. Oldu 23.45de hastaneye vardık. Kontrol ettiler 6 cm. açıklık varmış. Epidural isteyip istemediğimi sordular ağız dolusu HAYIR dedim. Sonra demez olaydım dedim ama şimdi iyi ki hayır demişim diyorum :) 29 Ocak 02.20'de Dila kızı kucağıma aldım. Epizyotomisiz, epiduralsız. Ve yürüyerek çıktım doğumhaneden. Bu da bana bonus oldu. En sevdiğim şarkıları dinlerken doğurduğum. En son California dreaming'de (en sevdiğim şarkı) son kez ıkındım ve kızım geldi. Kordonu geç kesildi, doktor kucağımda kalmasına izin verdi. Eren Başkan kızacak "Abartma bir sen mi doğuruyorsun" diye ama çok mucizevi bi andı benim için! Tabii doktorum için de. 


Kendinize ve bedeninize güvenin hanımlar, oluyor! Çok da güzel oluyor! 


Zeynep


28 Haziran 2016 Salı

Gökçe'nin Doğal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO, 

Ben 60 yaşındaki annem hariç, çevresinde normal doğum hikayesi olmayan bir hamileydim, işte bu yüzden mi bilmiyorum nasıl doğurduğumun çok da önemi yoktu benim için. Uzun yürüyüşler yapan, sağlıklı beslenmenin önemini kavrayabilmiş bir hamile hiç değildim ama çok mutlu, çok gezgin ve çok hareketliydim, nitekim doğumdan önceki son haftaya kadarda bir fiil çalıştım. 35. haftada artık doğum zamanını ve nasıl olacağını konuşma vakti gelmişti ,ilk gebeliğimin boş gebelik olması ve bu sebeple tarafıma kesinlikle kullanmam gerektiği dikte edilen clexane iğne nedeniyle çatı muayenesine bile gerek kalmadan sezeryan olmam gerektiği konusunda bilgilendirildim! Riske gerek yoktu! Hatta ve hatta 38. Haftada 05.05.2015 tarihinde sezeryan olabilecektim, nasıl da güzel bir gündü ,ne uyumlu bir tarihti, nüfus cüzdanında çok da şık durmaz mıydı? Kafamda deli sorular, 05.05.2015 sabah 09.00 ‘a randevu almış ve kendimi sonuna kadar teslim etmiş bir şekilde çıktım hastaneden. 

Bir ara Ersin’le , ki kendisi bu hikayenin yapım kısmında başrol, “ne güzel ya istediğin gün doğurabiliyorsun, ayın dördünde mi doğursan acaba Gökçe, dünya Star Wars gününde ” gibi bir konuşmada geçmedi değil Planlı doğumun en güzel yanı şehir dışından doğuma gelecek insanların, doğum gününde yanında olma şansıydı, ki benim en yakın arkadaşımda benden uzaklarda yaşıyordu. Doğumdan bir gece önce geldi ve bizim evde ertesi sabah gerçekleşecek doğum için, içkili- alemli kutlamalar başladı. Saat 03.00 gibi sızdı herkes, içimden umarım uyanabilirler dediğimi hatırlıyorum… Ve evet saat 04.00 itibariyle yatakta koca bir ıslaklık hissettim. Suyum mu gelmişti yoksa? Ersin’i uyandırdım hemen “işemiş olabilirsin” dedi ve uyumaya devam etti. Hemen ikna oldum, zaten son 15 gündür arada küçük kaçırmalar yaşıyordum. Kalkıp duşa girdim ve nişan dedikleri şeyi gördüm. “Ben doğuruyorum” diye bağırmaya başladım evde. 

Aydan ve Ersin yarı sarhoş ayaklandı tabi ama kimse inanmıyor doğurduğuma, heyecandan sanıyorlar. Saat 06.00 gibi hastanenin yolunu tuttuk. Hemşireler 09.00 randevulu sezaryana neden bu kadar erken geldiğimi anlayamadılar tabi. Dedim ben doğuruyorum. Nst, muayene derken, doktorum açılmanın 3 cm olduğunu ve istersem normal doğumu bekleyebileceğimi, ki garantisi yoktu, dünya normal doğum sancısı çekip sezeryan olan kadınlarla doluydu, ya da sezeryana hemen alabileceklerini söyledi. Hiç bir şey bilmiyordum. Ne kadar sıklıkla sancı olur? Nasıl ıkınmam gerekir? Doğum nasıl gerçekleşecek? Benim gibi planlı bir insanın ilk defa bir planı ve konuya dair bilgisi yoktu. Tek bildiğim normal doğurmak istediğimdi ve bunun için ne kadar süre gerekliyse o kadar beklemeye hazırdım. Hastane odasında üzerimde en sevdiğim gecelik sancı çekmeye ve yeterli açılmayı beklemeye başladım ama tabi bu arada doğumun 9’da gerçekleşeceğini düşünen ve güncellenmeyen eş, dost, akraba tebrik etmek için hastane odasını doldurmaya başladı. Gelenler önce şaşırıp, sonra benimle sancı çekmeye başladılar. Gelen kimseyi göndermedim, herkesle sohbet etmeye çalıştım, o kadar saçma sorular sorup, aslında merak etmediğim o kadar çok cevap aldım ve o kadar çok hikâye dinledim ki inanamazsınız. Ve sürekli yürüdüm, hastane koridorlarını arada kahkaha, arada inleme sesleriyle şenlendirdim. Çünkü sancılarım artıyor ve sıklaşıyordu. Acıyı zihnimden uzaklaştırmam gerekiyordu. Ve bence, doğum sancısını soran herkese “korkulacak bir acı değil” cevabını verebilmemin sebebi, bu kalabalık ve zihni acıdan uzaklaştırma yöntemimdi. Çünkü herkes çok mutluydu, herkes çok komikti ve sevdiğim herkes yanımdaydı. 

Saat 12.45 gibi beni artık doğumhaneye alacaklarını söyledi doktorum. Herkesi tek tek öptüm ve güle oynaya, yürüyerek girdik doğumhaneye ben, Ersin ve Aydan... 15 dakika kadarda doğumhanede yürüdüm ve artık olayın vuku bulacağı yere yerleşme vaktimin geldiği söylendi. Dedim ben hiç bir şey bilmiyorum, okumadım, izlemedim nasıl olacak? Canım ebem, çok da güzel bir kadın kendisi, “sakin ol, iyi ki bilmiyorsun, bilenlerin ya da bildiğini sananların kafası karışıyor, senkronize olamıyoruz, sen kendini bana bırak yeter“ dedi . Yerleştim yerime ve ıkınmaya başladım, ben tabii filmlerin etkisinde başladım avazım çıktığı kadar bağırarak ıkınmaya, ebem “boğazını mahvedeceksin yavaşla biraz” dedi ,sonraki ıkınmalarda sıfır ses, ekip çalışmasına çok uygunumdur Bir, iki ve üçüncü kuvvetli ıkınma sonrası Aydan’ın “kafasını gördüm, inanamıyorum Gökçe, hadi Gökçe!” çığlıklarının arasında hop 13.15’ de Janset’i çıkarıverdim. Hemen göğsüme koydular, öptüm kokladım, ağladım, Ersin’le birlikte ağladık. O anı anlatması biraz zor, ama inanın sırf o an için, o acıyı iki gün bile çekmeye razı olurdum ben. 

Doğumhaneden yürüyerek çıktım, benimle sancı çeken eş, dost, akrabanın alkışlarıyla. Oturdum ve emzirmeye başladım, sanki birbirimizi çok uzun zamandır tanıyorduk ve sanki Janset emme işinde uzmandı İyi ki doğdun Janset ve iyi ki kendi istediğin zamanda geldin!

Sevgiler, 
Gökçe

26 Haziran 2016 Pazar

Melike'nin Normal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO,

Görünen doğum tarihi 7 Ekim Çarşamba 2015. Ama beybim her an "ben geliyoruuum" diyebilir. İçimde dayanılmaz bir heyecan, merak, biraz korku ve bu tatlış topik hamileliğe veda edeceğim için azıcık hüzün var. Aylarca ilgi odağı olmuşum, tahtımı beybime kaptıracak olmanın.. Neeey? Bebesini kıskanan anne mi? Tabi ki şaka:) Diğer haftalarım gibi son haftam da çok şükür ultra rahat geçiyor. Ellerimde, ayaklarımda hiç şişlik yok. Mide yanması da yok. Sadece yatakta pozisyon değiştirmem büyük bir mesele. Onun dışında halâ ceylan gibi sekiyorum. Bu hafta yine azimle Musti'nin (eşim) bar programlarına gece yarısında dahil oldum. Mekan eve yakın olduğu için hem yürüyüş oldu, hem kafa dağıtmaca. Özgürlüğün son anlarının kıymetini bilmek gerek di mi ama? :) 

3 Ekim cumartesi programı, benim dahil olacağım son eğlencey(miş)di. Tabi ki kaçırmadım. Evdeki analar ve babaların "Dur kızım, bari bu gece gitme. Zaten gecenin bir yarısı." serzenişlerine kulaklarımı tıkayıp soluğu barda aldım. Aman yarabbi! Neredeyse tüm tanıdıklarım sözleşmiş gibi ordaydı ve bütün Bornova artık doğur diyordu. Sürekli yanaklarımı, göbeğimi seven, beni bağırlarına basan bir deli ordusu! Onlar göbeğimi son kez mıncıkladıklarını, ben de son kez mıncıklandığımı bilmiyordum elbet.. Geceyi sabaha karşı 4 gibi tabi ki Bornova'nın meşhur Aynalı'sında tamamladık. Kafam kadar bir kömürde sandviçi acımadan gömdüm. Gömmez olaydım! Uyurken çılgın mide bulantıları ve artan çatı ağrılarım oldu. Sabah 7:00 gibi uyandım. Yataktan kalkarken fırt diye bir şey aktı. Yürütmeyen çatımla tuvalete koştum. Akmalar lıp lıp devam etti. Sanırım suyum sızıyordu :) Kendimi biraz daha dikkatli dinleyince, bel ve kasık ağrımın olduğunu da farkettim, regl başlamışçasına... Yine de doğum habercisi miydi bunlar emin olamadım. Telaşlanmasın diye annemden önce Musti'nin annesini uyandırdım. "Benim biraz ağrım var, doğum başlamış olabilir" dedim. Musti'ye de "doğuruyorum" dedim. "Hadi canım" dedi ve müthiş hangover'lığıyla poposunu dönüp uyumaya devam etti. "İyi sen bilirsin, biz gidiyoruz" dedim. Duşa girdim, makyajımı yaptım. O ara bütün ev halkı uyanmış. En son annem, "millet girer abdest alır, sen n'apıyorsun" derken ayak tırnaklarıma oje sürüyordum... 

8 buçuk gibi hastanedeydik. 3 cm açılma vardı. Sancılar 6 dakikada bir olmaya başladı. Dayanılabilirdi. Bol bol gezdim hastanede. Ama sancıların şiddeti tüylerimi diken diken etmeye başlamıştı. Sonra sırttan epidural yolunu açtılar. En iğrenci buydu sanırım.. Bi' ara bayılacağım sanarken, geceki bulantımı kustum ve rahatladım :) Her şeyin sorumlusu o kömürde sandviçti. Hastanede gezmeye devam ettim ama sancılar gözümü yaşartacak dereceye gelmişti. 11-11:30 gibi epiduralı verdiler ya da bana öyle dediler, emin değilim. Çünkü sancılarda öyle belirgin bir azalma olmadı. Doğumhaneye alındım. Bebişimin sırtı yan duruyormuş, onun dönmesini bekledik. Yaşlı ve tatlı bir başebe, en geç 1 buçukta bu iş biter dedi. Bana suni sanci vermişler, her şey bitince haberim oldu:) Halsiz hissettiğimi söyleyince başebe Musti'ye kola aldırttı. En son elimdeki kolayı pipetle emiklerken, sancılar içinde beybimi bekliyordum. Bu arada Musti'nin rengi döndü ve kaçtı :) Saat 12'de genç ve tatlı doktorum doğumu başlattı. Başebe zorla haber gönderip Musti'yi getirtti. "Bu anı kaçırmana asla müsade etmem, o göbek kordonunu sen keseceksin" dedi:)) Doğum süreci rüya gibiydi. Orada yatan ben değildim sanki. Dışarıdan izler gibiydim her şeyi. Sancı çekiyordum, acı çekiyordum. Ama bir film sahnesi gibiydi. Acıyordu, ama acımıyordu. Sancıyordu, ama sancımıyordu. Rüyadaydım. Sohbetler, gülüşmeler eşlik ediyordu bana. Ben Musti'den çok çok daha iyi durumdaydım. O bana değil, ben ona destek oluyordum. 

En son hatırladığım, başebenin "bir daha doğuracak mısın" sorusuna "evet" diye çığlık atmamdı. Müthiş eğlenceli bir ekip, beni müthiş rahatlatarak 12:47'de minnoş kızımı kucağıma aldırdı.. Göğsümde tertemiz, mis kokulu minik bir insan.. O anı betimlemeye kelimelerim yetmiyor. Ağlamadım. Hiç ağlamadım. Öptüm koklayarak. Dünyanın en güzel kokusunu duydum o bambaşka öpücükte.. Minicikti, sıcacıktı, yumuşacıktı, mis gibiydi, çok güzeldi, içimden çıkan candı, benimdi. Evet göğsümde kızım, elimde telefon, babamiz göbek kordonunu keserken o anı ölümsüzleştirdim :) Yetmedi, doktorum ve tüm ekip barış işaretlerimizle fotoğraflara kazındık. Gerçekten çılgın bir gruptu. Beybimi göğsümden bırakmak istemedim hiç. O an saatler sürsün isterdim. O ilk buluşmanın bana hissettirdikleri paha biçilemez. Elbette zorluklari vardı normal doğumun, ama hiç korktuğum kadar olmadı. Gerçekten bambaşka bir olay bu. Yani mucizenin tam tanımı bu olmalı sanırım.. Benim kendisi kısa, anlatması uzun doğum hikayem de böyle... 

Umarım tüm hamileler benim kadar kolay ve sorunsuzca pıt diye kavuşur beybilerine... 

Not: Sonuna kadar doğurmadan okuma sabrini gosterenlere tesekkurler :)

Melike



24 Haziran 2016 Cuma

Melisa'nın Normal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO,

Yeryüzünde gelmiş geçmiş her annenin bambaşka doğum hikayesi vardır elbet; mucizeye tanık oldukları, an be an koşulsuz sevgiyle donandıkları, minik emanetlerini ebediyen candan ötesinde, ‘ben’den ötesinde taşıyacaklarına söz verdikleri. İşte benim doğum hikayem de bunlardan biri. Bebeğine kavuştuğun ‘O’ an gökyüzünde iyi ile kötünün savaşı başlar derdi sufi hocam, bu savaş 40 gün devam eder ve neticede iyi kazanır, anneye ben’likten öte bir sevgi bahşedilir; her şeye rağmen sevgi... Ben her zaman nefes aldığım her anın sorumluluğunu kucaklamak, yaşamın içinde köşe bucak yer almak, bahşedilen güzellikleri de, zorlu imtihanları da tüm benliğimle tecrübe etmekten yanayım; yaşadığımı, var olduğumu, tekamül ettiğimi ancak böyle anlarım. Bu yüzdendir ki hamile olduğumu öğrendiğim ilk günden beri en doğal şekilde, olması gerektiği gibi olan, akışına bırakılmış, mucizeye, o büyülü anlara her şeyiyle şahit olacağım, şu meşhur savaş esnasında koşulsuz sevgiyi tırnaklarımla kazanacağım doğum şekline yani doğal doğuma kilitlemiştim. 

Çevremdeki herkes ve tabi en önemlisi doktorum en büyük destekçimdi. Yaşadığım tüm zorluklara rağmen hedefimden hiç şaşmadım, hep o anları hayal ettim; bebeğimi sağ salim kucağıma aldığım, onunla en doğal şekilde kavuştuğum yani halk deyimiyle çatır çatır doğurduğum ☺. Evet, doğurdum, başardım, hem de çatır çatır ama bir farkla; doğal değil doğumum, normal oldu, lakin vicdanım rahat ben elimden gelenin fazlasını bile yaptım, gerisi biraz da nasibe kalıyormuş şu doğum işlerinde, onu da gördük, bildik böylelikle. Haydi gelin şimdi sizlerle normal doğum hikayemi paylaşayım... Hamileliğimin ilk aylarında düşük riskim, takip eden aylarında da erken doğum riskim vardı. İlaçlarla, hep yataklarda, en basit işleri bile yapamaz halde, burnunu kapıdan dışarı bile çıkaramadan geçirdim bu süreci. Zordu, şu an kelimelerle tarif edemeyeceğim kadar zordu. Bel bölgemde ve kasıklarımda sürekli regl sancısına benzer bir ağrı vardı, bir zaman sonra o ağrıyla yaşamaya alışmıştım artık, hatta bu durum sıradan bile gelmeye başlamıştı ta ki ona 24. haftamda NST cihazı ile tespit edilen kasılmalarım ekleninceye kadar. Artık belirli aralıklarla karnım adeta taş gibi sertleşiyor, bel ve kasık bölgemdeki ağrıyla birleşince durum iyice dayanılmaz hale geliyordu. İşte buna hiç alışamadım, uykular haram oldu, 6. ayımdan itibaren 6 yastıkla bile uyuyamadığım gecelerim vardı. 


Ciğer geliştirici iğneler yapıldığında 32. haftamdaydım. Doktorum bana artık korkmamamı, erken doğum halinde bile bebeğimin ciğerlerinin 2 hafta kadar daha gelişmiş olacağını söylemişti. Rahatlamış mıydım? Hayır. Hem psikolojik olarak hem de bedensel olarak... Sanki o iğneler bana, bebeğime iyi gelmemişti, doğal süreç sekteye uğramıştı. Evet, belki erken doğum anında bu iğneler bizim şansımız olacaktı ama ne bileyim sevemedim bir türlü ben bu iğne işini. Nişanım geldiğinde 34+4’teydim. Hemen telefona sarılmş, doktorumu aramıştım. Bana kasılmalarımı düzenli bir şekilde not etmemi ve sıklaştıkları zaman hemen kendisini aramamı söylemişti. Dediğini yaptım. Önceleri 12 dakikada bir giren sancı, sonra sırasıyla 8 dakikada bir, 7 dakikada bir ve en son 5 dakikada bir girmeye başlamıştı. Kendi kendime sancılarım sıklaşmadan, suyum patlamadan hastaneye falan gitmem deyip duruyordum ve bekledim. Zaten 2 gün sonra kontrolüm vardı. Her şey açıklığa kavuşacaktı. 


Tam da kontrolümün olduğu gün yani 34+6’da göbeğimin aşağıya düştüğünü, karnımın üst kısmında 4 parmak kadar boşluk olduğunu farkettim. Bugün kesin doğuruyorum diye düşündüm, doktorumun yolunu tuttum. Doktorum nst cihazına bakıp sancılarımın düzenli aralıklarla girdiğini ve çatı muayenesinde de 2 cm kadar açıklığımın olduğunu söyledi, doğum başlamış, bugün doğuruyorsun dedi, beni doğum yapacağım hastaneye yönlendirdi. Yatışım yapıldı. Nst cihazına bağlı başladık beklemeye. Bir diğer odada doktorumun başka bir hastası daha doğum için gelmişti. Onun bebe 41. haftasındaydı, onlar da normal doğum bekliyorlardı. Ben sancımı sessiz sedasız çekiyordum; şiddeti bir yükseliyor, bir düşüyordu. 2 saat oldu, 3 saat oldu, doğumhaneden bir kadın kürtaj olup çıktı, bir posta hikayesini anlattı, ağla ağla hışır olduk ebeler, hasta bakıcılar, ailecek, sonra 4 saat oldu, 5 saat oldu, derken doktorum geldi, diğer hastasını çatır çatır normal doğurttu, gitmeden önce bir kere de o muayene etti, zira etmeyen kalmamıştı, açıklığın artmamış dedi, gitti, 6 saat oldu, 7 saat oldu, gelen doğurdu, giden doğurdu, bekliyoruz, 8 saat oldu, 9 saat oldu, muayene üzerine muayene, bıktık ama ne yapalım, sancı, sancı, 10 saat oldu, 11 saat oldu, 12, 13, baktık ki bu kadar sancıya açılmıyor pes ettik, nasıl olsa akışında ya olay evde çekelim dedik çekilecek çilemizi, süslenmiş odamızın süslerini de söktük gittik. Bu bir yalancı doğum alarmıydı. Doğsam mı diye düşündü bizim kız önce, sonra yerini pek bir beğenmiş olacak ki oblik duruşa geçti ve gelmiyorum dedi. Belki de hastane ortamı kastı beni, en başından beri evde yaşamalıydım herşeyi ve son an gitmeliydim hastaneye. Olsun, kaybedilmiş bir şey yoktu, bu bir erken doğum alarmıydı ve bebek içerde ne kadar çok kalırsa bizim için de, onun için de o kadar iyiydi. 


Onun da, benim de daha çok yolumuz vardı, edindiğimiz tecrübeyi attık sırt çantamıza ve koyulduk tekrar yola. Hayır, hayır yola koyulduk deyimi bu sefer bir metafor değil, biz tam anlamıyla yola koyulduk. Nasıl mı? Haydi gerçek normal doğum hikayeme! Ertesi gün tekrar muayeneye gittik ve bir öğrendik ki bebek oblik duruşa geçmiş yani bebeğin kafası biraz yukarıda ya da aşağıda olacak şekilde bedeninin çapraz durduğu pozisyona. Bugüne kadar ha düştüm ha düşüyorum, yok doğdum yok doğacağım diyen bebek şimdi de ıh ıh doğmayacağım diyordu ☺. Bu gerçekten bir şaka olmalıydı ama gerçeğin de ta kendisini doktorum henüz yüzüme vurmamıştı. “Açıklığın 2 cm, enfeksiyon kapma riskiniz var, bu bebeği enfeksiyon kapmadan normal doğurdun doğurdun, doğuramadın, açıklık artmadı o zaman sağlığınızı riske atamayız, elimiz mahkum sezeryan olacaksın” dedi ve ekledi “Her gün bilfiil 5 saat yürüyeceksin, durmak yok, sürekli hareket edeceksin.” Yürümek mi, hareket mi, durmak yok mu; ben bu kelimelerin anlamlarını unutalı o kadar uzun zaman olmuştu ki... Kaslarım derin mi derin uykulara yatmıştı; “Yapamam” dedim, “Yaparsın” dedi. Yaptım. İlk yürüyüşüm o gün evime oldu, 5 km/bilmemkaçsaat. Resmen santim santim yuvarlanıyordum yollarda önceleri, sonra gün be gün hızlandım, hiç durmadım, kafaya koydum bir kere, o bebek dönecek, ben doğal doğuracaktım, bunun için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Yaptım. 


En son doğuma 11 gün kala ayak parmaklarımın fazla yürümekten kanamasıyla durdum ☺. Tüm bu süreç içerisinde 3 günde bir kontrole gidiyordum ve 1 cm bile açıklığım artmıyor, bebek de dönmüyordu. Dönecek dedim, açılacak, doğal doğal doğuracağım. İnanmak, başarmanın yarısıdır! “Bu çocuk bekleyecek kesin 42. haftaya kadar falan, yürüyemiyorum da, en iyisi bahar temizliği” diyeli 3 gün olmuştu. Yalancı doğum alarmının üzerindense 32 gün geçmişti, 39+3’teydim artık. Bir sancıyla koridorda yere çömeldiğimi hatırlıyorum, sonra diğer sancılar art arda geliyorlardı. Ritmik kasılmalarım başlamıştı. Doktor kontrolüm de vardı o gün, hemen gittik. Bebek dönmüştü ☺. Açıklığım da eh işte bir 2.5 cm olmuştu, lütfetmişti yani. Bu arada enfeksiyonu da kapmıştık hani, rahim içi ateşim yükselmişti. Kapmasak şaşardım zaten, bir o eksikti maceramda, tamamlandık çok şükür. “Haydi” dedi doktor “hastaneye!” Pışıııık dememek için zor tuttum kendimi ☺. Ben bir koşu sancımı evde çekip geleceğim, hem daha kuaföre bile gitmedim, hele evimi hiç sormayın, dandini hoppacık, temizlemem lazım, eksikler de var alınacak, benim işim çok vesselam dedim ve en geç ertesi sabah saat 07.00’de hastanede olacağıma dair sözleştik, enfeksiyon durumu riskliydi çünkü. “Ama sen gece yarısından sonra gelecek, sabaha kalmayacaksın” dedi canım doktorum ve öyle de oldu. 


Benim gibi orjinal mi orjinal bir hamilelik dönemi geçirmiş anneyi de ancak sen paklardın; gerçekten çok seviyorum doktorumu, ona minnettarım. Aheste aheste parka doğru yürüdük ve oturduk annemle, plan yaptık, limonata içtik, yakınlarımızı aradık, müjdeyi verdik. Kuaförüme de gittim güzel güzel, fönümü de çektirdim. Sonra da alışverişimizi yapıp simit kemire kemire evin yolunu tuttuk. Sancım mı? O kadar da abartılacak bir şey değilmiş aslında doğum sancısı, hele de benim yaşadıklarımın yanında. Beden inanın kendini her yeni duruma kolaylıkla adapte ediyor. Önünde saygıyla eğilinecek bir mekanizma. Mesela benim bedenim bir de temizlik yaptı sancılı sancılı. İzmir’den gelen kayınvalidem, görümcem, annem, kardeşim, ben ve eşim topluca temizliğe giriştik evimizde. E anca ☺. Sancım geldiğinde evin ortasında çömelip bağırıyor, apartmanı ayağa kaldırıyor, geçtiğinde ise direktifleri vermeye devam ediyordum: “O banyo temizlenmeden asla doğurmam!” Yok, yok deli cesareti değildi bu, edindiğim tecrübelerin bana kattığı bir başı buyrukluktu olsa olsa. Saat 00.10’da hastanenin yolunu tutmuştuk, sancılarım 2 dakikada bire inmişti artık, dayanılmaz olmuşlardı. 00.20 hastaneye giriş saatimiz. Açıklık 4 cm, rahimiçi ateş tavan, epidural taktırmayacağım kararlıyım ama işte o suni sancıyı vermeselerdi. Bebek hemen gelsin istiyorlardı enfeksiyon dolayısıyla. Sancılarım epey şiddetlenmişti suni sancıdan sonra, yine de dayanılmaz değillerdi. Epidural istemiyordum, ta ki anestezi uzmanı beni fırçalayana kadar. Hangi devirde, nerede yaşıyoruzdan tuttu, ilim-bilim-teknolojiden çıktı. Bir takalım, sonra zaten istesen de takamayız, sen istersen dozu veririz dedi. Kabul ettim mecbur. O sancılarımın arasında tartışacak gücü bulamadım kendimde. Bir de enfeksiyon endişesi tabi, her an her şey olabilir. 


Açıklığım 6 cm olmuştu ilk dozu verdiklerinde. Suni sancı insanın ayarını bozuyor gerçekten, yoksa doğal sancı böyle şiddetli değil kesinlikle. Ne suni sancı ne epidural kesinlikle tavsiye etmiyorum, inanın doğal yoldan daha kolay olurdu her şey. Neyse, halihazırda ağrılarım dindi, bari bu durumu kullanayım dedim ben de. Ebem makyajımı yapabilir ☺.  Açıklığım 7.5 cm’di suyumu patlattılar, birden 9.5 cm’e yükseldi. Saat 04.10’da doğumhaneye alındım, bir doz daha verildi epidural ve doktorum geldi. Artık iş ıkınmalara kalmıştı. Çömelerek ıkındım belli bir süre, sonra da ebemin yardımıyla ittirdim ve 04.30’da yaşayıp yaşayabileceğim en büyük huzuru tadıyordum artık; ağrılarım dinmiş, o kabus günler bitmiş, yavrumu sağ salim kucağıma almıştım. Tam o sıradaydı, okunuyordu sabah ezanları. Gözyaşlarımla dualar ettim, ten tene temas yaptık ve doya doya sarıldım bebeğime. Odaya indiğimizde de hemen emzirdim. Çok çok uzun yollardan gelmişti Fatıma Dalya, mememde huzuru yudumlamış, ben de sayesinde aşkı koklamıştım. 


Herkese hayırlı, sağlıklı doğumlar dilerim...


Melisa




Hatice'nin Doğal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO; 

Berkin bebeğin çok kolay ama anne babasının komik doğum hikayesi... 

Başlangıçta zorlu bir süreç, hamile olduğumu öğrenmem ile eşimle yaşadığımız kaygılarla dolu günler. (Eşimin ailesinde genetik 3:13 translokasyonu var. Her gebelik için % 25 direkt düşük, % 25 engelli (yüz ve ağız çevresinde anomali) % 25 taşıyıcı % 25 sağlıklı bebeğimiz olma olasılığımız var). 12 haftalık iken cinsiyetini öğrenir öğrenmez CVS yaptırıp 2 ayda merakla ve stresle sonucu bekledik ki, hayallerimiz gerçek oldu ve hiçbir sağlık sorunu olmadan bizimle olabilecekti Berkin. 

Günler haftaları kovalarken Kobane'de bir yakınımızın Şehit düşmesi stresi ile 29. Haftada hastaneye yattım. Neyse ki daha erken olduğuna ikna ettik oğlumuzu ve beklemeye karar verdi. 37. Haftaya geldik ki sabah 6 da hafif kasılmalar ile uyandım. Doktorum şehir dışında seminerde idi ve 1 hafta vardı henüz kontrolüme. ama 1.5 saat sonra nişanım geldi ama henüz keskin ve hayal ettiğim sancılar değildi. Annemi aradım telefonla, sakin olmamı ve ılık bir duş alıp kahvaltımı yapmamı sonra da hastaneye gitmemi söyledi. Eşimi uyandırıp durumu anlattım. Nişanın ne kadar geldiğini sordu 2 damla dedim, o zaman daha çok o kadardan bir şey olmaz dedi. - Sen kaç tane doğum yaptın(?) kalk bakalım! Diyip kahvaltıyı hazırlattım. Kasılmaları not almaya başladığımda fark ettim ki 5 dk.da 1 ve hâlâ hayal ettiğim kadar sert değil. Önceden hazırladığım doğum çantamı bile almadan salına salına gittik hastaneye. Takside kasılmalar sertleştikçe kendime gaz vermeye başladım: “Hatice devrimci bir kadın doğum sancısıyla yıkılmaz dik dur!!! “ diye kendimi telkin ediyordum ama sıklaştıkça devrimcilik gidiyor derin nefesler başlıyordu :). 

Hastaneye vardık ki dr açılmaya baktı hastayı alın 6 cm. açılma var dedi. Ben henüz durumu kavramadan hemşire sandalyeyi kaptı -otur bakalım gidiyoruz! Ben, nereye? Hemşire ee bebek geliyor! Meğer eşimin rahatlığı beni fazla gevşetmiş ki bebeğin geldiğini o an idrak edebildim. Hemşire eşime dönüp - e hani bebeğin kıyafetleri diyince de eşim durumun ciddiyetini fark etti. O eve koşup çantayı almaya ben doğum haneye koyulduk. Lakin hala keskin bir sancı yoktu. Tekrar muayene ve işlemler derken saat 11:00 oldu ve odaya geç bekleyelim dediler. NST'ye bağlanıp beklemeye koyuldum ki, meğer sancılar oradaymış ve benim uzanmamı bekliyormuş. Devrimciliğime de zeval getirmeden sessizce sancılarımı çekerken NST'de kağıt bitti ama hemşirelere seslenemiyordum. Devlet Hastanesi'ndeyim ve tepki almaktan korkuyorum. 

Birden bir şeyin geldiğini hissedip çağırıverdim ebeyi. Suyum gelmiş ama ben bebek geldi zannettim. Geldi ki benden heyecanlı aaa bebek geliyor hazırlayın doğumhaneyi! diye bağırmaya başladı. Kalktım ayakkabılarımı aradım. N'apıyorsun? dedi. Ayakkabılarımı arıyorum dedim. Bırak kız bebek geliyor! diye koştuk çapraz odaya. 1 ebe, 1 yardımcı ve 1 temizlik görevlisi odayı toparlıyordu. Baktım şaşkın şaşkın ne yapacağım? dedim. İlk mi? dediler. Başım önümde evet dedim. Çatala çıkmamı söylerken sancı geldi, sakın ıkınma önce otur derken bir el atıp yatırdılar. Ve ıkınmamla bebek geldi. Ebenin birisi henüz serumu koluma takamamıştı ki koştu bebeği alıp getirdi yanıma. Aferin süpersinlerle 3 dikiş atıp, teşekkür ettiler. Ebe doğum saati 11:45 dedi ki doğumhanede 3 dakikada doğuruverdim. Eşim çantayı yetiştirdi, ve Berkin'le tanıştı. Acemilikte sınır tanımıyoruz hala... 

Berkin ise 10 aylık ve bize ebeveyn olmayı öğretiyor her gün. Berkin Elvan'ın ismidir. Adıyla yaşasın. 

Herkese benimki gibi mutlu doğumlar dilerim,

Hatice


22 Haziran 2016 Çarşamba

Petek'in Normal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO,

Bir haftadır devam eden bir karın ağrım vardı. Tam göbek deliğimin olduğu yerde. Eşim TUS’ a hazırlanan kuzenini arayıp durumu anlattı. Kuzenim o akşam bize geldi ve beni muayene etti. Apandisit olabilir fakat ultrasonla bakılmadan teşhis koyulamaz dedi. Hastaneye gittik. Kan tahlili yapıldı ve ultrasonla bakıldı. Kan değerlerinde anormallik vardı fakat ultrasonda bir sıkıntı görülmemişti apandisitle ilgili. Doktor ilaç içme yarın tekrar gel bakalım duruma dedi. Ertesi gün tekrar gittim yine bir şey yoktu. ‘Apandisit değil’ dedi doktor. O zaman ne peki dedim gaz falandır dedi yolladı beni. Sonra eve dönüş yolunda eczanenin önünde durdum gebelik testi aldım. Eve geldim testi yaptım ve sonuç pozitifti. O kadar şaşkındım ki. İmkansız olduğunu düşündüğüm bir şey olmuştu: hamileydim... 

Hemen internetin başına oturup normal doğum yaptıran bir doktor bulmaya çalıştım. Birkaç seçenekten kendime en yakın hissettiğime randevu aldım. Yanılmamıştım. Enerjisiyle ilk anda kalbimi çelen bu doktor sevgili Anıl Hoca doğumdan sonra bile görmeden duramadığım biri haline gelmişti benim için. Normal doğum yapmayı çok istiyordum. 1.56 boyunda ufak tefek bir kadın olduğum için zamanında beni inciten ama insanların eğlendiği muhabbetlere maruz kalmıştım. Hamile kalınca top gibi olursun, sen normal doğum yapamazsın gibi cümlelerle eğleniyorlardı. Ama benim düşündüğüm tek şey vardı. Memeli tüm canlılar doğuruyordu, bu doğamızda vardı. Ben de aynı şekilde doğuracaktım. Gebelik eğitimleri dışında bu konuyla ilgili fazla kafamı yormadım, herhangi bir şey izlemedim. Benim görümceme kırk dikiş attılar gibi cümlelere kulağımı tıkadım. Her gün yürüyüş yaptım. Öğlen iş yerinde ve akşam yemekten sonra. Gereksiz şeyler yemedim ve gereksiz kilo almadım. Çatı muayenesi zamanı gelmişti. Sadece 10 saniye sürdü. Doktor seni doğurtacağım Petek sakın bana sorun çıkarma dedi ve güldü. 

37+5 haftalık iken bir sabah saat 6:00 da bel ağrısıyla uyandım. Bir önceki gün çok yattığım için belim tutuldu diye düşündüm. Ama bir yandan da heyecanlanmaya başlamıştım. Bunun bir doğum belirtisi olmasını ümit ediyor ve 23 Nisan günü oğlumu kucağıma almak istiyordum. Saat 9 olmuş İlker uyanmıştı. Ona belki bugün bebeğimiz gelebilir dedim. Sonra tuvalete gittiğimde nişan geldiğini gördüm. Doktoru aradım haber verdim hastaneye çağırdı. Önce İlker’in anne babasına gittik orada bir güzel kahvaltı ettim. Kimse beni aç karınla o hastaneye sokamazdı. Bu sırada sancılar kendini hissettirmeye başlamıştı. Heyecan ve gerginliğim artmış, sessizce beklemeye koyulmuştum bebeğimi. Hastaneye gitmek için yola çıktığımızda Anıl Hoca aradı Petek ne zaman geliyorsun ben gidiyorum dedi. Tamam doğumda görüşürüz dedim. Hastaneye gittiğimde nöbetçi doktor beni muayene etti. Epidural istiyor musunuz diye sordu. Böyle bir şeyi hiç konuşmamıştık. Bilmiyorum dedim. Sancılar düzenli, açılmam 1 cm. idi. O zaman gidip evde beklemek istediğimi söyledim. Nöbetçi doktor, doktorumu aradı ama o gitmesin demiş. Yatış yapıldı, gerekli prosedürler gerçekleşti ve hemşire malum serumla geldi. O suni sancı mı dedim, başıyla onayladı. Doktorumu aramak istediğimi söyledim. Bana suni sancı veriyorlar dedim. O da bana açılman az, sancılar düzenli bebek sıkıntıya girmesin dedi ve kabul ettim. 
Ebeler yanıma gidip geliyor düzenli nefes almam için yardımcı oluyorlardı. İlker yanımdan hiç ayrılmıyor elimi bırakmıyordu. Ayağa kalkmak istedim ama bacaklarım tutmuyordu halsizleşmiştim geri yattım. NST’den nefret ediyordum. Sancılar beni iyice zorlamaya başlamıştı gözlerimi kapatıp dedikleri şekilde nefes alarak baş etmeye çalışıyordum. İyice zorlanmaya başladığım anda epidural takıldı. (Epidural’i alınca hiç sancı hissetmeyeceğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bir de onun takılmasıyla ilgili strese ve yan etkilere değer mi emin değilim.) Saat sanırım 16:00 sularında son alttan muayenemi oldum ve ebe açılma tam dedi. Yüzünde öyle sevinçli bir ifade vardı ki ben de sevinçle doldum. Doğum sürecinde başka bir boyuta geçiyorsunuz ve ifadeler müthiş bir önem kazanıyor. Ebe o anda benim içimi neşeyle doldurdu o bakışıyla. Kakan varmış gibi bir his var mı dedi yok dedim ve o odadan çıktıktan 10 sn. sonra o his geldi. 

23 Nisan'dı ve hastane bomboştu. Ebe eşim ve ben doğum odasında yalnızdık. Diğer aile fertlerini uzaklaştırdılar bu süreçte. Bebek geliyordu, hissediyordum. Bu süreçte endişelerim artmaya başlamıştı sanki hiç doğmayacakmış gibi hissediyordum. Ebe İlker’e bebeğin başını gösterdi. İlker bana destek olmaya devam ediyordu. Oda kalabalıklaştı bebek geliyordu. Çocuk doktoru ve hemşireler geldi. Ve süper kahraman Anıl Hoca içeri girdi. Kocaman bir enerji, güler yüz. Zihnime o kadar güzel hitap ediyordu ki kafam iyice bulanmış olmasına rağmen cümlelerini kelime kelime idrak ediyordum. Harikasın dedi. Eğer güzel ıkınır ve dur dediğimde durursan epizyo yapmayacağım sana dedi. Ikın ıkın ve bir daha… 

Oğlum kucağımda rengi mor ve kaygan. Bu mosmor dedim. Ama belli ki iyi çünkü herkes neşe içinde. Korkarak dokunuyorum birileri ay ayy diyor ve yanlış bir şey yaptığımı düşünerek elimi çekiyorum. Sonra öğrendim çiş yaptığı için demişler onu. İlker’ e bitti mi diye soruyorum. O an onu görünce müthiş annelik duygularımın doluştuğunu söyleyemeyeceğim. Sadece zihnimi toplamaya çalışıyordum.Yanı başımızda ilk muayenesini oldu. İlker’in konuşmaya başlamasıyla Can’ın ağlaması kesildi. Sizi tanıdı dediler. İlker oğlumuzu yanıma getirip gösterdi ve kucağıma verdiler. Minicik gözlerini açmaya çalıştı. Pespembe olmuş morluğu gitmiş... Odamıza çıktık. Mis gibi kokuyordu. Yıkadılar mı diye sordum, hayır dedi. Böyle müthiş bir koku olabilir mi? Emziriyorum, kokluyorum ve indirmek istemiyorum kucağımdan. Dakikalar geçtikçe sonsuz bir sevgi doldu içime. İlker ve ben o gün sabaha kadar oğlumuzu izledik. Ben İlker ve Can. Hayatta birlikte yürüyen üç kişiyiz artık. 

Kısa bir anekdot: Doğumdan odaya çıktığımda nefes alamıyordum. Bunun doğumdan kaynaklandığını düşündüm ama iyice arttıktan sonra doktor gelip baktı ve astım atağı geçirdiğimi söyledi. Bunun nedeni büyük ihtimalle epidural. Bu tür riskleri olanların bu tip müdahalelerden kaçınmasını tavsiye ederim.

Herkese mutlu doğumlar!

Petek

21 Haziran 2016 Salı

Ece'nin Doğal Doğum Hikayesi

Merhaba BYBO,

Hamile kaldığımı öğrendiğimde en yakın arkadaşım SSVD yapma kararı almıştı. O, benim hamileliğimde daha bilinçli olmamda önemli bir faktördü. Daha önce epidural normal doğum yaptırdığını öğrendiğim doktorumda karar kıldım, açıkçası çevremde çok seçenek de yoktu. Tatlı bir bayandı ama çok yoğundu, fazla ilgi gösteremiyordu ama sorunsuz bir hamilelik geçirdiğim için pek takılmadım bu duruma. 

37. hafta kontrolünde çatı muayenesi oldum, doktorum 1 cm açılma ve rahim ağzında yumuşama olduğunu, beklenen tarihten önce doğum olabileceğini soyledi. 38.haftada yanlış anlaşılma sebebiyle kontrole gidemedim. Doktorum 39. haftanın ilk günü pazartesi sabahı gelmemi söyledi. Sabah bel ağrısı ile uyandım, meslek icabı sıklıkla bu tıp ağrılar çektiğim için pek önemsemedim. Bir gece önce stresli bir gün geçirmiştim kendimi kastığım için ağrıdı belki de dedim. Kontrole gittik. NsST'de sancı yok ve 3 cm. açılma varmış. Doktorum bugün istersem serum takılıp doğum yapabileceğimi söyledi. Kendı sancımı beklemek istediğimi söyledim çünkü kendisi sürecin hızlı ilerlediğini ve muayenemin çok rahat olduğunu ve rahat doğum yapacağımı söyledi. Bu arada doktorum haftanın son 3 günü şehir dışına çıkacağını eğer o günlere denk gelirse başka doktorla doğum yapacağımı söyledi. 

Ertesi sabah aynı bel ağrısı ile uyandım. Öğleden sonra 1:00 gibi kasılmalar hissetmeye başladım. Evde annem ve kayınvalidem vardı, onlara herhangi bir şey söylemedim, 10 dk. da 1 kasılmaları hissediyordum ama bu sırada TV izliyordum, bunlar doğum sancısı olamazdı, acı veya ağrı değildi. Saat 16:00 civarı belimden başlayıp kasıklarıma ilerleyen kasılmalar hissetmeye başladım, yatak odasına geçtim yerde çömeliyor kendimi rahatlatıyordum, anneme dakika tutmasını söyledim. Annem kızım bunlar düzensiz kısa sürüyor yalancı sancı herhalde dedi ve yemek yapmaya gitti. İzlediğim onca doğum videosunda okuduğum doğum hikâyelerinde kasılmalar sanki daha şiddetli anlatılmıştı bir turlu sancı çektiğime inanmadım. Kasılmalar sırasında duşa girecek hazırladığım şarkı listelerini açıp rahatlayacaktım ama hiçbirini yapamadım. Arkadaşımla mesajlaştım ve bu sancıların nasıl olması gerektiğini sordum. 
Saat 17:00 gibi eşim aradı. Annemi aramış, annem gelmesini ama onu telaşa vermemek için daha bir şey olmadığını söylemiş. Bu sırada kasılmalarım şiddetlenmişti, üstümü değiştirdim yalancı sancıysa da hastaneye gidip öğrenelim dedim. Kasılmalara bacaklarımda uyuşma eşlik etmeye başladı. Evden ilk ben çıktım artık baskı hissetmeye başlamıştım. Hastane oldukça yakındı ama akşam trafiği başlamıştı, arabada kasılmaları karşılıyor ve inliyordum ama kasılmalar arası eşime dörtlüleri yak diyordum. Doktorumu aramışlar direkt doğumhaneye çıkın demiş. Hastanede asansör beklerken suyum geldi. Eşofmanım 1 kg oldu. Asansöre bindik, kasılmaları asansörde dört ayak üzerine eğilip karşıladım. Doğumhaneye çıktık, beni tek basına içeri aldılar, hemşire doktorumun başka hastada olduğunu ve biraz beklememi söyledi. Doğumhanenin içinde koridorda ayakta kasılmalarımla bekledim, doğumhane boşalınca içeri aldılar. Eşofmanımı doğumhanenin yerine bir köşeye bıraktım. Doktorum hadi çık dedi çatala, çıkamayacağım dedim, çıkarsın hadi dedi ve çıktım. Muayene etti, tam açıksın doğum başlamış dedi. Ikınayım mı dedim, artık ıkınma hissim tavan yapmıştı, hayır bekle dedi, bir şeyler serdiler. 

Hadi ıkın, daha çok ıkın derken 8.10'da kızım doğdu. Bu kadar mıydı??? diye sordum. Küçük sıyrıklara birkaç dikiş atıldı, sonrası şakalaşmalar konuşmalar... Az önce doğum yapan ben miydim? Ten tene temas yapmak göğsümde kızımı yatırmak istiyordum ama daha öncesinde sorduğumda da yarım ağız konuşan doktorum böyle bir şey yaptırmadı. Sadece kızımı azıcık gösterip muayene etmeye götürdüler. Neyse ki kızımı 1 saat içinde emzirebildim. Şimdi kızım 6 aylık oldu bile... Ama doğum anım, kasılmalar ve o süreç her gün aklıma geliyor ve hala çok heyecanlandırıp çok duygulandırıyor beni. 

Sayısız doğum hikâyesi okudum ve doğum videosu izledim, çoğunda doula/ebe yardımı vardı ya da epiduralli normal doğumdu. Ben bunlar olmadan doğum yapmak istiyordum. Üzerimde kazağım, doğumhanenin yerine bir köseye çıkardığım eşofmanımla doktorum üzerine önlük bile giyemeden, günlük gömleği kan olarak doğum yaptım. Darısı basınıza…

Sevgiler,

Ece

9 Haziran 2016 Perşembe

Gebelik ve Emzirme Döneminde Oruç Tutmaya Epigenetik Bakış: Bu Dönemde Neden Oruç Tutmamak Gerekir?

Bu dönemlerde oruç tutmakta ısrar eden anneler bebeklerinin sağlığına nasıl bir zarar veriyor olabilirler? Bu yazıda bu soruların cevabına değineceğim. 

Annelere ilk bakışta olumsuz bir etkisi yokmuş gibi görünse de özellikle orta ve uzun vadede bebekler üzerindeki olası olumsuz etkilerini mekanizmaları ile açıklamaya çalışacağım. Dinen yükümlü olmadıkları halde gebe ve emzikliyken oruç tutmakta ısrar eden annelere umarım bu yazı ile ulaşabiliriz. 
Gebelik ve emzirme sırasında oruç tutmanın bebek için kısa vadede zararları olabileceğini biliyoruz. Örneğin, hamile bir kadının susuz kalması kan basıncını düşürebilir, kanın daha kolay pıhtılaşmasına sebep olabilir, ya da kan şekerini düşürebilir. Böyle bir durumda iyi ihtimal hamile kadın halsiz düşer, belki bayılır, böylece vücuduna yaptığı olumsuz etkiyi fark ederek bebeğine zarar vermekten endişe edip bu yaptığını bırakır. Kötü ihtimal, uzun süren açlık ve susuzluk bebeği besleyen plasentaya giden kanın azalmasına ya da bebeğin genel olarak daha az beslenmesine yol açar. Bu bebeğin beklenenden daha küçük doğmasına ya da uzun vadede bazı hastalıklara daha yatkın olmasına sebep olabilir. Anne adayı düşüp bayılmadığı ve doğduğunda bebeğin kilosu aşağı yukarı ortalama düzeylerde olduğu için oruç ile bebek üzerindeki olumsuz sağlık etkileri arasındaki ilişkiyi kuramaz. Sonra her yerde “ben hamileyken oruç tuttum, bir şey olmadı” diyen insanlar görürüz. Halbuki bir şey oluyor, ama sebep ve sonuç ilişkisi annenin fark edebileceği düzeyde değil. 

Benzer yorumları emzirdiği halde oruç tutan annelerde de görüyoruz. “emzirirken oruç tuttum, bir şey olmadı” diyorlar. Ya da “biraz azaldı sütüm ama olsun, o kadardan bir şey olmaz” diyorlar. Halbuki oruç tutarken uzun saatler aç ve susuz kalmanın sütün niteliğini değiştirebileceğine dair çalışmalar var. 

Daha da ötesinde, gebelik ve emzirme döneminde oruç tutmanın bebek üzerinde sizlerin gözle görüp hissedemeyeceğiniz başka etkileri de var: bebeğin epigenetik yapısı üzerindeki değişimler. Konunun teknik detaylarına girmeye ne yazık ki yer ve zaman yok. Daha önce Deniz epigenetik konusunda bir yazı yazmıştı... Özetle şöyle diyeyim. Aldığı besinler yolu ile anne vücudu karnındaki bebeğin hücrelerine bir ‘programlama’ mesajı veriyor. Dışardaki dünya ile ilgili haber taşıyor diyelim. Bebeğin hücreleri bu mesajlara göre DNA’sı üzerinde bazı düzenlemeler yapıyor. Buna epigenetik diyoruz. Bazı genleri daha fazla açıp, bazı genleri kapatıyor. Bütün bunlar bebeğin metabolizmasını etkileyerek bebeği dışarıdaki hayata hazırlıyor. Genel olarak bu alana ‘gelişimsel programlama’, ya da ‘hastalıkların ve sağlığın gelişimsel kökenleri’ adı da veriliyor. Somut olarak şöyle bir örnek vereyim: 

Gebelik döneminde kronik açlığa maruz kalan annelerin bebeklerinde şişmanlık (obezite), şeker hastalığı (diyabet) ve kalp hastalıkları gibi durumlar daha sık görülüyor. Yani annenin aldığı besin miktarının azalması bebeğin DNA’sı üzerindeki küçük epigenetik düzenlemelere yol açıyor. Bunlar da bebeğin ileriki yaşamında hangi hastalıklara yatkın olacağını belirliyor. Basitçe mantığı şöyle kurabiliriz: eğer annenin aldığı besin azalırsa, ya da uzun süre aç kalırsa, bebeğe şöyle bir mesaj vermiş oluyor: “Dışarda ortam kötü. Yemek az, çok az. Amman deyim, çıktığında ne bulursan yağ olarak depola, yoksa mazallah kıtlığa düştüğünde açlıktan ölebilirsin!” Metabolizması bu şekilde programlanan bebek büyüdüğünde çok daha kolay kilo alıyor, yani aldığı kalorileri yağ olarak depolama meylinde oluyor. Bu da obezite, diyabet, kalp hastalıkları gibi riskleri artırıyor. 

Anne karnını anladık, pekiyi emzirme döneminde ne oluyor derseniz işte burası çok ilginç. Bahsettiğim gelişimsel programlama ağırlıklı olarak anne karnında oluyor. Ama doğumdan sonra da, zamanla azalarak da olsa, devam ediyor. Buna yeniden programlama (re-programing) deniyor. Yani, anne emzirme yolu ile hala bebeğe bulunduğu ortam ile ilgili mesajlar vermeye devam ediyor. Bu özellikle ilk 6 ay döneminde oldukça belirgin (bu bilgi ilk 6 ay sadece emzirmenin ne kadar kritik olduğunu tekrar vurgulamış oluyor). Zamanla azalsa da, 2 yaşına kadar hala kayda değer düzeylerde kalıyor. Bu durumda, gebelik döneminde “ben açlığı/susuzluğu kaldırabiliyorum, bir şey olmuyor” demenin, ya da emzirirken oruç tutup da “sütüm azalmıyor, bir şey olmuyor” bahanesi ile oruç tutmanın bir anlamı yok gördüğünüz gibi. 

Özetle, gebelerin ve özellikle ilk 6 ayda emziren annelerin oruç tutması durumunda kısa vadede görünür, hissedilir olumsuz etkilerin ötesinde uzun vadede çocuklarına zarar verme ihtimalleri var. Bu olumsuz etkiler azalarak da olsa 2 yaşına kadar devam ediyor. 

İşin dini boyutuna bakarsak, gebe ve emziklilerin oruç tutmayabileceği alimlerin hemen hemen hepsinin hemfikir olduğu bir konu. Yani gebe ve emzikliler oruç tutmakla yükümlü değil. Dini bir yükümlülük yokken, bebeğe/ çocuğa zarar verme ihtimali bu kadar kuvvetliyken hala oruç tutmakta ısrar eden anneleri anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Konuya ister inanç ister bilim ve mantık çerçevesinden bakalım, hiç bir açıklaması yok. 

Bazı anneler tutmadıkları günleri daha sonra kaza etmenin zor olacağını düşünüp, ‘borç biriktirmek’ istemedikleri için Ramazan’da tutmak istiyor. Geleneksel olarak tutulmayan günlerin daha sonra kaza edilmesi gerektiğini söyleyenler çoğunlukta olsa da gebe ve emzikliler oruçtan muaf oldukları için kaza edilmesine gerek olmadığını söyleyenler de var. Açıklamaları bana oldukça makul geliyor. 

Oruç tutmak sadece dini bir olgu değil. İşin kültürel ve sosyal bir boyutu da var. Evde ya da sosyal çevresinde herkes oruç tutarken buna katılmıyor olmak bazı annelere zor geliyor olabilir. Burada önemli bir nokta şu: çocuğunuzun iyiliği için bunu yapıyor olduğunuzun lütfen farkında olun. Gebeliğiniz ve hayatının ilk 6 ayı boyunca bebeğin tek besin kaynağı olduğunuzu bilin ve lütfen bunun sorumluluğu ile yaşayın. 6-24 ay arasındaki dönemde de emzirme yolu ile bebeğin vücuduna kıymetli faydalar vermeye devam ettiğinizin bilincinde olun. 

Orucun sosyal yönüne katılmak için arada, belirli günlerde oruç tutmayı düşünüyor olabilirsiniz. Mesela hastalık ya da yaşlılık nedeniyle tutamayanlar bazen Ramazan’ın başında, ortasında ve sonunda birer gün oruç tutarlar. Böyle tek tük oruç tutmak için dahi bebeğin en az 6 aylık olmasını ve düzenli bir şekilde su içmeye ve ek gıda tüketmeye başlamasını beklemenizi öneririm. Her şekilde, bebek 6 aylık olduktan sonra dahi emzirme döneminde, yani bebek 2 yaşından küçükken tüm Ramazan’ı oruç tutarak geçirmek yukarda anlattığım mekanizmalardan dolayı, makul ve mantıklı bir hareket değil.

Dr. Tomris Cesuroğlu

3 Haziran 2016 Cuma

“Uluslararası Mama Kodu” Yasası, Vicdan Yasasıdır!

Sorarım size: “Yasalar mı vicdanınızı yönetiyor yoksa vicdanınız yasalarınız mı oluyor?” 

Geçtiğimiz Cumartesi sabahı, İstanbul’un ünlü kongre merkezlerinden birinde Türkiye’nin zincir bebek mağazalarından birinin ev sahipliğini yaptığı ve çeşitli sponsorların desteklediği, anne ve anne adaylarına yönelik bir konferans düzenlendi. Sponsorlar arasında çok sayıda endüstriyel bebek maması markası bulunuyordu. Bu firmaların tüm gün boyunca çok sayıda reklam ve tanıtım faaliyetleri ile bebek mamalarının pazarlanması konusunda hem uluslararası kuralları hem de ulusal mevzuatı defalarca ihlal ettiler. 



Bugün tüm bilimsel çalışmalar göstermiştir ki; emzirme, bir çocuğun en iyi sağlık düzeyine ulaşmasında ve bebek ölüm oranlarının düşürülmesinde en önemli kaynaktır. Ancak endüstriyel bebek mamalarının kontrolsüz ve etik dışı bir şekilde pazarlanması emzirme üzerinde son derece olumsuz bir etki yapmaktadır. Bu nedenle, “Uluslararası Mama Kodu Yasası” (WHO CODE) ile mamaların uygunsuz pazarlanması konusunda sınırlayıcı ilkeler belirlenmiştir. 

1981'de Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Kurulunun imzaladığı, formül mamaların pazarlanması ve satışının düzenlenmesi ile ilgili ANNE SÜTÜ MUADİLLERİNİN PAZARLANMASIYLA İLGİLİ ULUSLARARASI YASA (‘WHO Code’, ya da Uluslararası Mama Kodu) TC Sağlık Bakanlığı tarafından da imzalanarak kabul edilmiştir. Uluslararası Mama Kodu ve Türk Gıda Kodeksi Bebek Formülleri (2014/31) ve Devam Formülleri (2014/32) Tebliğleri ile “İnsan hakları” bağlamında “Emzirme Hakkı” korunmaya çalışılmaktadır. Öyleyse, bu yasaların ihlali çocuk hakları ihlali, yani insan hakları ihlalidir. 
Gelelim, düzenlenen konferansın Uluslararası Mama Kodu’na aykırı notlarına... Öncelikle şunu belirtelim ki, bu konferansın oturum programında yer alan oturumlardan birinin başlığı “X mama markası ile bebeğin ilk günleri” iken bu başlık, yetkili bir kurumun konferansı düzenleyen şirketi uyarması sonucunda “Bebeğin ilk günleri ve emzirme” olarak düzeltildi. Ben bu konferansta bizzat bulundum ve sizlere aktaracağım tüm hususlar, Mama Kodu’na aykırıdır; birçoğu Türk Gıda Kodeksi Bebek Formülleri Tebliği’ne de aykırıdır. 



Bu konferansta; 

• Konferansın düzenlenmesine pek çok mama firması sponsorluk etmiştir. 

• Konferansın tüm broşürlerinde, web sitesinde, tanıtım afişlerinde ve sahne alanında sponsor mama firmalarının ürün adları markalarıyla açıkça yazmaktadır.

• Bu mama firmalarının tamamı, reklam yapma amacıyla pazarlamacılar ve anneleri bir araya getiren tanıtım stantları kurmuştur. 

• Bu stantlarda annelerle iletişimde bulunun pazarlamacılar, “DSÖ’nün bebeklerin 6. ayı tam dolmadan ek gıdaya geçilmemesi gerektiği önerisi” ne rağmen yanlış ve taraflı bilgiler vererek, “4. aydan itibaren ek gıda önerilir” gibi bir ifadeyle annelerin emzirme becerilerine gölge düşürmüş ve annelere bebeklerinin beslenmesinde denemeleri için mama eşantiyonları ve de indirim kuponları dağıtmışlardır. 
• Konferans boyunca pazarlamacılar, annelerin yanlarına giderek sepetler içerisinde eşantiyon mama dağıtımını sürdürmüşlerdir. 

• Konferans boyunca pazarlamacılar, annelerin yanlarına giderek sepetler içerisinde mama indirim kuponları dağıtımını sürdürmüşlerdir. 
• Bebeğin ayı/yaşı kaç olursa olsun, anneye mama numunesi/eşantiyonu vermek uygun değildir. Ancak, “Bebeğim 3 aylık...” dediğinizde, yani sadece anne sütü ile beslenmesi gereken sürede mama önermek ve 3 aylık bebek için 6 ay ve üzeri mama numarası numunesi vermek hem uygunsuzdur hem de vicdansızlıktır. Mama firmalarının tek düşüncesi, mama numunelerini halk sağlığını dikkate almadan hızlıca dağıtabilmek olmuştur. 

• Konferansın ana sponsorlarından olan bir mama firmasının reklam afişleri ve tanıtım broşürleri üzerinde, henüz 0-6 ay dönemi içinde oldukça küçük bir bebeğin resimleri yer almaktadır. 

• Konferans salonlarında sahnenin sağ ve sol kısmında dev boyutlarda asılı olan bu afişlerde, mama ürün adı (markası) ve bu küçük bebeğin resimleri bulunmaktadır. 
• Fotoğrafta görmüş olduğunuz oturum, “Emzirme”den söz edilen bir oturumdur. Oturumun sunucusu olan bayanın konuşmacılara yönelttiği sorular çok büyük oranda anne sütü yetmemesi(!) ve mama verilmesi(!) hususunda olmuştur. Bu sırada sağda ve solda kocaman boyutlarda mama reklamı yer almış ve oturum başında sandalyelerde mama broşürleri ve numuneleri hazır olarak yerleştirilmiştir. 

• Her oturum öncesinde salondaki annelerin oturacakları koltukların üzerine dosyalar içerisinde mama numuneleri/eşantiyonları özenle her koltuğa dağıtılmıştır. 
• Bu konferansa katılan anneler, uygunsuz bir şekilde dağıtılan pek çok mama numunesi, promosyonu ve indirim kuponu ile evlerine dönmüştür. 

• İlgili mama firması stant sorumlusu olan bir yetkili, DSÖ’nün bebeklerin 6. ayı tam dolmadan ek gıdaya geçilmemesi gerektiği önerisine rağmen “Bebeğiniz 4. aydan itibaren ek gıdaya başlayabilir” diyerek, gıda eşantiyonları dağıtmıştır. Fotoğraftaki eşantiyonlar bebeğimizin 3 aylık olduğunu söylediğimizde bize verilen eşantiyonlardır.


Bu konferansın sunucuları iki ünlü kadındı. Özellikle sunuculardan bir tanesi hemen her oturumda, “.... mama vermeye ilişkin sorular” sorarak ve “... ama ben bebeklerime mama vermeye başladım” gibi kendi yaşamından örnekler vererek, açıkça dikkati formül mamalara çekmeye çalışmıştır. O sırada bu ünlü ismi dikkatle dinleyen yüzlerce bebek annesi vardır. O nedenle de özellikle göz önünde olan ve sevilen isimlerin bu konuda taşıdıkları bir sorumluluk olmalıdır. Yani, kendi tecrübeleri hangi yönde olursa olsun kararlarının ve davranışlarının “örnek alınabileceği” gerçeğini hiçbir zaman unutmamalıdırlar. 

Bakın, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 24. maddesi der ki; “Bütün toplum kesimlerinin özellikle ana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ile beslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı konusunda temel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması gerekir”. Yani, emzirme konusunda doğru bilgilendirme işi, sadece ana-babaları değil, toplumun tüm kesimlerini kapsar. Öyleyse, emzirme konusu toplumun her kesiminin duyarlı olması gereken bir konu olarak tanımlanabilir. Yani, özellikle ünlü ve sevilen kişilerin halkla buluştukları hemen her platformda bu konuda duyarlı davranması önemlidir. 

Gelelim sonuca, konferansın katılımcılarının büyük bir kısmını hamileler ve çoğunlukla 2-12 ay arası bebek anneleri ve babaları oluşturmaktaydı. Az sayıda katılımcı ise firma yetkilileri, tedarikçiler vb. kişilerdi. Kısacası, çoğunluğu oluşturan katılımcı annelerin ve anne adaylarının, henüz emzirme öncesi dönemde ve henüz emzirme döneminde olan anneler olduklarını söyleyebiliriz. Bu nedenle bu tür konferanslarda, halk sağlığı açısından annelere emzirme becerilerini geliştirebilecekleri türden bilgilerin reklama maruz kalmadan, uluslararası kurallara ve ulusal mevzuata uygun şekilde verilmesi son derece önemlidir. 

Unutmayalım ki, 1980’lerden itibaren mamaların uygunsuz pazarlanması ve promosyon olarak dağıtılması nedeniyle mamalar hakkında önemli bir yanılgı yaşayan halkın emzirme oranlarında ciddi düşüşler rapor edilmiştir. Mama kullanımının artışı ve emzirme oranının düşüşü ile birlikte bebeklerin sağlık verileri açısından olumsuz sonuçlar rapor edilmiştir. Bugün TNSA sonuçlarına göre, ülkemizde sadece ilk 6 ay anne sütü alan bebeklerimizin oranı %30, iki yıl anne sütü alan bebeklerimizin oranı ise %16 olarak kaydedilmiştir. 

Sonuç olarak, mama firmalarının anne ve anne adaylarına doğrudan ulaşarak ürünlerini pazarlamalarına olanak tanıyan böyle bu organizasyon, DSÖ’nün ortaya koyduğu ve Türkiye’nin imza attığı uluslararası yasaya (Uluslararası Mama Kodu) tamamen aykırıdır. Ulusal mevzuatı da bir çok noktada ihlal etmektedir. Anneleri mama kullanımına teşvik eden her türlü etkinlik, sadece uluslararası ve ulusal mevzuata değil, vicdana da aykırıdır. 

Emzirme Gönüllüsü 
Pınar Ayata

Bebek Yapım Bakım Onarım

Bebek Yapım Bakım Onarım